Protein dizmiştim ben. Aug'den başlayıp Uag'ye kadar listelerim vardı :)
Dondurma almaya çıkmak 😍
-ankaradaki kaldırım ve rögar kapaklarını aynı yüksekliğe getirirdim(yok yere günaha giriyorum bu haliyle)
-4 duvar bir ev alırdım (yurt hayatı maalesef)
-2026 haziran ayına giderdim
-4 duvar bir ev alırdım (yurt hayatı maalesef)
-2026 haziran ayına giderdim
Ben yolda ağaçlara hep sarılırım. Güzel çiçekleri de öperim hep.
Canım babaannem de biz gidince bir çiçeğine benim adımı diğer çiçeğe de kardeşim sarı saçlı olduğundan sarı .... Adını vermiş her gün onlarla bizim gibi konuşuyormuş 🤍 herhalde bu huyum ondan geçmiş olabilir.
Canım babaannem de biz gidince bir çiçeğine benim adımı diğer çiçeğe de kardeşim sarı saçlı olduğundan sarı .... Adını vermiş her gün onlarla bizim gibi konuşuyormuş 🤍 herhalde bu huyum ondan geçmiş olabilir.
Biz
Hey you, don't tell me there's no hope at all
Together we stand, divided we fall
Together we stand, divided we fall
Ahahaha yazarlarimiz ne kadar da insan severlermis:)
Ben kendimi bildim bileli komşulara gitmeye de komsuculuk oynamaya da bayılırım dhhdhshs
binbir emeklerle yapılan nefis yemekler, iq düşüren bazı konular stres atmaya birebir
Ben kendimi bildim bileli komşulara gitmeye de komsuculuk oynamaya da bayılırım dhhdhshs
binbir emeklerle yapılan nefis yemekler, iq düşüren bazı konular stres atmaya birebir
Fazla hareketli bir çocuktum ve oldukça fazla dayak yememe vesile olan bir eğitim serüveni yaşamama sebep olan bir öğretmenim vardı. En çok dayak yiyen kız bendim.
bizdeki nbc'ye benzetilir ancak bana nedense nbc'den daha yakın ve daha kendimdenmiş gibi gelir.
dün şöyle bir şey yazmıştım,burada da bulunsun madem:
bir film izlemişti,'aslı gibidir.'
bir kadın ve bir erkeğin hikayesiydi.
çok sonradan o hikayeyi yaşayacağını nereden bilebilirdi ki?
o'nu duysun diye attığı çığlıklardan,o'nu fark etsin diye sürdüğü kırmızı rujlardan vazgeçebilmek aslında o'ndan vazgeçmenin bir adımıydı.
o'ndan vazgeçtiğinde onca zaman önce izlediği film aklına düşüverdi. oradaki kadından hiçbir farkı yoktu,o yokken,ilişki olamıyorken. vazgeçişin ve gidişin şerefine yeniden izledi.
abbas kiyarüstami'ye bir kez daha hayran oldu.
evet,onunla olsaydı solacaktı.yeniden ışıldamaya başlamıştı.artık babası da anlamıştı.
abbas kiyarüstami'ye bir kez daha hayran oldu.
dün şöyle bir şey yazmıştım,burada da bulunsun madem:
bir film izlemişti,'aslı gibidir.'
bir kadın ve bir erkeğin hikayesiydi.
çok sonradan o hikayeyi yaşayacağını nereden bilebilirdi ki?
o'nu duysun diye attığı çığlıklardan,o'nu fark etsin diye sürdüğü kırmızı rujlardan vazgeçebilmek aslında o'ndan vazgeçmenin bir adımıydı.
o'ndan vazgeçtiğinde onca zaman önce izlediği film aklına düşüverdi. oradaki kadından hiçbir farkı yoktu,o yokken,ilişki olamıyorken. vazgeçişin ve gidişin şerefine yeniden izledi.
abbas kiyarüstami'ye bir kez daha hayran oldu.
evet,onunla olsaydı solacaktı.yeniden ışıldamaya başlamıştı.artık babası da anlamıştı.
abbas kiyarüstami'ye bir kez daha hayran oldu.
bihter ziyagil'im ben. firdevs yöroğlu'nun kızıyım. kimse ayaklarının altına alamaz beni. kimse canımı acıtamaz. gayet iyiyim ben. teselliye ihtiyacım yok benim. şimdi dinleneceğim, güzelleşeceğim yarın için. üvey kızım evleniyor. kocamın yanındaki yerimi alacağım yarın. çok güzel olacağım. yüzümde en sahici gülümsememle onların mutluluğunu alkışlayacağım.
Eril zihniyetin büyüttüğü çocuklardan birisi olarak ulaşabildiğim tek ebeveynim olan annemin de benden uzaklaşmasına sebep olan durumdur.
Annem ben kendimi bildim bileli çok geç saatlere kadar çalışırdı. Bana anneannem bakardı. Sonrasında ben 4 yaşıma geldiğimde kardeşim doğdu ve anneannem ikimize birden bakamayınca henüz 4 yaşıma yeni bastığım ay içerisinde kreşe başladım. Sonrasında bu yaşıma kadar neredeyse her hafta sonu tüm gün ya okulda ya kursta ya yaz okulunda ya başka bir yerde... Annem benim için hep der ki "sen çok araya kaynadın" aynen öyle oldu. Ben kendi kendimi büyüttüm. Yeri geldi kardeşimi de büyüttüm. Kardeşim için durum nasıl oldu hiç bilemiyorum. Ona hiç sormadım. Ancak kendim için "aile terbiyesi almadım" desem yalan olmaz herhalde.
Annem ben kendimi bildim bileli çok geç saatlere kadar çalışırdı. Bana anneannem bakardı. Sonrasında ben 4 yaşıma geldiğimde kardeşim doğdu ve anneannem ikimize birden bakamayınca henüz 4 yaşıma yeni bastığım ay içerisinde kreşe başladım. Sonrasında bu yaşıma kadar neredeyse her hafta sonu tüm gün ya okulda ya kursta ya yaz okulunda ya başka bir yerde... Annem benim için hep der ki "sen çok araya kaynadın" aynen öyle oldu. Ben kendi kendimi büyüttüm. Yeri geldi kardeşimi de büyüttüm. Kardeşim için durum nasıl oldu hiç bilemiyorum. Ona hiç sormadım. Ancak kendim için "aile terbiyesi almadım" desem yalan olmaz herhalde.
"Acaba, sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun?"
Hayatım fala göre yönlendirilecek kadar adi değil.
...bir yer bulmalı insan kendine. hiçbir vakit kimsenin onu üzemeyeceğini fark edene dek. göçmeli mesela, her yeni doğan günde. ne bulanmamak ne de donmamak için. dünün dünle beraber gittiğini anlayana kadar aramalı, yeni şeyler söyleyecek kadar cesur olmalı. eski zaman hançerlerine yazılan aşk şiirlerini okumalı belki de. kays gibi aşkından delirip yüce makamlara erişene dek...
Maslowun ihtiyaçlar piramidini tamamlamış seçili bir grup insandır. Felsefenin son noktasıdır, hatta felsefeyi geçersin ileriden sola dönersin, tır şoförleri orada eflatuna elementleri öğretmektedirler. Kendileri neden felsefenin bu topraklarda doğduğunun ispatıdır, hepsinin içinde birer filozof yatar.
Geçen yolculuğum boyunca gördüğüm bütün kamyon arkası yazıları not aldım. Beni alıp uzak diyarlara götürdüler. Sizinle de bu aforizmaları paylaşmak istedim
"Bizim düşmanımıza bile faydamız dokunur siz dostunuza bile kazık atarsınız"
"Ben kimseyi kaybetmem, verdiğim değeri hak etmeyeni hayatımdan çıkarırım"
"Dürüstlük pahalı bir mülktür her insan sahip olamaz"
"Yaşaması mümkün olmayan dün gibisin"
Geçen yolculuğum boyunca gördüğüm bütün kamyon arkası yazıları not aldım. Beni alıp uzak diyarlara götürdüler. Sizinle de bu aforizmaları paylaşmak istedim
"Bizim düşmanımıza bile faydamız dokunur siz dostunuza bile kazık atarsınız"
"Ben kimseyi kaybetmem, verdiğim değeri hak etmeyeni hayatımdan çıkarırım"
"Dürüstlük pahalı bir mülktür her insan sahip olamaz"
"Yaşaması mümkün olmayan dün gibisin"
Birazcık ciddi bir cevap vereyim bari.
Yeğenler bence çok seviliyor, benim yok ama gözlemlerime göre böyle.
Yeğenler bence çok seviliyor, benim yok ama gözlemlerime göre böyle.
Zengin olmak. Nerede yaşadığınız pek de fark etmiyor böyle bir durumda. Uganda'da bile yaşayabilirsiniz.
Yarın sınavdan sonra 1.5 ay boş vaktinin olması..
Azalarak bitti.
Net benzin ve kömür kokusu kömürü pek sevmesem de benzin kokusuna bağımlıyım denebilir.
“dudaklarımda bir ateş, avuçlarımda alevsin” dizesiyle başlayan nakaratı ve içimize işleyen tanju okan sesi ile lezzetli bir aşk şarkısı.
Yalın'ın bu şarkısını ortaokuldayken dershane zamanlarımda çıkmıştı. Çok güzel bir kız vardı ismi Simaydı. Erkeklere kur yapmak için arkadaşlarıyla sınıfta bu şarkıyı açıp dans ederdi. Yaşımız 13-14 civarlarında... Simayla daha öncesinde kötü bir anım olmuştu. arkadaşıyla iddiaya girmişti ve arkadaşına kaybetme cezası olarak bana çıkma teklifi etme cezası vermişti. Arkadaşı için ceza olmamın sebebi ise çok çirkin olduğumun düşünülmesiydi. Çok asosyal, korkak, pısırık biriydim. Kendimi fiziksel olarak yetersiz bulduğum her an nedenini sorgularken bunu tetikleyen ilk insanlardan birinin Simay olduğunu hatırlıyorum. Sonra büyüdüğümü hatırlıyorum. Keşke bu şarkı son ses dinlenirken içimden dans etmek geçerken ben de dans edebilseydim diyorum. Çünkü edebileceğim tüm danslar, giyebileceğim tüm kıyafetler, gidebileceğim tüm yerler bir başkasının beğenisini kazanmak için değil; kendimi iyi hissettiğim için, ruhuma iyi geldiği için yaptığım şeyler.
Bu şarkı çıkalı neredeyse 9 sene olmuş. Simay ve yandaşları beni çirkin bulalı 10 sene kadar olmuştur öyleyse.
Bu şarkı çıkalı neredeyse 9 sene olmuş. Simay ve yandaşları beni çirkin bulalı 10 sene kadar olmuştur öyleyse.
Yanımdaki arkadaşım yemeğini çok hızlı yiyorsa önüne kolumu uzatıyorum "bunu da kemir" diyerek .d
Suits dizisinin dibine vurdum. Dizideki en güzel kadını seçemedim, hepsi fazla güzel. Bunun kritiğini yaparken diziyi x1.5 hıza aldım, günde bir sezon seyrediyorum. Ayrıca dizideki iki ana karakter kendilerine yeni bir hayat kuruyorlar: ev satın alıp, kendilerince döşeyip, kendileri için hayatlarını kuruyorlar. İnsan hayallere dalıyor.
Tldr: deli gibi dizi izliyorum, tavsiye de ediyorum.
Tldr: deli gibi dizi izliyorum, tavsiye de ediyorum.
ellerimden kayıp gittiğini hissediyorum ama hiçbir şey de yapamıyorum.durum tam olarak böyle dostlar :(
Kranial sinirlerin ilki.
Şunu yiyin yedirtin, vallahi topraktan çıkan lezzet ufosudur (şeklinden dolayı eheheheh)
fitness trendlerine bağlı olarak şu sıralar popülerliğinin arttığını düşündüğüm bir yiyecek. her yerde reklamını görüyorum. belki benim ilgi alanlarıma göre düzenlenmiş ve bana daha çok görünen reklamlar da olabilir. eskiden piyasada sürekli şekerli olanları bulunurken artık pek çok gıda markası şekersizlerini ya da farklı çeşitlerini (ballı, hurmalı, chia tohumlu vb) üretmeye başladı. ezme yerine yıllardır doğrudan fıstığın kendisini tüketen biri olarak uzun bir süre ilgimi çekmese de evde bir anda ezme yapasımın gelmesiyle berâber hârika bir lezzet de keşfetmiş oldum.
bunun üzerinden biraz gastronomi konuşalım. yiyeceğiniz kadar çiğ yer fıstığını kabuklarından soyarak ve iyice ayıklayarak bir tavaya alıp başka hiçbir malzeme eklemeden 5-10 dk kısık orta ateşte kavuruyorsunuz ve hafif kızarıp esmerleşmesini sağlıyorsunuz. yer fıstıklarını henüz çok sıcakken bir blender/rondoya hızlıca alıp 5 dk kadar krema ve ezme kıvâmına gelene kadar çekiyorsunuz. kavururken yağını hafifçe salacağı için çekmeye başladığınızda o kendi yağı yer fıstığına esas ezme kıvâmını sağlayacak ekstra yağ koymadan çünkü kendisi zâten çok yağlı. bu kadar.
ve evet fıstık ezmesi, içine başka hiçbir şey koymasanız dâhi normal fıstıktan kat kat daha lezzetli. peki içinde başka hiçbir ek malzeme olmadan yer fıstığı ezmesi, yer fıstığının kendisinden çok daha lezzetli olabiliyor? temelde iki sebebi var.
kavurma işleminde, fıstıktaki protein ve karbonhidratta yüksek sıcaklıkta meydâna gelen maillard reaction adı verilen olay. bizim esmerleşti, kavruldu, kızardı dediğimiz şey. yaklaşık 180 derece sıcaklık gereksinen bu reaksiyon, yiyecek moleküllerinin tat ve aromasını insan damak zevkine göre artırıyor ve değiştiriyor. o yüzden aslında hemen her besinin kavrulmuş, kızartılmış hâlleri, 100 santigrad derecedeki haşlama ve çiğ tüketimlere göre insanlara daha çok zevk veriyor. örneğin hammaddesi aynı olmasına rağmen kahvelerin farklı kavrulma derecelerine göre farklı tatlar vermesinde de aynı sebep yatıyor.
ikincisi ise tat tomurcuklarıyla temas ve yüzey alanının artması. fıstığı bütün hâliyle tükettiğimizde ağzımızda en fazla birkaç kez çiğner ve akabinde parçacıklar hâlinde hemen yutarız. dolayısıyla fıstık içindeki tat molekülleri yeterince dilimizle temas sağlayamadığı için fıstığın tadı olduğundan daha az algılanır. ezme hâline getirdiğimizde ise bu moleküllerin tomurcuklarla teması ciddi şekilde artar ve fıstığın tadı çok daha yoğun şekilde bizim tarafımızdan algılanır. o yüzden içine ekstradan hiçbir malzeme koymasanız dâhi tek başına bunlar lezzetini katlar.
yine de tatlandırmak isterseniz miktarca 1:10 oranında bal; veganlar de için hurma suyu ya da özütü, birlikteliğinde bir fiske tuz çok güzel sonuç verir. tadı artırmak için ekstra tatlı malzeme kullanılan târiflerde genel olarak berâberinde çok düşük miktarlarda tuz kullanılması tatlı tadın algılanmasını kolaylaştırıyor. bunun altındaki bilimsel mekanizma da çok mantıklı. dilde tat tomurcuklarında bulunan ve glukoz taşıyan SGLT1 reseptörlerinin çalışması ve şekerli tadı algılayıp beyne iletecek hücrelere taşınması, ortamda sodyum varlığında indükleniyor. sglt de zâten sodium-glucose linked transporter demek. işte bu yüzden bizim kullandığımız bir fiske tuz, gastronominin bilimle ilişkisini ortaya koyan ufak detaylardan sâdece biri...
bunun üzerinden biraz gastronomi konuşalım. yiyeceğiniz kadar çiğ yer fıstığını kabuklarından soyarak ve iyice ayıklayarak bir tavaya alıp başka hiçbir malzeme eklemeden 5-10 dk kısık orta ateşte kavuruyorsunuz ve hafif kızarıp esmerleşmesini sağlıyorsunuz. yer fıstıklarını henüz çok sıcakken bir blender/rondoya hızlıca alıp 5 dk kadar krema ve ezme kıvâmına gelene kadar çekiyorsunuz. kavururken yağını hafifçe salacağı için çekmeye başladığınızda o kendi yağı yer fıstığına esas ezme kıvâmını sağlayacak ekstra yağ koymadan çünkü kendisi zâten çok yağlı. bu kadar.
ve evet fıstık ezmesi, içine başka hiçbir şey koymasanız dâhi normal fıstıktan kat kat daha lezzetli. peki içinde başka hiçbir ek malzeme olmadan yer fıstığı ezmesi, yer fıstığının kendisinden çok daha lezzetli olabiliyor? temelde iki sebebi var.
kavurma işleminde, fıstıktaki protein ve karbonhidratta yüksek sıcaklıkta meydâna gelen maillard reaction adı verilen olay. bizim esmerleşti, kavruldu, kızardı dediğimiz şey. yaklaşık 180 derece sıcaklık gereksinen bu reaksiyon, yiyecek moleküllerinin tat ve aromasını insan damak zevkine göre artırıyor ve değiştiriyor. o yüzden aslında hemen her besinin kavrulmuş, kızartılmış hâlleri, 100 santigrad derecedeki haşlama ve çiğ tüketimlere göre insanlara daha çok zevk veriyor. örneğin hammaddesi aynı olmasına rağmen kahvelerin farklı kavrulma derecelerine göre farklı tatlar vermesinde de aynı sebep yatıyor.
ikincisi ise tat tomurcuklarıyla temas ve yüzey alanının artması. fıstığı bütün hâliyle tükettiğimizde ağzımızda en fazla birkaç kez çiğner ve akabinde parçacıklar hâlinde hemen yutarız. dolayısıyla fıstık içindeki tat molekülleri yeterince dilimizle temas sağlayamadığı için fıstığın tadı olduğundan daha az algılanır. ezme hâline getirdiğimizde ise bu moleküllerin tomurcuklarla teması ciddi şekilde artar ve fıstığın tadı çok daha yoğun şekilde bizim tarafımızdan algılanır. o yüzden içine ekstradan hiçbir malzeme koymasanız dâhi tek başına bunlar lezzetini katlar.
yine de tatlandırmak isterseniz miktarca 1:10 oranında bal; veganlar de için hurma suyu ya da özütü, birlikteliğinde bir fiske tuz çok güzel sonuç verir. tadı artırmak için ekstra tatlı malzeme kullanılan târiflerde genel olarak berâberinde çok düşük miktarlarda tuz kullanılması tatlı tadın algılanmasını kolaylaştırıyor. bunun altındaki bilimsel mekanizma da çok mantıklı. dilde tat tomurcuklarında bulunan ve glukoz taşıyan SGLT1 reseptörlerinin çalışması ve şekerli tadı algılayıp beyne iletecek hücrelere taşınması, ortamda sodyum varlığında indükleniyor. sglt de zâten sodium-glucose linked transporter demek. işte bu yüzden bizim kullandığımız bir fiske tuz, gastronominin bilimle ilişkisini ortaya koyan ufak detaylardan sâdece biri...
Tüm gün mal mal şeyler yaptım, şimdi birazcık da olsa çalışmam lazım.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?