cildimin tip 2 olması sebebiyle güneşte birkaç saat durmam cızbız olmam için yeterli. güneş kreminin neden işe yaramadığını hep merak ederdim.
cildi tip 1 ve 2 olan kardeşlerim, saklanın. gerçekten bak. dışarıya bir saat çıkıp giriyorum, kollarım yağda hafif ölmüş soğan gibi zonk zonk pembe pembe. bir kolluk diktiriyorum şimdi, şiddetle tavsiye ederim. ama bence bol olmasına ve içine rüzgar girebilecek olmasına dikkat edin, cızbız olmayayım derken haşlanmayın. aynı sebeple pamuklu kumaş da tercih etmemenizi öneririm.
ne zaman gitsem bomboş olsa dahi usulen bi sıra numarası alırım. 5 dakika sıra bekleme role playi yapar, sonra favorim olan soldan 2. bankacıya "müsait misiniz?" diye sorarım. tabii ki müsaittir.
tüyo: hastanenin 2. en serin yeridir. sıcaktan bayılmak üzere olduğunuzda girip siz de 5 dakika sıra bekleme role playi yapabilirsiniz
Balonun sonlarına doğru üşüyüp üzerime şal atmam hasebiyle 'görümce' ye benzemiş olsam da hayatımda kendimi gerçek bir prenses gibi hissettiğim yegane anlara sahip etkinlikti.
(Önceki hafta enfeksiyon serviste tuttuğum 3 nöbetten sonra üsye kapmıştım ve aslında çok hastaydım)
basitçe birinin bir ağrıya gösterebildiği tolerans olarak tanımlayabiliriz sanırım. bilindiği gibi herkesin acı eşiği birbirinden farklıdır, bunu gündelik hayatta da rahatça gözlemleyebiliriz. "acı" kavramını fiziksel bağlamının dışında ele alırsak da yine sonuç değişmiyor bence. hepimiz farklı şeylere üzülüyoruz, kimisi için dünyanın sonu olan bir durum kimisi için sıradan bir salı akşamı olabiliyor; geçmişte deneyimlediğimiz acılara göre acı eşiğimiz de değişiyor. dün üzüntüden ağladığımız günler bugün özleminden ağladığımız dünlere dönebiliyor mesela. herkesin hayatı birbirinden daha farklı geçiyor, o kişi neler neler tecrübe etmiş (ya da etmemiş(!)) dışarıdan asla anlayamıyoruz.
kimi insanların dert ettikleri durumları gördüğümde yine de istemsizce şaşırırım açıkçası, "bunu mu kafaya takıosun gerçekten" diyesim gelir hatta, o derece küçük görünür gözüme. bir başkası için de benim dertlerim öyledir muhtemelen, o yüzden kıyas yapmamak en iyisi.
60 saniyede vakayı bil veya wordle türevi bir oyun. doctordle.org adresinden oynayabilirsiniz. her gün bir vaka oluyor ama arşivine erişilebiliyor. arada sırada 1. tahminde tek atmanın da, 6 tahminde de bilememenin de eğlencesi ayrı (bence)
Kardeş 15 gram içeren protein barı nasıl yaptınız? Benim gibi birini 2 parçada doyuracak 42 gramlık çikolatayı nasıl yaptınız? Bir kutusu 70 kalori olan ice tea esas mı? Notuslar bir rüya mı?
son zamanlarda bende anksiyetesi oluşan olay, depremden beri yaşadığım her kayıpta yeni baştan alışmaya, hazmetmeye çalışıyorum ve aldığım ölüm ve hastalık haberleri beni buna -umduğum gibi- alıştırmaktan çok iyice germeye başladı, bir sabah uyanıp da anne babanın çocukluğunda hatırladığın kadar genç olmadığını fark etmek gibi bir his. tuhaf.
Ne zaman genç birinin ölüm haberini alsam aklımda teomanın çoban yıldızı çalar
Yüzme bilmeden daha Deniz görmeden Hiç güneşte yanmadan Şimdi ölmek istemem Daha hiç gülmeden
Çocukluk arkadaşım dün henüz 20 yaşındayken vefat etti. Samimi değildik, en son 10 yıl önce görmüştüm. Yine de içim burkuldu.
Herhangi bir inancım yok, insanın öldükten sonra bir yere gittiğini de düşünmüyorum. Ancak ailesinin nasıl hissettiğine dair sevdiklerim üzerinden empati yapınca... Bir gün yeniden bir yerlerde buluşacağımız ümidi olmasa muhtemelen delirirdim, gerçekten çok zor.
Hepimiz birer istatistiğiz, o da bir istatistik oldu. Anılarımda hep çocuk, hep de çocuk kalacak. Yattığı yer incitmesin, umarım insan ölünce bir yere gidiyordur ve umarım şimdi gittiği yerde mutludur.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır. katkıda bulunmak istemez misin?