mental olarak hayatımın en ilginç deneyimlerinden birini yaşayacağım
hayatım boyunca insanları dinleyen, onlar anlayan ve zor dönemlerinde onlara destek olmayı başaran (en azından özveriyle deneyen) birisi oldum, insanları anlamak konusunda ilginç bir yetiye sahiptim hep, onları kendilerinden bile daha net görürdüm, kendilerinin bile farkında olmadığı bilinçaltlarındaki duyguların ve düşüncelerin farkında olurdum yani. (medyum olduğumu ya da zihin okuduğumu filan iddia etmiyorum, sadece insanları okuma konusunda iyiyim)
yakın zamanda kendi hayatımda böyle birisinin olmadığını farkettim. ben birisiyle konuşurken onun tepkilerinden bile modunun nasıl olduğunu sezebiliyorken kimse benim ne hissettiğimi ben söylemeden anlamıyor sanki. ben derdimi anlattığımda kimse bana seni anlıyorum demekten fazlasını söyleyemiyor, kimse bana duygularım hakkındaki yorum ve içgörülerini paylaşamıyor. bana sen aslında şu yüzden bu haldesin, sen aslında şundan korkuyorsun diyemiyor kimse. üzgünken bile kendi psikologluğumu (!) bir sekilde benim yapmam gerekiyor adeta. kendi hayatımda bir ben yokum ve bu beni çok yoruyor. belki de sorun çevremdeki bana benzeyen insan eksikliği değildir, kendi hayatımdaki ben eksikliğidir, özsevgi, özsaygı vs eksikliğidir. bilemiyorum...
yakın zamanda kendi hayatımda böyle birisinin olmadığını farkettim. ben birisiyle konuşurken onun tepkilerinden bile modunun nasıl olduğunu sezebiliyorken kimse benim ne hissettiğimi ben söylemeden anlamıyor sanki. ben derdimi anlattığımda kimse bana seni anlıyorum demekten fazlasını söyleyemiyor, kimse bana duygularım hakkındaki yorum ve içgörülerini paylaşamıyor. bana sen aslında şu yüzden bu haldesin, sen aslında şundan korkuyorsun diyemiyor kimse. üzgünken bile kendi psikologluğumu (!) bir sekilde benim yapmam gerekiyor adeta. kendi hayatımda bir ben yokum ve bu beni çok yoruyor. belki de sorun çevremdeki bana benzeyen insan eksikliği değildir, kendi hayatımdaki ben eksikliğidir, özsevgi, özsaygı vs eksikliğidir. bilemiyorum...
saçımı kes(tir)mek için bir bahane
bazen utandığım, bazen kendimi şizofren gibi hissettiğim durum. gerçi zaten bir avuç kişiyiz şurada, illa ki yaşanacak bu olay. hem birinin bu işi yapması lazım sonuçta
iş çıkışı trafiği gibi, ıkına ıkına
Büt sen ne zor şeysin
oğuz atay'ın tutunamayanlar kitabından bir alıntıdır. yapamayacağına inandığı için yapmayı denememek bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerdendir bence, aslında mümkün olan bir ihtimali korkudan dolayı harcamış olmak o şeyi deneyip başaramamaktan daha üzücü gelir bana. hoş, hemen hemen her gün bilinçaltımda bu üzüntüyle yaşıyorum. sanırım kırmam gereken döngülerden birisi de bu.
ya güzel konuş ya da sus, senin negatif düşüncelerini duymak istemiyorum. birbirimizle anlaşamıyoruz işte. çık git kafamın içinden, sen de kurtul ben de.
(bkz: kafamızdaki ses(ler))
(bkz: kafamızdaki ses(ler))
Aysel git başımdan, ben sana göre değilim
bir anda yok olamamak. 1000 sene önce aniden evden çıkıp gidebilirdiniz ve bir daha kimse sizi bulamazdı, bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayat kurabilirdiniz ama günümüzde hakkınızda kayıp ihbarı çıkmadan ya da polis çevirmeden sınır kapısına bile ulaşamazsınız. büyük bir eksiklik bence, insan yorulduğu zaman bir süreliğine de olsa bırakıp gidebilmeli (bkz: her şeyden bıkmak).
allah düşmanımın başına vermesin, fiziksel olarak çektiğim en büyük acı.
Elzem
Mühim
basitçe birinin bir ağrıya gösterebildiği tolerans olarak tanımlayabiliriz sanırım. bilindiği gibi herkesin acı eşiği birbirinden farklıdır, bunu gündelik hayatta da rahatça gözlemleyebiliriz. "acı" kavramını fiziksel bağlamının dışında ele alırsak da yine sonuç değişmiyor bence. hepimiz farklı şeylere üzülüyoruz, kimisi için dünyanın sonu olan bir durum kimisi için sıradan bir salı akşamı olabiliyor; geçmişte deneyimlediğimiz acılara göre acı eşiğimiz de değişiyor. dün üzüntüden ağladığımız günler bugün özleminden ağladığımız dünlere dönebiliyor mesela. herkesin hayatı birbirinden daha farklı geçiyor, o kişi neler neler tecrübe etmiş (ya da etmemiş(!)) dışarıdan asla anlayamıyoruz.
kimi insanların dert ettikleri durumları gördüğümde yine de istemsizce şaşırırım açıkçası, "bunu mu kafaya takıosun gerçekten" diyesim gelir hatta, o derece küçük görünür gözüme. bir başkası için de benim dertlerim öyledir muhtemelen, o yüzden kıyas yapmamak en iyisi.
kimi insanların dert ettikleri durumları gördüğümde yine de istemsizce şaşırırım açıkçası, "bunu mu kafaya takıosun gerçekten" diyesim gelir hatta, o derece küçük görünür gözüme. bir başkası için de benim dertlerim öyledir muhtemelen, o yüzden kıyas yapmamak en iyisi.
düşüncelerim çözmeye çalıştığım karman çorman bir ip yumağı gibi genelde, ve her defasında çözüleceğine daha da karışıyorlar. sürekli kafamın içinde argümanlar ve karşı argümanlar birbirine giriyor, bir şeyi düşünürken bambaşka bir şey araya giriyor, düşüncelerimi oldukları gibi sade bir şekilde ele almak yerine çok farklı boyutlardan bakıyorum ta ki neyin doğru neyin yanlış olduğunu unutana ya da hangi bakış açısının bana ait olduğunun bilincini tamamen kaybedene kadar. kafamdan ne geçtiğini dahi bilmiyorum çoğu zaman, tamamlanmış halini hiç görmeden devasa bir puzzleı çözmeye çalışıyormuşum gibi adeta, ya da akan bir suyu avuçlarımla tutup yakalamaya çalışıyormuşum gibi. nereden başladığımı bile unutuyorum genelde, en baştaki sorunu çözmek şöyle dursun hiç alakası olmayan bambaşka bir şeye kafa yorarken buluyorum kendimi. kafamdaki problemleri çözme girişimlerim de genellikle uyuyakalmayla ya da iç çekip boşvermekle sonlanıyor. hoş, hiçbir sorunun oturup düşünerek çözüldüğünü görmedim, birşeyler yalnızca ayağa kalkıp aksiyon alındığında değişiyor sanırım, yine de oturup düşünebilseydim de güzel olurdu herhalde
belki çok da şey yapmamak lazım ~gripin
zaman. boşa harcadığım her bir dakikanın vicdan azabını çekiyorum daima.
geride bırakılana duyulan özlemdir, kişinin geçmiş bir anıyı ya da dönemi hasretle anımsamasıdır nostalji. birazcık umutsuzdur çünkü nostalji insanın çoktan hatıraya dönüşmüş olan kimi dönemleri tekrardan arzulamasına yol açar. birazcık da yanılsama barındırır içinde, çünkü bazen birşeyleri gerçekten değerli oldukları ve geri gelmelerini istediğimiz için değil, sırf geçmişte kaldıkları için özleriz. dönüp arkamıza bakmak önümüze bakmaktan daha kolaydır; zira eski günlerden aklımızda yalnızca güzel kısımlar kalır, bu da şuanda yaşadığımız problemlerle kıyaslandığında sorunsuz bir döneme bakıyormuşuz hissi yaratır. oysa her dün bir zamanlar bugündü ve hiçbir bugün insanın hayatında sorunsuz, sıkıntısız geçmez. o yüzden kimi zaman nostalji, geride bıraktıklarımızın romantize edilmiş hallerinden ibarettir yalnızca.
bana kalırsa nostalji içinde boğulmadığımız sürece güzel, aksi takdirde insanı anı yaşamaktan alıkoyuyor. her şey gibi o da kararında olmalı, ne geçmişi tamamen silip atmak gerek ne de ona çok fazla takılıp kalmak.
bana kalırsa nostalji içinde boğulmadığımız sürece güzel, aksi takdirde insanı anı yaşamaktan alıkoyuyor. her şey gibi o da kararında olmalı, ne geçmişi tamamen silip atmak gerek ne de ona çok fazla takılıp kalmak.
ego otobüsündeki geniş / bir buçuk kişilik koltuklara 2.kişi olarak sıkışmaya çalışan teyze grubu. hayır teyze iki kişi oraya sığamayız bunun sen de farkındasın bence.
öte yandan genelde o geniş koltuklar yaşlı engelli ve hamile vatandaşlara tahsis edilmiş oluyor, rica ettiği takdirde oturan kişi yer verecektir ona sonuçta onun hakkı. tabi teyze hakkını savunmak yerine oturan kişiyle epey samimi bi yolculuk yapmayı tercih ediyor da olabilir, kim bilir...
öte yandan genelde o geniş koltuklar yaşlı engelli ve hamile vatandaşlara tahsis edilmiş oluyor, rica ettiği takdirde oturan kişi yer verecektir ona sonuçta onun hakkı. tabi teyze hakkını savunmak yerine oturan kişiyle epey samimi bi yolculuk yapmayı tercih ediyor da olabilir, kim bilir...
hayırlısı
şu seneyi de bi atlatalım sonra bakarız
insanoğluna en faydalı canlı olduğunu düşünmekteyim. özellikle sağlıklı beslenmek isteyen ya da spor yapan insanların başlıca besin kaynağı çünkü hem ulaşılabilir hem lezzetli hem de besin değeri çok yüksek, daha ne olsun. yumurtadan bahsetmiyorum bile; her ne kadar yer yer mide bulandırsa da mutfakların vazgeçilmezidir bence, özellikle kek tarzı ürünlerle haşır neşirseniz. Eğer tavuklar olmasaydı muhtemelen hala ot kemiriyor olurduk!
herhangi bir böcek türü. ıssız bi adada mahsur kalsaydım ve tek yiyebileceğim şey ağaçta sürünen salyangozlar olsaydı muhtemelen ağacı kemirmeye başlardım
uyurken kendinizi fırında fanlı ayarda pişen bütün bir tavuk gibi hissetmenize neden olan olay. sanki birisi beni boğmaya çalışıyor ama boğazımdan değil de ayaklarımdan sıkıyormuş gibi adeta.
korkma acımayacak
hem 1 yıl daha nedir ki zaten bişey olmaz
nasip bu işler kalırsan da hayırlısı
hem belki hayat yüzüne güler geçersin neden olmasın
(bkz: kendime düşünceler)
hem 1 yıl daha nedir ki zaten bişey olmaz
nasip bu işler kalırsan da hayırlısı
hem belki hayat yüzüne güler geçersin neden olmasın
(bkz: kendime düşünceler)
Umarim kalmazsiniz
Okulu uzatmak dunyanin sonu degil tabii ki ama tip fakultesi ağda gibi,şekerlisinden
Durdukça sünüyor,yapisiyor,igrenclesiyor
Hemen bitirip kacmak guzel
Okulu uzatmak dunyanin sonu degil tabii ki ama tip fakultesi ağda gibi,şekerlisinden
Durdukça sünüyor,yapisiyor,igrenclesiyor
Hemen bitirip kacmak guzel
Tıpfakı 7 yılda bitiren 1 senesini 6 yılda bitiren her şeyini kaybetmiştir derler sn lygt, koyverin rahvan gitsin
açıkçası ikinize de hak verdim sn ruhsuz ve sn gri, bakalım 1 yılımı mı kaybedeceğim yoksa aklımı mı ben de merak içerisindeyim 🫠yorumlarınız için teşekkürler
koca otobüste bir tek senin bulunduğun yere güneş vurması
bir şeylere karşı çıkmayı kişiliği haline getirmiş insandır. gerçek bir kişilik ve duruş sahibi olmayan insanlar her şeyin karşısında durarak hayatta bir konumları, savundukları bir dünya görüşü varmış gibi hissederler, çünkü bi şeye muhalefet olmak için genelde karşıt bir fikri benimsiyor olmanız gerekir; kendine ait fikirleri olmayan insanlar da muhalefet olarak gerçekten bir düşünceye sahiplermiş izlenimi yaratırlar (ya da kendilerini öyle kandırırlar). benim gözümde hayattaki en kolay işlerden biridir bu, zira hiç birşeyi savunmanıza gerek olmadan birşeylere karşı çıkarak tatmin edebilirsiniz kendinizi. fakat ne acıdır ki her şeyin karşısında olan insanın hiçbir zaman gerçek bi karakteri, hayat görüşü, konumu olamaz, bugün eleştirdikleri şeyin tam zıttını da yarın eleştirebilirler çünkü.
eve gitmem gerek her yerdeyim
Hayatta her şey istediğimiz gibi olmaz
Huzur ve sakinlik, düşünmek zorunda olmadığım bir zaman dilimi yani
air fryer da olur
insana ait temel bilişsel fonksiyonları taklit edebilen yazılımlara verilen genel isim şeklinde tanımlanabilir. geleceği görmesi zor fakat insanlık tarihinin en çığır açıcı icadı olması muhtemeldir, insanın hayatını her anlamda değiştirecek - ki değiştirmeye de başladı zaten. bundan 50 sene sonra nasıl bir dünyaya uyanacağımızı epey merak ediyorum doğrusu, dünya bir çeşit distopya kitabına dönüşüyor gitgide
insanın enerjisini sömüren insan tipidir. genelde mizah anlayışından yoksun olurlar ve dünyada bir tek kendileri düşünceliymiş/duyarlıymış gibi davranırlar. muhtemelen zor bir hayatları vardır, her şeyi bu kadar kafaya takmak yorucu olmalı diye düşünüyorum.
Afiyet olsun diyen garsona/çalışana "size de" demek, bunun bir çok versiyonu vardır. gel abi beraber olsun senden yemek saklayacak değilim
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?