Ağzının tadını bilen, rafine zevkleri olan insanların tercihidir genelde diyorum
"tercih ise en güzel seçim, Maruz bırakılıyor ise en acımasız cezadır."
benden sana hayır gelmez, sal beni.
derin bir iç çekiş.
Bundan çok nefret etsem de bu duygudan çoğu zaman kurtulamıyorum. Çok sinir bozucu. Bir süreden sonra istediğini yapamaz, hayatındaki önemli kararları alamaz hale geliyorsun.
Geceleri gidilmezse çalışmanız kabul olmaz. Arkadaşlarla yapılan bir aktivitedir. Molalar kaçırılır, soğukta kalınır, otomattan kahve içilir. Pekçok romantik sahneye ev sahipliği yapmıştır. Yılın belirli dönemleri yer bulmak bir sorundur yer yer sabahın ayazında sıra beklenir içeri girmek için. Bazen sadece sıkıldığın için gider takılırsın. Bazen yalnızca bahanedir milli. Cuma günleri molası iki saat olmasından mütevellit uzunca bir yemek molasına çıkılır. Her zaman bir tanıdık sima ile karşılaşılır. Kaç saat çalıştım hesabı yapılır. Güneşin doğuşu izlenip sigara eşliğinde arkadaşlarla efkar yapılır. Çıkışta köpeklerden kaçılır vs vs. Anlat anlat bitmez.
"Bana ayrılan sürenin sonuna geldik."
Severek kullandığım bu cümleyi bana kazandıran kişi.
Severek kullandığım bu cümleyi bana kazandıran kişi.
Tüm travmaların orada filiz verir, yine orayı özlersin. Gidersin için daralır, gitmezsin bir yanın buruk olur
Öff
Haziran 2023 ten beri gündemi,siyaseti,haberleri izlemeyi çok büyük oranda bıraktım.Sosyal medyayı tamamen bıraktım.Bunun kafa rahatlığını tarif edemem.Gerçekçi konuşmak gerekirse bazı şeylerin düzelme ya da iyiye gitme ihtimali yok gibi.Bir kere yaşanan hayatta ekstra dertler edinmek ne kadar mantıklı?Özellikle benim gibi empati duygusu yüksek bi tipseniz çok yıpratıcı oluyor farkındalık,görmek.Onun yerine gözümü kapamayı tercih ediyorum artık.
Tanımadığım bir Bahçeli sokağındayım. Oturdum yine saçma bir yere.kulağımda şarkılarım bana eşlik ediyor. Normalde bu havada içime doğması gerekenleri yakalamaya çalışıyorum. Nereye kayboldu içimdekiler bulmaya çalışıyorum. Yüreğimin diplerine gitmiş olamazlar çünkü bu havalarda en dipten özenle çıkarırdım onları. E zihnime gömülmüş de olamazlar çünkü ben onları hep zihnimin sınırlarından, mantığımdan uzak tuttum. Derin nefesler aldım belki gökten yakalıyorumdur her seferinde diye yine gelmediler. Yol boyunca tüm çiçeklere ağaçlara dokundum onlardan gelirler umuduyla ama oradan da gelmediler.
Peki o zaman Nereye gitti benim herkesten saklayıp güzel havalarda ben fark etmeden ortaya çıkan duygularım? Kim çaldı onları?
Umarım kendi ellerimle soğuk ve karanlık günlere gömmemişimdir. Umarım benden biraz uzaklaşmak için gitmişlerdir ve geri döneceklerdir. Umarım güzel havalarda beni göğe bakıp tebessüm ettirmeye zorlayanları kendi ellerimle mahvetmemişimdir.umarım benliğimdeki sandıktan çıkarıp yaşamaya kıyamadıklarımı yüreğimden habersiz karanlıklara hapsetmemişimdir…
Peki o zaman Nereye gitti benim herkesten saklayıp güzel havalarda ben fark etmeden ortaya çıkan duygularım? Kim çaldı onları?
Umarım kendi ellerimle soğuk ve karanlık günlere gömmemişimdir. Umarım benden biraz uzaklaşmak için gitmişlerdir ve geri döneceklerdir. Umarım güzel havalarda beni göğe bakıp tebessüm ettirmeye zorlayanları kendi ellerimle mahvetmemişimdir.umarım benliğimdeki sandıktan çıkarıp yaşamaya kıyamadıklarımı yüreğimden habersiz karanlıklara hapsetmemişimdir…
Eskiden ben de böyleydim. Sonra depresif ruh halimi örtmek için komik olmaya çalıştığımı fark ettim. Artık daha ciddi ve panik biriyim
Sade şeylerin aslında sade olmamasından kaynaklanan şatafatın ürünüdür. Tıpkı İskandinav tarzı evler gibi sadeliğin kargaşaya vurumundan çıkan uyuma genel manada sadedir diye bakmamızdan ötürü sade şeyler göze hitap ediyor gibi gelir. Oysa bir evin içindeki sade duvarla uyumlu sade mobilyalar ve halılar bulmak üstüne onların tonlarını tutturmak çoğu zaman desenli, çok renkli dizaynlardan zordur ve pahalıdır. Sade bir açık hava düğünü denilen düğün aslında iyi bir organizasyonun eseridir. Açık havada yemekler, ses sistemleri, oturma düzeni gibi pek çok unsur dış etkenlere açık olduğu için sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Bu da açık hava düğünlerini pek çok salon düğününden pahalı ve karmaşık bir hale sokar. Yeterince parası olan birisi ihtiyaç halinde istediğini alabileceği için minimal bir hayat tarzı benimseyebilir. Oysa yeri gelir de kullanırsam diye her şeyini saklamak zorunda kalan insanlar istese de minimal ve sade olamazlar. Sadelik aslında asilliğin, gösterişin, paranın görsel dışavurumudur.
Evet, şöyle bi aklımda toparladım ve açıklıyorum... shdhshsjk
Sözlüğün;
En çok güldüğüm yazarı: (yazar: schlimazl)
En kaliteli espri yapan yazarı: (yazar: schrodingerin kedisi)
En underrated yazarı: (yazar: red)
En iyi çıkış yapan yazarı: (yazar: ileleualatyr)
En çok entrysini gördüğüm yazarı: (yazar: kaira)
En sevecen yazarı: (yazar: mdblue)
En çok merak ettiğim yazarı: (yazar: yazar)
En pozitif yazarı: (yazar: ruhsuz)
En kafa yazarı: (yazar: highwaytohell)
Dipnot: umarım kimseyi gucendirmemisimdir, benim bakış açımdan durumlar böyle :))
Sözlüğün;
En çok güldüğüm yazarı: (yazar: schlimazl)
En kaliteli espri yapan yazarı: (yazar: schrodingerin kedisi)
En underrated yazarı: (yazar: red)
En iyi çıkış yapan yazarı: (yazar: ileleualatyr)
En çok entrysini gördüğüm yazarı: (yazar: kaira)
En sevecen yazarı: (yazar: mdblue)
En çok merak ettiğim yazarı: (yazar: yazar)
En pozitif yazarı: (yazar: ruhsuz)
En kafa yazarı: (yazar: highwaytohell)
Dipnot: umarım kimseyi gucendirmemisimdir, benim bakış açımdan durumlar böyle :))
ya mutlu ettiniz beni! çok teşekkür ederim efendim :)))
Aaa ne demek lafı bile olmaz :))
Amanınnnn çok mutlu oldumm.sözlükten birine bile enerji kattıysak,gülümsetip umut verdiysek çıktığımız yoldan sapmamışız demek oluyor bu. 🤩🤗
Teşekkür ederim☺🙏🧚♀️🥳
Teşekkür ederim☺🙏🧚♀️🥳
En'lere girmişim :) çok teşekkür ederiim ne mutlu bana :)
Çok kibarsınız sevgili batmanken. Hepimizi mutlu ettiniz ;)
Çok sevindimmm mutlu olmanıza... biraz cekinmistim çünkü yazarken :)))
Ödülümüzü nereden alıyoruz?Bir de balkon nerede konuşma yapacağım da.
hahahhhahshjdjdj
Sjxbjahajajsjsjs ödülü düşünmemistim :)
Büyük ihtimalle sözlükte en çok entrysi olan kişi olduğum için her yerde karşınıza çıkıyorum 😂
Bu durumdan hiç rahatsız değilim ben :))
🥰
bu iltifat bana ömür boyu yeter
Ne iltifatı efendim gerçekler böyle :d
Sayın (yazar: ruhsuz) çok kaşındın, ağzımı açıp gözümü yumacağım ;)
Gütfsözlük ahalisinden şimdiden özür diliyorum, bağışlayın. Gece boyu uyumayıp da yine kendimle başbaşa güneşi karşıladığım böyle bir gecenin sabahında biraz içimi dökeyim.
Sevgili ruhsuz iki kere sormuş ancak bu konu bana göre çok geniş bir mesele. Nasıl yaklaşacağımı bilemiyorum. Soruna burada da temelden yaklaşmak gerek. Modern insan düşünmüyor, modern insan düşünceyi bile öyle bir metalaştırdı ki artık o da alınır satılır bir menkul haline geldi.
Modern insan, kendine; yaşadığı çağa ayak uydurmuş “kanaat önderleri” istiyor, bunu arıyor. Onu takip ediyor, onun attığı tweetleri konuşuyor, onun eleştirilerini kullanıyor ve onun beğenilerini seçip kendine uyduruyor. Bu şaşmaz bir gerçek ne yazık ki.
Bakıyorum: yerelde (Türkiye'de) her konunun belli başlı fikri önderleri var. Ve bu insanların sayısız takipçileri. Bu sayfaların sayısız takipçileri. Büyük bir sayfa var mesela, o günün suni bir gündemi var, sayfa alelade bir yorum yapmış, onu şöyle bir süslemiş, birkaç resim uydurmuş o yoruma ve bir de yüzeysel bir slogan çakmış (gerçi bütün sloganlar yüzeyeldir de, demek istediğim mesajı içine hapsedememiş bir slogan) bakıyoruz o gün herkesin storysinde o paylaşım var. Birbirlerine gönderiyorlar, sohbetleri onun üzerinden dönüyor.
Herkesin aynı konuyu konuşması, kitleyi tektip bir hale getirmez ancak herkesin aynı konuda aynı yorumlarla yetinmesi ve üstüne bir de bunu konuşması kitleyi tektipleştirir. İnsanın konuştuğu fikrine, fikri ise yaşantısına sirayet eder. Bu böyledir. Olan da bundan farklı bir durum değil zaten.
Özellikle akademide ve politikada sorun en temelde bu. Orman yanıyor, birisi çıkıp diyor ki “hadi ağaç dikelim.” diğerleri bakıyorsunuz hoop hemen bir story: Tema vakfı. Aynı gün delinin biri atlıyor hemen: “efendim tema vakfının geliri bakanlığa gidiyormuş.” Hoop o storyler siliniyor ve yerine hemen tam karşıtı başka storyler. Bu histeridir. Fazlası şizofreniye girer.
Aynı örnekten gidelim: yine hayalgücü fazla güçlü bir arkadaş diyor ki: “çam ağacı yerine meyve ağacı dikelim.” Hoop binlerce insanın talebi bu oluyor. Bunun teknik kısmını konuşan yok, ekolojik olarak dengeyi nasıl etkiler bunu konuşan yok, bu ağaçlar su ister bu kadar su nereden sağlanacak bunu konuşan yok, toprak uygun mu bunu konuşan yok, ve daha onlarca realist bakış açısıyla bakılması gereken yönlere bakan yok. Gündem değişip de insanların duyguları az biraz düze çıkınca aynı kişiler diyor ki “ya zaten çok mantıklı değildi.” Peki neden o sıra bunu akıl edemiyorsun? Çünkü o sıra aklını kullanan da yok. Tektipleşme tam olarak budur.
Şimdi bir de işin politik yönü var ki, sorun da şu: politik diye kategorilendirilen meselelerin salt çoğunluğu politizm değil, polarizmdir. Bu, benim üstüne bir yazı kaleme alacağım konu ama yine de burada belirtmiş olalım: Modern çağın insanı politik değil polardır. Ve bu ikisi arasında önemli farklar var.
Aynı gündemler, aynı konular, aynı söz sahibi insanlar. Adam hekim olmuş çıkıyor sel bilimcisi gibi konuşuyor, akıl veriyor, neden? Çünkü kendisini onaylayacak bir kitlesi var. Sonra aynı adam çıkıp diyor ki, “tıp hakkında konuşacaksanız önce tıbbı bilin.” İyi diyorsun hemşerim de sen neden uzmanı olmadığın konuda ahkam kesiyorsun? Çünkü cevabı o da biliyor: zaten ne söylese onaylayacaklar. Varsın konuşsun. Yarın işine gelmez, herkes hekim olmuş, bize akıl veriyor diye şikayet eder.
Sorunu artık biraz kendimizde arayalım. Sorun bizim her konuda konuşuyor olmamız ve bazılarının, bazı overrated diyeyim, kişilerin her söylediğini hemen benimsememiz. Bunu biz kendimiz o kişilere prim vermeyerek yapacağız. Ama böyle bir derdimiz yok bizim. Konuşalım da ne konuşuyoruz, o fikir bizim mi, işin bileni, uzmanı ne diyor, bunlar önemsiz. Kulağa hoş gelsin yeter, içimizdeki sevgiyi ya da nefreti tatmin etsin yeter.
Yaşam tarzına gelince... giyim-kuşam, yiyip içtiklerimiz, dinleyip okuduklarımız... yaşam tarzı bu değildir. Yaşam tarzı hayat görüşüdür. Ancak yine aynı sorun: birinin söyledikleri kulağımıza hoş mu geliyor, tamam biz artık oncuyuz. Veyahut da bazı dünya görüşlerinin sembolik hareketlerini hemen al-kopyala-yapıştır: tamaaam sen de artık o kesimdensin. Bu böyle ve ne kadar komik. Gerçekten komik. Yani trajedik bir yönü yok olayın.
Efendim işte “ben düğün yapmayacağım ya, ne o öyle kuru gürültü, hiç görmeyeceğim yüzlerce akraba falan, bana gelmez kanka.”
Tamam kanka. Ne tepki koydun be. Bu ne protesto. Hayran kaldım.
Zamanında bunu aklı başında birisi söyledi ve çok doğru söyledi. Onun yaşam tarzına, onun dünya görüşüne cuk diye oturuyor. Onun ilmine yakışıyor. Onun konumuna da yakışıyor. Bu düşünce onun ağzında anlamlı ancak onun ağzından duyup papağan gibi tekrarlayan yüzbinlerin dilinde salt bir yozlaşma. Bunun gibi sayısız post-modern aykırı görüş. Sırf yapmak için, sırf kulağa hoş geldiği için. Hep söylerim fikri taklit olandan kaçmak lazım diye. Çünkü bu insanlar yaşam tarzları, konumları veyahut ilmi ne olursa olsun her zaman yozdur, her zaman cahildir, her zaman taklitçidir. Şimdi tam bu noktada öyle ya da böyle nedenlerle bana katılmayanlar olacak, onlar için başka bir örnek daha vermek istiyorum:
“Elalem ne der?”
Şimdi bu düşüncenin doğru bir düşünce olmadığına buradaki herkes, bunu okuyan herkes hemfikirdir. Ama ben size şunu söyleyeyim: bunu da vakti zamanında değerli birtakım fikir adamlarımız dile getirip protesto etti. Onların ağzında ne kadar da doğru bir kavram. Aynı mekanizma geçerli, onu ağzında şakıyanların çoğu papağan.
Neden?
Çünkü, bunu şakıyanların “elalem” sözcüğünden anladıkları, o değerli fikir adamlarının o sırada, bu fikri dile getirirken kastettikleri anlamdan ibaret. Taklitçiler fikri özümsemez, sloganı özümser. Onların “elalem” derken anladıkları tek bir şey vardır: hısım akraba, birtakım arkadaşlar (kendileri gibi düşünmeyen arkadaşları) vs. Onlar “aman elalemin ne dediği umrumda olmaz.” Derken anladıkları tek şey bu. Ben istediğimi yiyeyim, istediğimi yapayım, kim ne derse desin. Eleştirsin, umrumda olmaz. Şimdi:
1. E iyi de, sen bir gün gerçekten yanlış bir şey yaparsan ve bunun doğru olduğuna inanırsan (olabilir, çünkü insanız, beşer şaşar.) peki o zaman gerçekten işin doğrusunu söyleyenler ne olacak? Sen bu hakkaniyetli hayat görüşünü fikirlerin oturmadan böyle taklit edersen hangi eleştiriyi göğüsleyeceksin, göğüsleyebileceksin?
Hadi bunu aşarız düşe kalka. Bunu geçelim. Peki
2. Entelektüeller bu düşünceyi dile getirdiler ve şunu kastettiler: “düşünceniz ne olursa olsun eğer kendinize ait bir düşünceniz varsa, buna inanmışsanız kim ne derse desin, utanmayın, doğru bildiklerinizi, inandıklarınızı haykırın, kendinizi aşağılık kompleksine feda etmeyin.”
O düstur budur. Ama bunu kim yapıyor? Bazı arkadaşlarım var mesela: sırf kendi çevresinden linç yeme korkusuyla siyasi düşüncelerini dile getiremiyor. Çünkü jenerasyonların belli kalıpları vardır. Bu kalıplar her jenerasyonda değişir ama fix birtakım kalıplara sahiplerdir. Bu jenerasyonda bazı siyasi düşünceler mimlenmiştir mesela. Birisi o düşünceyi mi savunuyor, hoop linç et. (Bunu da örnek olarak veriyorum, konuştuğum her şey örnek.) ama linç ederek de bu simülasyonda “elalem” sen oldun. Madem öyle, neden başkalarının elalemi oluyorsun? Ama olur, çünkü düşünceyi özümseyemez, sadece şakır. O da sloganı yani, fazlasını değil. O kadar geniş bir ezberi de yoktur o konuda.
Sözlük kuralları gereği siyasi konularda konuşamam, ancak fikir beyan etmeden yalnızca değinip geçeceğim: Taliban Afganistan'da 20 yıldır var ve ABD ile de 20 yıldır savaşıyor. 20 koca sene ya. 20x365x24 saat! Ama bir anda ne olduysa herkes hoop siyaset bilimci oluyor: tek kelimeyle “hayırdır?” Demek istiyorum. Hayırdır yani? Sen Taliban hakkında üç-beş popüler ve yüzeysel yorum ve iki-üç resim dışında ne biliyorsun? Bu konuda konuşan kaç kişi oturup en azından vikipediden (o da yetmez bu arada da) talibanın kuruluşunu, tarihini okudu? Ya da kalkıp “ya bu Taliban neyi savunuyor?” diye sorguladı? Etiketle geç. “Onlar şuncu, falancı, filancı, buncu.” Veyahut hadi biliyorsun (bilmez de, biz biliyor kabul edelim) neden şimdi şakımaya başladın? Neden 20 yıldır konuşmuyorsun? Bu olaylar orada 20 senedir dönüyor, bugüne kadar neden kimse “Afganistan, Taliban, Taliban-abd savaşı veyahut da Taliban'ın distopik zulümleri” üzerine konuşmadı? Çünkü kendi fikri yok, birileri bir gündem koyarsa o zaman konuşur, o zaman politik olur veyahut apolitik takılır vs de vs yani.
Politik bir yorum belirtmeyeceğim bu konuda yalnızca örnek olsun diye verdim.
Bu konuda daha çok konuşulur ama şu bilinsin: yaşam tarzından ideolojiye, siyasi görüşten (ideoloji ve siyasi görüş birbirinden farklıdır.) estetik zevklere, gelecek planlarından aşk hakkındaki düşüncelere kadar her şubede bu var. Kendi fikirlerini konuşan yok. Sonra “tek tipleştik.” Veyahut da “abi bunlar koyun”, “ya şu çok marjinal” “ben herkes gibi değilim.”
Tamam kanka. Herkes koyun ama sen değilsin.
Sözlerime burada son vereceğim, bu konu hakkında ayrıca çok geniş kapsamlı yazacağım zaten o yüzden kafa şişirmeye gerek yok. Umarım fikirlerimi anlatabilmişimdir. Yine de ana fikri sona yazayım da daha açık olsun:
Herkesin birilerini sürü diye, koyun diye yaftaladığı bir toplumda herkes sürüdür, herkes koyundur. Herkesin marjinal olmaya çalıştığı bir toplumda kimse marjinal değildir. Herkesin aykırı takılıp konuştuğu bir toplumda kimse aykırı değildir. Herkesin “elalemi” eleştirdiği bir toplumda herkes elalemdir. Herkesin tek tipleşmeyi eleştirdiği bir toplumda herkes tek bir tiptir.
Ve son olarak:
“Gündemde (özellikle suni gündemlerde) boğulanlar, hiçbir zaman gündem olamazlar.
Herkese günaydın 😃☀️
Gütfsözlük ahalisinden şimdiden özür diliyorum, bağışlayın. Gece boyu uyumayıp da yine kendimle başbaşa güneşi karşıladığım böyle bir gecenin sabahında biraz içimi dökeyim.
Sevgili ruhsuz iki kere sormuş ancak bu konu bana göre çok geniş bir mesele. Nasıl yaklaşacağımı bilemiyorum. Soruna burada da temelden yaklaşmak gerek. Modern insan düşünmüyor, modern insan düşünceyi bile öyle bir metalaştırdı ki artık o da alınır satılır bir menkul haline geldi.
Modern insan, kendine; yaşadığı çağa ayak uydurmuş “kanaat önderleri” istiyor, bunu arıyor. Onu takip ediyor, onun attığı tweetleri konuşuyor, onun eleştirilerini kullanıyor ve onun beğenilerini seçip kendine uyduruyor. Bu şaşmaz bir gerçek ne yazık ki.
Bakıyorum: yerelde (Türkiye'de) her konunun belli başlı fikri önderleri var. Ve bu insanların sayısız takipçileri. Bu sayfaların sayısız takipçileri. Büyük bir sayfa var mesela, o günün suni bir gündemi var, sayfa alelade bir yorum yapmış, onu şöyle bir süslemiş, birkaç resim uydurmuş o yoruma ve bir de yüzeysel bir slogan çakmış (gerçi bütün sloganlar yüzeyeldir de, demek istediğim mesajı içine hapsedememiş bir slogan) bakıyoruz o gün herkesin storysinde o paylaşım var. Birbirlerine gönderiyorlar, sohbetleri onun üzerinden dönüyor.
Herkesin aynı konuyu konuşması, kitleyi tektip bir hale getirmez ancak herkesin aynı konuda aynı yorumlarla yetinmesi ve üstüne bir de bunu konuşması kitleyi tektipleştirir. İnsanın konuştuğu fikrine, fikri ise yaşantısına sirayet eder. Bu böyledir. Olan da bundan farklı bir durum değil zaten.
Özellikle akademide ve politikada sorun en temelde bu. Orman yanıyor, birisi çıkıp diyor ki “hadi ağaç dikelim.” diğerleri bakıyorsunuz hoop hemen bir story: Tema vakfı. Aynı gün delinin biri atlıyor hemen: “efendim tema vakfının geliri bakanlığa gidiyormuş.” Hoop o storyler siliniyor ve yerine hemen tam karşıtı başka storyler. Bu histeridir. Fazlası şizofreniye girer.
Aynı örnekten gidelim: yine hayalgücü fazla güçlü bir arkadaş diyor ki: “çam ağacı yerine meyve ağacı dikelim.” Hoop binlerce insanın talebi bu oluyor. Bunun teknik kısmını konuşan yok, ekolojik olarak dengeyi nasıl etkiler bunu konuşan yok, bu ağaçlar su ister bu kadar su nereden sağlanacak bunu konuşan yok, toprak uygun mu bunu konuşan yok, ve daha onlarca realist bakış açısıyla bakılması gereken yönlere bakan yok. Gündem değişip de insanların duyguları az biraz düze çıkınca aynı kişiler diyor ki “ya zaten çok mantıklı değildi.” Peki neden o sıra bunu akıl edemiyorsun? Çünkü o sıra aklını kullanan da yok. Tektipleşme tam olarak budur.
Şimdi bir de işin politik yönü var ki, sorun da şu: politik diye kategorilendirilen meselelerin salt çoğunluğu politizm değil, polarizmdir. Bu, benim üstüne bir yazı kaleme alacağım konu ama yine de burada belirtmiş olalım: Modern çağın insanı politik değil polardır. Ve bu ikisi arasında önemli farklar var.
Aynı gündemler, aynı konular, aynı söz sahibi insanlar. Adam hekim olmuş çıkıyor sel bilimcisi gibi konuşuyor, akıl veriyor, neden? Çünkü kendisini onaylayacak bir kitlesi var. Sonra aynı adam çıkıp diyor ki, “tıp hakkında konuşacaksanız önce tıbbı bilin.” İyi diyorsun hemşerim de sen neden uzmanı olmadığın konuda ahkam kesiyorsun? Çünkü cevabı o da biliyor: zaten ne söylese onaylayacaklar. Varsın konuşsun. Yarın işine gelmez, herkes hekim olmuş, bize akıl veriyor diye şikayet eder.
Sorunu artık biraz kendimizde arayalım. Sorun bizim her konuda konuşuyor olmamız ve bazılarının, bazı overrated diyeyim, kişilerin her söylediğini hemen benimsememiz. Bunu biz kendimiz o kişilere prim vermeyerek yapacağız. Ama böyle bir derdimiz yok bizim. Konuşalım da ne konuşuyoruz, o fikir bizim mi, işin bileni, uzmanı ne diyor, bunlar önemsiz. Kulağa hoş gelsin yeter, içimizdeki sevgiyi ya da nefreti tatmin etsin yeter.
Yaşam tarzına gelince... giyim-kuşam, yiyip içtiklerimiz, dinleyip okuduklarımız... yaşam tarzı bu değildir. Yaşam tarzı hayat görüşüdür. Ancak yine aynı sorun: birinin söyledikleri kulağımıza hoş mu geliyor, tamam biz artık oncuyuz. Veyahut da bazı dünya görüşlerinin sembolik hareketlerini hemen al-kopyala-yapıştır: tamaaam sen de artık o kesimdensin. Bu böyle ve ne kadar komik. Gerçekten komik. Yani trajedik bir yönü yok olayın.
Efendim işte “ben düğün yapmayacağım ya, ne o öyle kuru gürültü, hiç görmeyeceğim yüzlerce akraba falan, bana gelmez kanka.”
Tamam kanka. Ne tepki koydun be. Bu ne protesto. Hayran kaldım.
Zamanında bunu aklı başında birisi söyledi ve çok doğru söyledi. Onun yaşam tarzına, onun dünya görüşüne cuk diye oturuyor. Onun ilmine yakışıyor. Onun konumuna da yakışıyor. Bu düşünce onun ağzında anlamlı ancak onun ağzından duyup papağan gibi tekrarlayan yüzbinlerin dilinde salt bir yozlaşma. Bunun gibi sayısız post-modern aykırı görüş. Sırf yapmak için, sırf kulağa hoş geldiği için. Hep söylerim fikri taklit olandan kaçmak lazım diye. Çünkü bu insanlar yaşam tarzları, konumları veyahut ilmi ne olursa olsun her zaman yozdur, her zaman cahildir, her zaman taklitçidir. Şimdi tam bu noktada öyle ya da böyle nedenlerle bana katılmayanlar olacak, onlar için başka bir örnek daha vermek istiyorum:
“Elalem ne der?”
Şimdi bu düşüncenin doğru bir düşünce olmadığına buradaki herkes, bunu okuyan herkes hemfikirdir. Ama ben size şunu söyleyeyim: bunu da vakti zamanında değerli birtakım fikir adamlarımız dile getirip protesto etti. Onların ağzında ne kadar da doğru bir kavram. Aynı mekanizma geçerli, onu ağzında şakıyanların çoğu papağan.
Neden?
Çünkü, bunu şakıyanların “elalem” sözcüğünden anladıkları, o değerli fikir adamlarının o sırada, bu fikri dile getirirken kastettikleri anlamdan ibaret. Taklitçiler fikri özümsemez, sloganı özümser. Onların “elalem” derken anladıkları tek bir şey vardır: hısım akraba, birtakım arkadaşlar (kendileri gibi düşünmeyen arkadaşları) vs. Onlar “aman elalemin ne dediği umrumda olmaz.” Derken anladıkları tek şey bu. Ben istediğimi yiyeyim, istediğimi yapayım, kim ne derse desin. Eleştirsin, umrumda olmaz. Şimdi:
1. E iyi de, sen bir gün gerçekten yanlış bir şey yaparsan ve bunun doğru olduğuna inanırsan (olabilir, çünkü insanız, beşer şaşar.) peki o zaman gerçekten işin doğrusunu söyleyenler ne olacak? Sen bu hakkaniyetli hayat görüşünü fikirlerin oturmadan böyle taklit edersen hangi eleştiriyi göğüsleyeceksin, göğüsleyebileceksin?
Hadi bunu aşarız düşe kalka. Bunu geçelim. Peki
2. Entelektüeller bu düşünceyi dile getirdiler ve şunu kastettiler: “düşünceniz ne olursa olsun eğer kendinize ait bir düşünceniz varsa, buna inanmışsanız kim ne derse desin, utanmayın, doğru bildiklerinizi, inandıklarınızı haykırın, kendinizi aşağılık kompleksine feda etmeyin.”
O düstur budur. Ama bunu kim yapıyor? Bazı arkadaşlarım var mesela: sırf kendi çevresinden linç yeme korkusuyla siyasi düşüncelerini dile getiremiyor. Çünkü jenerasyonların belli kalıpları vardır. Bu kalıplar her jenerasyonda değişir ama fix birtakım kalıplara sahiplerdir. Bu jenerasyonda bazı siyasi düşünceler mimlenmiştir mesela. Birisi o düşünceyi mi savunuyor, hoop linç et. (Bunu da örnek olarak veriyorum, konuştuğum her şey örnek.) ama linç ederek de bu simülasyonda “elalem” sen oldun. Madem öyle, neden başkalarının elalemi oluyorsun? Ama olur, çünkü düşünceyi özümseyemez, sadece şakır. O da sloganı yani, fazlasını değil. O kadar geniş bir ezberi de yoktur o konuda.
Sözlük kuralları gereği siyasi konularda konuşamam, ancak fikir beyan etmeden yalnızca değinip geçeceğim: Taliban Afganistan'da 20 yıldır var ve ABD ile de 20 yıldır savaşıyor. 20 koca sene ya. 20x365x24 saat! Ama bir anda ne olduysa herkes hoop siyaset bilimci oluyor: tek kelimeyle “hayırdır?” Demek istiyorum. Hayırdır yani? Sen Taliban hakkında üç-beş popüler ve yüzeysel yorum ve iki-üç resim dışında ne biliyorsun? Bu konuda konuşan kaç kişi oturup en azından vikipediden (o da yetmez bu arada da) talibanın kuruluşunu, tarihini okudu? Ya da kalkıp “ya bu Taliban neyi savunuyor?” diye sorguladı? Etiketle geç. “Onlar şuncu, falancı, filancı, buncu.” Veyahut hadi biliyorsun (bilmez de, biz biliyor kabul edelim) neden şimdi şakımaya başladın? Neden 20 yıldır konuşmuyorsun? Bu olaylar orada 20 senedir dönüyor, bugüne kadar neden kimse “Afganistan, Taliban, Taliban-abd savaşı veyahut da Taliban'ın distopik zulümleri” üzerine konuşmadı? Çünkü kendi fikri yok, birileri bir gündem koyarsa o zaman konuşur, o zaman politik olur veyahut apolitik takılır vs de vs yani.
Politik bir yorum belirtmeyeceğim bu konuda yalnızca örnek olsun diye verdim.
Bu konuda daha çok konuşulur ama şu bilinsin: yaşam tarzından ideolojiye, siyasi görüşten (ideoloji ve siyasi görüş birbirinden farklıdır.) estetik zevklere, gelecek planlarından aşk hakkındaki düşüncelere kadar her şubede bu var. Kendi fikirlerini konuşan yok. Sonra “tek tipleştik.” Veyahut da “abi bunlar koyun”, “ya şu çok marjinal” “ben herkes gibi değilim.”
Tamam kanka. Herkes koyun ama sen değilsin.
Sözlerime burada son vereceğim, bu konu hakkında ayrıca çok geniş kapsamlı yazacağım zaten o yüzden kafa şişirmeye gerek yok. Umarım fikirlerimi anlatabilmişimdir. Yine de ana fikri sona yazayım da daha açık olsun:
Herkesin birilerini sürü diye, koyun diye yaftaladığı bir toplumda herkes sürüdür, herkes koyundur. Herkesin marjinal olmaya çalıştığı bir toplumda kimse marjinal değildir. Herkesin aykırı takılıp konuştuğu bir toplumda kimse aykırı değildir. Herkesin “elalemi” eleştirdiği bir toplumda herkes elalemdir. Herkesin tek tipleşmeyi eleştirdiği bir toplumda herkes tek bir tiptir.
Ve son olarak:
“Gündemde (özellikle suni gündemlerde) boğulanlar, hiçbir zaman gündem olamazlar.
Herkese günaydın 😃☀️
Günaydın,teşekkürler;)
Allahım inşallah büte kalmam amin
Aslında son kez görmek değil benim hikayemdeki belki tekrar görürüm onu ama hayatımın en üst sıralarındayken birden çıkıp gitmeden önce son kez gözlerinin içine baktığım,her zamanki gibi gözlerimizle konuştuğumuz günü bile unuttum. Hâlâ çok özlerim onu. Kızgınım,kırgınım ama özlemim her iki duyguya ağır basar hâlâ. Hâlâ eski günlerimizi hatırlarım;iki dost olarak gülüşmelerimizi, birbirimizi kollamalarımızı ve ne olursa olsun onu affetmemi. Eğer bilseydim son kez o sıcak halimizle konuşuyoruz ona her zamanki gibi sakın beni bırakma derdim seni sensiz yaşamak istemiyorum anılarla avunmak istemiyorum derdim. Belki karşılaşırız onunla bir daha ama bakar geçerim, görmem onu.
Lütfen sayın yazarlar dost olduğunuz birinin hayatından hiçbir şey söylemeden gitmeyin. Atlatılamayan acılardan birini yaşatmayın karşınızdakine.
Lütfen sayın yazarlar dost olduğunuz birinin hayatından hiçbir şey söylemeden gitmeyin. Atlatılamayan acılardan birini yaşatmayın karşınızdakine.
bi benzerini de ben yaşadım,doldurulamayan bi boşluk olarak duruyor hala içimde :( ona olan özlemim o kadar yoğun ki kırgınlığımı bile unutuyorum zaman zaman.
Yaşayan birine ancak bu kadar özlem duyulabilir keşke bize bunu tattırmasalardı highwaytohell :(
evet,keşke hiç tatmamış olsaydık :(
Akıllı insan zekasını kullanan insandır.
Herkesin belli bir ortalamada zekası var ama akıllı olanlar nasıl bundan yararlanacağını iyi biliyor.
Herkesin belli bir ortalamada zekası var ama akıllı olanlar nasıl bundan yararlanacağını iyi biliyor.
sevilmek. sınavı yok ki kazanasın ders değil ki çalışasın.
ahaggshs sevilmek de bi rızık :')
Bu niye eksi aldı lan yoksa sınavı mı var jdnsja
açız :) soru bilmediğim yerden geldi :)
üzerine tam sebebini idrak edemediği bir hüznün çökmesi sonucu her yıl tekerrür eden bu olayı yaşayan insandır. n'oluyor anlayamıyorum sayın yazarlar, her yıl aynı terane! hayır yani ben melankoliyi seven bir insan da değilim, her sabah "günaydıııııın!" diye çoşkuyla işe başlayıp milleti yıldıran tip vardır ya, hah işte benim o. ama yani o gün gelince bir şeyler oluyor, ne oluyor anlamıyorum. açıkçası artık yıldığım için bu durumdan, alkol tüketimini fazla dozlarda yapıp kendimi uyuşturuyorum. varsa bilen çözümü yazsın lütfen yoksa tek psikolojik sorunları olan ben isem adres vereyim bir şişe şarap yollayın zira yine geliyor benimki.
Her doğum günümde bende de olur bu durum.zaten uzun zamandır kutlamadım da hiç.teoman'dan paramparça dinleyip tek takılıyorum.belki de içten içe bir yıl daha yaşlanmanın hüznünü yaşıyoruzdur.
Sayın shogun paramparça dinlemek nedir ama ya?! Sizin meşhur sigara da eşlikçidir buna kesin? Ne zaman doğum gününüz söyleyin o gün başlık açıyorum birlikte kutlayalım!
Yazın tam ortasında elegantmoon.bi terslik olmazsa mezuniyetten az sonra oluyor.belki bu sene farklı hissederim ama sanmıyorum. o günü görürsem bu başlıĝa entry girerim kutlarız :)
Ben de yoluma giderim
Ezdirmem kendimi
Ama gezdirmem de gönlümü
Gider acımı çekerim
Ezdirmem kendimi
Ama gezdirmem de gönlümü
Gider acımı çekerim
az önce bir kitap alıntısına denk geldim ve kitap tanıdık geldi, okumuşum. kinyas ve kayra kitabı. gidip bulayım dedim. arkadaşım kesin altını çizmiştir bu sözün.
lisede çok yakın bir arkadaşım vardı. bir dönem çok depresifti ve gerçekten intihar etmeyi düşünüyordu. kitabın ilk sayfasında yazdığı üzere onu intihar etmekten ben vazgeçirmişim. o ilk sayfaya benim için çok uzun ve anlamlı bir yazı yazmış, daha sonra doğum günümde de bana hediye etmişti. en sevdiği kitapmış. okurken de kendisini etkileyen cümlelerin altını çizmiş, çizdiği sayfaların sayılarını da ilk sayfaya yazmış (23, 84, 155, 179 gibi). kitabı okurken altı çizili cümleler beni gülümsetmişti. daha sonrasında çeşitli kötü olaylar yaşandı ve bizim arkadaşlığımız lise son sınıfla beraber bitti ama bu hediye her şeye rağmen aldığım en anlamlı hediye olarak kaldı. o alıntıyı görünce aklıma arkadaşım geldi. bi baktım doğum günü 22 ocak ve biz 21 ocaktayız, madem durum böyle yazmamak olmaz dedim.
yazdım ona, hem doğum gününü kutladım hem de bu tesadüften bahsedip hediyesinin her şeye rağmen benim için çok anlamlı olduğundan bahsettim. çok iyi hatırladığım bir insan değil artık ama çok iyi zamanlarımız olmuştu en azından diye.. hem ben mutlu oldum, hem de o mutlu olmuş. aradı az önce beni konuştuk biraz.
insanları iyi hatırlamayabiliriz ama o insanlarla olan anılar her şeye rağmen bizi mutlu edebilirmiş. konuşunca da anladım, bizden daha öyle bir ilişki çıkmaz ama en azından birinin bir zamanlar bana bu kadar değer vermesi ve emek harcadığı bir hediye vermesi, o kişinin hayatını etkilemiş olmam... bunları bugün hatırlamak beni mutlu etti.
not. intihardan kurtaran ben değilimdir, kendi istemiyormuş ki etmemiş belli ki.
edit: intihardan kurtaran ben de olabilirmişim. bu son 1 yılda inanılmaz çöküntüler yaşadım ve en son yaşamak istemediğim, yok olmak istediğim bir dönemim oldu ki şu an hala tam atlatabilmiş değilim. bir gece yaşadım ki gerçekten yerimden kalkıp banyoya gitseydim keserdim bileklerimi babamın jiletiyle. yanlışlıkla hayatta kalırsam bileklerim mahvolmuş olur cerrah olamam gibi düşünceler dolandı tüm gece kafamda. nası ölsem diye düşündüm arabanın önüne mi atlasam, overdose mu yapsam... neyse işte o gece de atlatıldı. istemeye istemeye atlattım o geceyi de. şu an biraz daha bağlanabildim hayata ama uzun süredir bir anlam arıyordum. insan bu anlam arayışındayken her şeye tutunabiliyor. biri bana benim için yaşa dese oh be buldum tamam bunun için yaşayacağım derdim. daha geçen gün bi arkadaşım bana ama iyi ki hayattasın dedi. birinin iyi ki demesi çok özel geldi o an ki kimleer var diyecek, ağladım hemen oracıkta. ne için yaşamalıyız sorusuna gelirsek de, bunu bi arkadaşımla şakalaşırken buldum herhalde. paylaşıcan abi dedim bu hayatta her şeyi paylaşıcaksın yoksa hayat olmaz o dedim. donakaldım sonra. o günden beri bu mu acaba diye düşünüyorum. yanında ağladığım arkadaşım da bana, seninle konuşurken buldum ben de dedi. nahif insanlarla tanışmak için yaşıyorum ben herhalde dedi. bu iyi insanları bulmaya, tanımaya bayılıyorum dedi. ben de katıldım sonra, son nefesimize kadar nahif insan arayışında olacağız o zaman dedim. hep bir umut huzur verici, hayran olunası insanlarla tanışmayı bekleyeceğiz dedim. bu sebeplerin var olduğunu önceden de biliyor oluyor insan ama inanamıyor. ben her şeyden vazgeçmiştim. annemi ne kadar üzeceğimi gözüm görmüyordu. ertesi sabah uyanmak istemediğim için saatlerce yatakta dümdüz durduğum sırada arkadaşım kendime bir şey yaptım sanıp ağlama krizlerine girmiş bunu sonradan öğrendim, o bile nasıl etkiledi beni. sağlıklı düşünemiyorsun ki. umarım gittikçe daha sağlıklı düşünmeye başlarım. henüz tam o noktada değilim biliyorum çünkü. ama adım attım. becerdim.
edit2: arkadaşlar başardım. hayatta ups and downs olsa bile, ben şu an mutluyum. mutluyum ve hayatımı seviyorum, kendimi seviyorum. kendimle şimdiye kadar kurabildiğim en güçlü bağı kurdum. bu bozulabilir tabi her an, ama yine de biraz kendime güveniyorum ya. kendi sırtıma yaslanmayı öğrendim çünkü. ben sadece kendimle varım bunu hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim. kusurlarım var ama ben kusurlarımla da varım. ben iyi ki varım. bunu okuyan insanlar da umarım az çok böyle hissediyordur. çok zor oldu bu evreye gelmek ama cidden nasıl oldu bilmiyorum, oldu öylece. bu bir iyileşme hikayesi oldu. suicidal bir insandan kendine loverının gözünden bakabilen, kendine aşkla bakabilen ve anda yaşamaya çalışan birine döndüm. bu durum daha da iyiye gider hatta diye umuyorum, tabii ki hala en iyi halimde değilim, ama bir daha o en kötü halime düşmeyeceğimi biliyorum. ha belki daha kötüsüne düşerim ama bir şeyler yine de farklı olur çünkü bir şeyleri atlattım ben. öğrendim. aşk aradığım bi dönem vardı yana yakıla (asla da aramayı bırakamam herhalde bu benim kişiliğim falan) o dönem kendimi çok sorguladım yalnız olmaya dayanamıyor muyum, kendimle tek kalamıyor muyum, kendimle ilişkim nasıl falan diye. sonra müzik açıp dans ediyorken evde tam aynanın yanından geçiyordum ki bir saniye içinde kendi gözlerimi gördüm. kahverengilerini sadece. çok seviyorum dedim ben kendimi o an, o yüzden asıl, paylaşmak istiyorum. birini isteme sebebim kendimi paylaşma isteğimden geliyor. dolup taşan sevgiyi paylaşmak gibi. o an o gözlerimin görüntüsünü paylaşmak gibi. ne güzelmiş dedim kahverengisi. gözlerim ne güzelmiş. bunu görmeliydin şu an dedim. belli birine değil, birine sadece. anneme sonunda "anne ben mutluyum ve kendime ağlamadan kendimi seviyorum diyebiliyorum" diyebilmek beni çok duygulandırıyor. gururlandırıyor. çok zor zamanlardan geçtim. geçtik. zaman gerçekten gerekliymiş. zor zamanlar yaşayan birileri varsa oralarda bir yerlerde, her şeyin 180 derece değişebildiğine inanabilirsiniz. sizi bile şaşırtır. zaman bazen gerçekten de ilaç. tutun kendinizi sevdiğiniz birini tutar gibi. bunu kendine hiç yapmıyo insan. zorluklar geçiyor. hepimiz mutlu olmayı hak ediyoruz. olucaz da. :')
lisede çok yakın bir arkadaşım vardı. bir dönem çok depresifti ve gerçekten intihar etmeyi düşünüyordu. kitabın ilk sayfasında yazdığı üzere onu intihar etmekten ben vazgeçirmişim. o ilk sayfaya benim için çok uzun ve anlamlı bir yazı yazmış, daha sonra doğum günümde de bana hediye etmişti. en sevdiği kitapmış. okurken de kendisini etkileyen cümlelerin altını çizmiş, çizdiği sayfaların sayılarını da ilk sayfaya yazmış (23, 84, 155, 179 gibi). kitabı okurken altı çizili cümleler beni gülümsetmişti. daha sonrasında çeşitli kötü olaylar yaşandı ve bizim arkadaşlığımız lise son sınıfla beraber bitti ama bu hediye her şeye rağmen aldığım en anlamlı hediye olarak kaldı. o alıntıyı görünce aklıma arkadaşım geldi. bi baktım doğum günü 22 ocak ve biz 21 ocaktayız, madem durum böyle yazmamak olmaz dedim.
yazdım ona, hem doğum gününü kutladım hem de bu tesadüften bahsedip hediyesinin her şeye rağmen benim için çok anlamlı olduğundan bahsettim. çok iyi hatırladığım bir insan değil artık ama çok iyi zamanlarımız olmuştu en azından diye.. hem ben mutlu oldum, hem de o mutlu olmuş. aradı az önce beni konuştuk biraz.
insanları iyi hatırlamayabiliriz ama o insanlarla olan anılar her şeye rağmen bizi mutlu edebilirmiş. konuşunca da anladım, bizden daha öyle bir ilişki çıkmaz ama en azından birinin bir zamanlar bana bu kadar değer vermesi ve emek harcadığı bir hediye vermesi, o kişinin hayatını etkilemiş olmam... bunları bugün hatırlamak beni mutlu etti.
not. intihardan kurtaran ben değilimdir, kendi istemiyormuş ki etmemiş belli ki.
edit: intihardan kurtaran ben de olabilirmişim. bu son 1 yılda inanılmaz çöküntüler yaşadım ve en son yaşamak istemediğim, yok olmak istediğim bir dönemim oldu ki şu an hala tam atlatabilmiş değilim. bir gece yaşadım ki gerçekten yerimden kalkıp banyoya gitseydim keserdim bileklerimi babamın jiletiyle. yanlışlıkla hayatta kalırsam bileklerim mahvolmuş olur cerrah olamam gibi düşünceler dolandı tüm gece kafamda. nası ölsem diye düşündüm arabanın önüne mi atlasam, overdose mu yapsam... neyse işte o gece de atlatıldı. istemeye istemeye atlattım o geceyi de. şu an biraz daha bağlanabildim hayata ama uzun süredir bir anlam arıyordum. insan bu anlam arayışındayken her şeye tutunabiliyor. biri bana benim için yaşa dese oh be buldum tamam bunun için yaşayacağım derdim. daha geçen gün bi arkadaşım bana ama iyi ki hayattasın dedi. birinin iyi ki demesi çok özel geldi o an ki kimleer var diyecek, ağladım hemen oracıkta. ne için yaşamalıyız sorusuna gelirsek de, bunu bi arkadaşımla şakalaşırken buldum herhalde. paylaşıcan abi dedim bu hayatta her şeyi paylaşıcaksın yoksa hayat olmaz o dedim. donakaldım sonra. o günden beri bu mu acaba diye düşünüyorum. yanında ağladığım arkadaşım da bana, seninle konuşurken buldum ben de dedi. nahif insanlarla tanışmak için yaşıyorum ben herhalde dedi. bu iyi insanları bulmaya, tanımaya bayılıyorum dedi. ben de katıldım sonra, son nefesimize kadar nahif insan arayışında olacağız o zaman dedim. hep bir umut huzur verici, hayran olunası insanlarla tanışmayı bekleyeceğiz dedim. bu sebeplerin var olduğunu önceden de biliyor oluyor insan ama inanamıyor. ben her şeyden vazgeçmiştim. annemi ne kadar üzeceğimi gözüm görmüyordu. ertesi sabah uyanmak istemediğim için saatlerce yatakta dümdüz durduğum sırada arkadaşım kendime bir şey yaptım sanıp ağlama krizlerine girmiş bunu sonradan öğrendim, o bile nasıl etkiledi beni. sağlıklı düşünemiyorsun ki. umarım gittikçe daha sağlıklı düşünmeye başlarım. henüz tam o noktada değilim biliyorum çünkü. ama adım attım. becerdim.
edit2: arkadaşlar başardım. hayatta ups and downs olsa bile, ben şu an mutluyum. mutluyum ve hayatımı seviyorum, kendimi seviyorum. kendimle şimdiye kadar kurabildiğim en güçlü bağı kurdum. bu bozulabilir tabi her an, ama yine de biraz kendime güveniyorum ya. kendi sırtıma yaslanmayı öğrendim çünkü. ben sadece kendimle varım bunu hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim. kusurlarım var ama ben kusurlarımla da varım. ben iyi ki varım. bunu okuyan insanlar da umarım az çok böyle hissediyordur. çok zor oldu bu evreye gelmek ama cidden nasıl oldu bilmiyorum, oldu öylece. bu bir iyileşme hikayesi oldu. suicidal bir insandan kendine loverının gözünden bakabilen, kendine aşkla bakabilen ve anda yaşamaya çalışan birine döndüm. bu durum daha da iyiye gider hatta diye umuyorum, tabii ki hala en iyi halimde değilim, ama bir daha o en kötü halime düşmeyeceğimi biliyorum. ha belki daha kötüsüne düşerim ama bir şeyler yine de farklı olur çünkü bir şeyleri atlattım ben. öğrendim. aşk aradığım bi dönem vardı yana yakıla (asla da aramayı bırakamam herhalde bu benim kişiliğim falan) o dönem kendimi çok sorguladım yalnız olmaya dayanamıyor muyum, kendimle tek kalamıyor muyum, kendimle ilişkim nasıl falan diye. sonra müzik açıp dans ediyorken evde tam aynanın yanından geçiyordum ki bir saniye içinde kendi gözlerimi gördüm. kahverengilerini sadece. çok seviyorum dedim ben kendimi o an, o yüzden asıl, paylaşmak istiyorum. birini isteme sebebim kendimi paylaşma isteğimden geliyor. dolup taşan sevgiyi paylaşmak gibi. o an o gözlerimin görüntüsünü paylaşmak gibi. ne güzelmiş dedim kahverengisi. gözlerim ne güzelmiş. bunu görmeliydin şu an dedim. belli birine değil, birine sadece. anneme sonunda "anne ben mutluyum ve kendime ağlamadan kendimi seviyorum diyebiliyorum" diyebilmek beni çok duygulandırıyor. gururlandırıyor. çok zor zamanlardan geçtim. geçtik. zaman gerçekten gerekliymiş. zor zamanlar yaşayan birileri varsa oralarda bir yerlerde, her şeyin 180 derece değişebildiğine inanabilirsiniz. sizi bile şaşırtır. zaman bazen gerçekten de ilaç. tutun kendinizi sevdiğiniz birini tutar gibi. bunu kendine hiç yapmıyo insan. zorluklar geçiyor. hepimiz mutlu olmayı hak ediyoruz. olucaz da. :')
yapay zekâ teknolojileri kullanarak yeryüzünde hiç yaşamamış, aslında var olmayan gerçekçi insan yüzleri oluşturan web-sitesi. sayfayı her yenilediğinizde, yalnızca sizin sayfanız için üretilmiş unique ve gerçekçi yüzler görüyorsunuz ve kapattığınızda o yüz bir daha var olmamak üzere kayboluyor. yüzlerdeki gerçeklik, o insanın var olmadığını düşündüğünüzde biraz ürkütücü gelebilir.
https://www.thispersondoesnotexist.com/
https://www.thispersondoesnotexist.com/
dönem 1 ve dönem 2 için tavsiye verebilirim. 3.sınıf finaline pandemi döneminde girdiğim için ve son 3 komite sınavlarıyla aralarında çok zaman olmadan final sınavı yapıldığı için dönem 3 finaliyle ilgili konuşmak pek de haddim değil diye düşünüyorum.
final notu diye notlar vardı kırtasiyelerde. ilk 2 sene için de bu notları alıp okumuştum. yani bir şeyleri hatırlamak için iyiler tabi ama bazı konuları sıfırdan öğrenmeye çalışmak için yeterli olmayacaklardır doğal olarak. sene içinde özet şeklinde çıkardığınız kendi notlarınız varsa zaten onları okursunuz, onlar da faydalı olacaktır.
ne zaman çalışılmalı? son komite sınavının ertesi günü başlayın hemen diyemem, hatırlamıyorum ama %98 ihtimalle ben ertesi günü başlamamışımdır, öyle biri değilim çünkü kjskjdkjf. 2 3 gün dinlenmek kendinizi iyi hissettirip sonradan daha iyi odaklanmanıza ve daha verimli çalışmanızı sağlayacaksa mutlaka dinlenin. sonra güzelce çalışmaya başlarsınız.
stresli bir süreç olduğunu biliyorum, korkutucu da elbette ama kendinizi ekstra strese sokmayın. gereğinden fazla stres verim düşürücü bir şey çünkü.
aslında önemli olan şey akıllıca çalışmak. çıkmışlara bir bakın önce, bazı derslerde belli konulara çok daha fazla önem verilmiş olduğunu göreceksiniz. örneğin dönem 1 için, hocalar "eklem" sormayı çok seviyorlardı. "art. bla bla hangi tip eklemdir?" vb. birçok soru vardı. yanlış hatırlamıyorsam komite sınavında da çok sorulan bir konuydu zaten bu. neyse işte, bu konudan çok soru çıktığını gördüğüm için hasan ozan anatomi kitabından uzun ve detaylıca çalışmıştım eklemleri. eğer bir konuyu bilmek sorulan soru sayısından ötürü size çok puan kazandıracaksa o konuya biraz fazla zaman ayırmak bir kayıp olmayacaktır. sürekli sorusu sorulan konuları iyi hatırlamıyorsanız özetten çalışmak yerine biraz daha detaylıca bakabilirsiniz o konulara. kar zarar hesabı diyelim.
diğer konular için de, çıkmışlarda o konu temel olarak mı sorulmuş yoksa detaylı bir şekilde mi ona bakarak özetin yeterli olup olmayacağına karar verirsiniz. çıkmış çözerken de konu öğreniliyor zaten aslında, hatırlamadığınız bir şeyi açıp bakıyorsunuz, araştırıyorsunuz vs. yani sonuçta cevap ezberleyip geçmiyoruz. yani anahtar kelime "çıkmış çözmek". güzelce çözmek, gerekli şeyleri öğrenip tekrar ederek çözmek. :)
hepinize başarılar diliyorum. tüm sözlük ahalisine güvenim tam, siz yaparsınız :))
final notu diye notlar vardı kırtasiyelerde. ilk 2 sene için de bu notları alıp okumuştum. yani bir şeyleri hatırlamak için iyiler tabi ama bazı konuları sıfırdan öğrenmeye çalışmak için yeterli olmayacaklardır doğal olarak. sene içinde özet şeklinde çıkardığınız kendi notlarınız varsa zaten onları okursunuz, onlar da faydalı olacaktır.
ne zaman çalışılmalı? son komite sınavının ertesi günü başlayın hemen diyemem, hatırlamıyorum ama %98 ihtimalle ben ertesi günü başlamamışımdır, öyle biri değilim çünkü kjskjdkjf. 2 3 gün dinlenmek kendinizi iyi hissettirip sonradan daha iyi odaklanmanıza ve daha verimli çalışmanızı sağlayacaksa mutlaka dinlenin. sonra güzelce çalışmaya başlarsınız.
stresli bir süreç olduğunu biliyorum, korkutucu da elbette ama kendinizi ekstra strese sokmayın. gereğinden fazla stres verim düşürücü bir şey çünkü.
aslında önemli olan şey akıllıca çalışmak. çıkmışlara bir bakın önce, bazı derslerde belli konulara çok daha fazla önem verilmiş olduğunu göreceksiniz. örneğin dönem 1 için, hocalar "eklem" sormayı çok seviyorlardı. "art. bla bla hangi tip eklemdir?" vb. birçok soru vardı. yanlış hatırlamıyorsam komite sınavında da çok sorulan bir konuydu zaten bu. neyse işte, bu konudan çok soru çıktığını gördüğüm için hasan ozan anatomi kitabından uzun ve detaylıca çalışmıştım eklemleri. eğer bir konuyu bilmek sorulan soru sayısından ötürü size çok puan kazandıracaksa o konuya biraz fazla zaman ayırmak bir kayıp olmayacaktır. sürekli sorusu sorulan konuları iyi hatırlamıyorsanız özetten çalışmak yerine biraz daha detaylıca bakabilirsiniz o konulara. kar zarar hesabı diyelim.
diğer konular için de, çıkmışlarda o konu temel olarak mı sorulmuş yoksa detaylı bir şekilde mi ona bakarak özetin yeterli olup olmayacağına karar verirsiniz. çıkmış çözerken de konu öğreniliyor zaten aslında, hatırlamadığınız bir şeyi açıp bakıyorsunuz, araştırıyorsunuz vs. yani sonuçta cevap ezberleyip geçmiyoruz. yani anahtar kelime "çıkmış çözmek". güzelce çözmek, gerekli şeyleri öğrenip tekrar ederek çözmek. :)
hepinize başarılar diliyorum. tüm sözlük ahalisine güvenim tam, siz yaparsınız :))
siz onu; onun istediği şekilde sevmiyorsanız, sevgi karşılıklı değilse siz ne yapsanız üzülecek zaten. burada net olmak ve karşı taraf için işkenceyi uzatmamak önemli.
Bugün tam da bu konuyu arkadaşlarınla konuştuk. Bir tane arkadaşım 50 lira civarı para ödediği yeni kırılmaz camını çizdirmiş. Öbürü de sigara küllerini kırılmaz cama düşürmüş, cam lekelenmiş. Kırılmaz camların sigara külüne bile affı yokmuş diye düşündük. Kırılmaz camlar kalitesiz diyip geçtik.
Sonra bugünün devamında yukarıdaki olaydan birkaç saat sonra insanların ne kadar kırılgan göründüğümle ilgili bir şeylerden söz ettik. Ben hiç kırılgan görünmüyormuşum. Bana bakan insanlar benim ruh halimi hiç bilemezmiş. Ben dans edermişim, gülermişim hep.
Gün sonunda kırılmaz cama tanınan kırılma hakkının benimkinden daha fazla olduğunu fark ettim. Bazen gerektiği yerde gereğinden fazla kırılmalıymışım. Kırılmaz cam bile kırılabilirmiş. Ben daha fazlası olmalıymışım.
Sonra bugünün devamında yukarıdaki olaydan birkaç saat sonra insanların ne kadar kırılgan göründüğümle ilgili bir şeylerden söz ettik. Ben hiç kırılgan görünmüyormuşum. Bana bakan insanlar benim ruh halimi hiç bilemezmiş. Ben dans edermişim, gülermişim hep.
Gün sonunda kırılmaz cama tanınan kırılma hakkının benimkinden daha fazla olduğunu fark ettim. Bazen gerektiği yerde gereğinden fazla kırılmalıymışım. Kırılmaz cam bile kırılabilirmiş. Ben daha fazlası olmalıymışım.
Sen yetişkin bir armutsun ve kırılmaz cam ile kendini kıyaslamamalısın
bunları şimdi ezberlemiş gibiyim ama haftaya unutur muyum??
Hayatım ellerimden kayıp gidiyor. Hem sosyal hayatım hem akademik hayatım Ve ben sadece izliyorum. Bunu az önce fark ettim, hiçbir şey yapmıyorum. Duruyorum sadece.
Hayatımda biri var, benim için değerli biri aslında ama bana hep anlatmakla meşgul. Beni hiç dinlemiyor. Bu çok yorucu benim için, mesajlaşırken bile benim mesajlarımı okumuyor sadece anlatmak istediği şeyi anlatıyor. Bazen düşünüyorum, niye hayatımda tutuyorum ki onu?
Küfür ediyorum ama s.ktr edin
Deniyorum umarım başaracağım
Çöpe atabilirsiniz. Başkaları da faydalanamasın.
Haklısınız sayın armut
Sosyal ilişkiler yeterince sağlam olsaydı çoğu insan romantik bir ilişkiye ihtiyaç duyduğunu hissetmezdi. Arkadaşlar gerektiği kadar güven ve destek sağlamadığı için yalnızlıktan kurtulmak isteyen insanlar, kendisi tarafından yalnız bırakılmayacağına emin olmak istedikleri türde bir ilişki arayışına giriyorlar.
Edit: bu bir itiraf mı bilemiyorum
Edit Not: Romantik ilişkiler ansızın gelir. Birisine karşı olağan halimizden bambaşka biri olduğumuzu ya da olmak istediğimizi fark ederiz. Hiç kaybolmamış bir şeyi/birisini fellik fellik arayıp zorla bulmak bana samimi hissiyat vermiyor. Sırf birisi olsun diye halden meyve-sebze seçer gibi insan bulmak da ayrıca ayıp geliyor.
Edit: bu bir itiraf mı bilemiyorum
Edit Not: Romantik ilişkiler ansızın gelir. Birisine karşı olağan halimizden bambaşka biri olduğumuzu ya da olmak istediğimizi fark ederiz. Hiç kaybolmamış bir şeyi/birisini fellik fellik arayıp zorla bulmak bana samimi hissiyat vermiyor. Sırf birisi olsun diye halden meyve-sebze seçer gibi insan bulmak da ayrıca ayıp geliyor.
of bilemiyorum armut bilemiyorum. Bu entryin beni çok düşündürdü. Arasak dert aramasak dert. Gözü kapatsam dert, açsak dert. Şöyle yapınca ayıp, böyle yapınca sonuçsuz. Sağlıklı sosyal iliskilerimiz olsa dahi çift olmak dahası aile kurmak da cemiyetteki bağını kuvvetlendirmek için şart gibi geliyor bana. Hatta kuvvetlendirmek değil, cemiyete bir yerden daha tutunmak gibi.
Bazen nasıl olursa olsun ister araya araya ister tevafuk olarak bı insanla tanışmak gerekiyor. O insanı da beğendiğin yönleri dışında hoşuna gitmeyen yönleriyle de kabullenmek lazım geliyo sanki. Öngörülen şu ki gelecek çağımız pert.
Bazen nasıl olursa olsun ister araya araya ister tevafuk olarak bı insanla tanışmak gerekiyor. O insanı da beğendiğin yönleri dışında hoşuna gitmeyen yönleriyle de kabullenmek lazım geliyo sanki. Öngörülen şu ki gelecek çağımız pert.
niye dertlendiysem bı anda, Mevlana hazretlerinin sözünü küpe edeyim de gözlerimi dinlendireyim, neyi arıyorsan osun sen
Bir insanın diğerine değer verdiğinin kanıtı olan en önemli ve en değerli paylaşımın zaman olduğunu düşünüyorum. İki insan birbirine zaman verecek kadar, kendi hayatından bir parçayı düşünmeden verecek kadar değer vermiyorsa kendi zamanına karşı ihanet etmiştir bence. Kendi zamanıma be kendime olan saygımdan ötürü yeterince değer vermediğim birinin zamanına da aynı şekilde saygısız bir tutumda bulunmam. Kimsenin bir başkasının hayatından bir parçayı sırf heyecan olsun diye almaya hakkı yok.
haklısın. vaktimi ağlamaya veya hüngür hüngür ağlamaya ayırmanın kendim için daha iyi olacağı kanaatindeyim
Ağlamayın lütfen :(
Bu arada her türlü fikre dertlenebilirsiniz. Fikir paylaşımı ve tartışma ortamı sözlük olmanın getirisidir.
sağ olun değerli armut, mutlu günler:D
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
