Bugün bitirdiğim netflix dizisi. Hakan Günday ve Onur Saylak'ın projesi. Bildiğiniz üzere şahsiyet de ikisinin ellerinden çıkmıştı ve toplumsal sorunlara ayna tutan bir diziydi. Uysallar'da da aynı şekilde daha farklı toplumsal sorunlara değinilmiş, bu yönden hoşuma gitti; fakat benim açımdan son üç bölüm gerçekten akıcı değildi ve biraz da olsa sıkıldım diyebilirim. Puanım 7/10.
Nomadland-Fern (bu yaşlılığım olacak muhtemelen) The Worst Person in the World-Julie (onun yaptığı gibi tıbbı bırakmam ama gerisi bence aynı) Onun dışında şimdiye kadar iki arkadaşımdan duyduğum: The office-Pam Bir kere daha hayal kırıklığı yaşarsam muhtemelen Kill Bill-The Bride
Meclisimizin kuruluşunun 102.yılı kutlu olsun! Eskiden yurt dışından bir sürü çocuk gelirdi, malumunuz bu bayram, sadece ulusal egemenlik değil aynı zamanda çocuk bayramı da. Onlara bayılırdım gerçekten, şimdi yoklar sanırım. Keşke yine bayramlarımız o coşkuyla kutlansa. Edit:Matematiksel hata.
Gazi tıp girişinde dilencilik. Yeri fena değil, kışın sıkıntılı olabilir. Çalışma saatleri serbest, insanların bazılarını tanıdığım için para almam daha kolay.
kendimden bıktım. Kendimi terk etmek istiyorum, kendimi çöpe atmak istiyorum. Kendimi uzay boşluğuna yollamak istiyorum, yok etmek istiyorum. Keşke ruhum ölümsüz olmasaydı, böylelikle kendimden kurtulabilirdim gerçekten. Şimdi sadece bedenimden kurtulabilirim ama ben ruhumdan da bıktım. Ruhumdan da kurtulmak istiyorum, kurtulamıyorum. Kaçamıyorum, peşimi bırakmıyor. Artık kovalamasın diye duruyorum ama bu sefer o da yanımda duruyor ve gitmiyor. Bunu yenisiyle değiştirebilir miyim? Keşke böyle bir hakkım olsaydı, bu ruhu istemiyorum. Geri gitsin. Geri git, lütfen beni rahat bırak. Bir arkadaşım bir gün “erkenden hayırlısıyla ölsem keşke.” demişti, o gün çok üzülmüştüm ve açıkçası anlamsız gelmişti. Bugün yaşamak çok zor olunca bunu içimden geçirdim ama geride bıraktıklarım üzülür.
Bir ermişin, uzun süredir bulunduğu bir ülkeden ayrılırken halka son seslenişini içeriyor. Kitap zaten kısa, çabuk okunuyor. Ben bile üç günde bitirdim, muhakkak siz daha hızlı okursunuz. Bana bir şeyler öğütleyen kitapları zaten sevdiğimden bu kitabı da sevdim, dilinin sade olması kitabı ekstra iyi yaptı gözümde.
Beğendiğim birkaç yeri, ileride kendim de okuyabileyim diye ekliyorum.
Aşka Dair bölümünden: “Kendinden başka bir şey vermez aşk ve kendinden başkasından almaz. Ne sahip olur aşk ne de sahip olunmak ister; çünkü aşk, aşka yeter.”
Vermeye Dair bölümünden: “ 'Veririm ama sadece hak edenlere' dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar yaşayabilmek için verir çünkü vermekten kaçınmak, yok olmaktır.”
Sevinç ve Kedere Dair bölümünden: “Keder varlığınızda ne kadar derin bir oyuk açarsa, taşıyabileceğiniz sevinç o kadar fazla olur.”
Yasalara Dair bölümünden: “Gerçekten de okyanus hep masumlarla birlikte güler.”
Özgürlüğe Dair bölümünden: “Ve tahtından indirmek istediğiniz bir despotsa söz konusu olan, önce onun içinizde kurulu tahtını ortadan kaldırın.” “Ve üstünüzden atmak istediğiniz bir yükümlülükse söz konusu olan, bu yükümlülük size dayatılmadı; onu siz seçtiniz.”
İyiliğe ve Kötülüğe Dair bölümünden: “İçinizdeki iyiden söz edebilirim ama kötüden söz edemem. Çünkü kötü, kendi açlığının ve susuzluğunun ıstırabıyla kıvranan iyiden başka nedir ki?”
Veda bölümünden: “Kişi uzaklaşmadan nasıl gerçekten yakın olabilir?”
Bugün bunu gerçekten yaşadım. Kendimi “nerede o eski ramazanlar” derken bulmadım tabii, o kadar da yaşlanmadım sonuçta ama lisede eve giderken yürüdüğüm yoldan yürürken, oranın havasını içime çekerken gerçekten eve gelip polinom çözmeyi özlediğimi fark ettim. Bir zamanlar kafamda “acaba ankara'yı kazanabilir miyim?” “Acaba edebiyat yazılısında hoca şurayı kabul eder mi?” Düşünceleriyle yürüdüğüm yolda bugün kafamda bambaşka sorularla yürüdüm. Garip. Belki on sene sonra çocuğumla o yoldan yürüyüp başka şeyler düşüneceğim.
Bugün açıklanandır. Derma, radyoloji, prc için inanılmaz fazla kontenjan açılmakla birlikte; pediatri, iç hastalıkları ve cerrahilerde bu durum söz konusu değil. Gerçekten artık cerrah bulamayacağız. Bu saçmalığın bir telafisi olur umarım hepimiz için.
Pet shoplarda uzun bir süredir yapılan fakat aralık 2021'de yasaklanan eylem. 7 ay süre verilmiş, temmuza kadar satış yapabilirler yani.
Bu konudaki yasal süreç bu, kendi görüşlerimi aktarmam gerekirse; iki kuşum var, ikisini satın almıştım ve bu durumdan oldukça pişmanım. Kuşlarımın benimle olmasından çok mutluyum elbette ama onların bu ülkede bile bulunmaması gerekiyordu diye düşünüyorum hep. Yaşam alanları buradan çok farklı çünkü. Onun dışında cins kedi/köpek, egzotik hayvan satışı için de aynı şeyi düşünüyorum. Bu hayvanlara bunu yapma hakkımız yok. Bir yılanı alıp evde besleme hakkımız olmamalı kesinlikle, bir noktada hayvana eziyet.
Şimdiki aklım olsa pet shopa hiç bulaşmazdım ama ilk kuşum gerçekten büyük sayılabilen bir kuş, orta boy papağan olarak geçiyor. kuşu koydukları yeri görünce içim daralmıştı, onun orada yapabilmesi çok zordu mesela. Zaten geldiği günden itibaren bir sene depresyondaydı yavrum. Onu, onların elinden kurtardığım için mutluyum; fakat başta da belirttiğim gibi, keşke bu ülkeye hiç gelmeselerdi. Kendi yaşam alanlarında olsalardı. Bugün pazarda civciv ve ördek satılıyordu mesela, o hayvanları görünce gerçekten üzüldüm. Yazık yani. Ben bu işin tamamen bitmesi taraftarıyım açıkçası.
Tiktok gibi platformlarda kadınların sadece belirli bölgelerinin görüntüsüyle iğrenç cümleler kuranları da gördükten sonra bunun olmadığına inanan var mıdır acaba? Ciddi bir uyum problemleri var, geldiğin yere uyum gösteremiyorsan gidersin. Bu kadar basit. Zaten sıkıntılı insanımız son zamanlarda artmaya başladı, bir de dışarıdan ithal ettik. Tam oldu.
Not: Öncelikle derdim ülkemize herhangi bir şekilde değer kazandıran insanlarla değil. Bir insanın, kendi ülkesinde can güvenliği yoksa ülkesine iade edilmemesi konusunda da bunu savunan herkesle hemfikirim. Birini bile bile ölüme gönderemeyiz, bu durum başka bir şey ancak şu anki durum çok başka. Türkiye resmen Avrupa'nın mülteci çöplüğü oldu. Resmen kendilerine gelecek bu kadar mülteciyi bizde tutuyorlar bir şekilde. İnsan önce kendi vatandaşını düşünmeli, kim vergi veriyorsa önce onlara hizmet etmeli.
Limonu ekmeğe sıkıp yiyecek kadar çok sevdiğim için Tarhana ve domates hariç her çorbaya yaptığım eylem. Çorba limonsuz içilir mi ya?? Not: Limonlu ekmeği küçükken yiyordum, şimdi utanıyorum.