iyi mi geceler

bilmiyo rumm
Bir yıldız kayıyor. Hep böyle olur. İnsanlar gökyüzüne bakar ve bir yıldız kayar. Aslında bundan tabii ne olabilir? Bir yıldızın kayışını bile görmek kâfi değil midir...?

nereye kaybolduğu bilinmeyen oyuncaklar

mandalinasoydumbasucumakoydum
Her ne kadar gözardı etsek de günün birinde kendilerini ufak tesadüflerle hatırlatan, geçmişin tozlu raflarından (amma edebiyat yaptın be) bizlere gülümseyen adeta kayıp zaman hatıralarıdırlar. Konuşulması gereken fakat bugüne kadar konuşulmamış bu sorunu bi çözüme kavuşturmak şart olmuştur. İlk yapılması gereken sorunun temellerine inmektir. Biz yazarların artık utanmadan sıkılmadan bu ayıbı her yerde konuşabilmesi gerekiyor. Aksi takdirde çalınan bunca çocukluğa en az bi bu kadarı daha eklenecektir.

Evet efendim sorunun temelleri… Neler olabilir diye bi çocukluğumu gözümün önüne getirmeye çalışıyorum da hepimizin hemfikir olacağı ilk seçenek olarak misafir çocukları geliyor aklıma. Bu konuda bana katıldığınızdan hiç şüphem yok. 2 çay kahve içip sohbet etmeye gelen aile dostlarımızın mızmız çocuklarının ağlamaları sonucu kimi zaman bizim kendi kafa karışıklığımızdan, kimi zaman annemizin kandırmalarından kendi ellerimizle teslim ettik o oyuncakların bir kısmını. Ama bunu yaptığımızda öyle küçük öyle masumduk ki… Büyüyünce hafızalarımız bu kirli anları silmeyi tercih etti. Bu yüzden bilemedik kıymetlilerimizin şimdi hangi ellerde olduğunu.

Özel olarak bu sorunun çözümünü mızmız ve her gördüğü oyuncağı isteyen misafir çocuklarını yok etmekte şey pardon eğitmekte görüyorum. Yarın bir gün içimizden biri makus talihin bir oyunuyla mızmız çocuk ebeveyni olabilir. Bu kişi, çocukluğunda misafir çocuğu tarafından alınan oyuncakları düşünüp kendi çocuğunun da başka çocuklara bu acıyı yaşatmaması için gereken özeni göstermelidir. Bu vatanî bir görevdir. Artık ülkemin güzel çocukları büyüdüklerinde pek kıymetli çocukluk hatıralarını fellik fellik aramasınlar.

Ben sorunlardan yalnızca birini dile getirdim. Diğer sorunları ve çözümlerini de demokratik bir sözlük ortamında kimseyi incitmeden tartışabileceğimizi düşünüyorum. Esen kalın.

hiçbir yere ait olmama hissi

armut
Üniversiteye başladığım günden beri hissettiğimdir. Aile evimde artık barınamıyormuşum gibi geliyor. Bana ait şeylerin sayısı azalmış bu evde. Ankara'ya gitsem her ev kira, her yurt geçici... sanki koskoca dünyada evli ama yurtsuz gibi hissediyorum. Her yeri yadırgıyorum.

tıp notu nedir

girlofmoira
textbooklarla uğraşmak istese de yetiştiremeyenlerin hayatını kurtarır, özelliklei final notu ezberlendiğinde 2 günlüğüne herşeyi bilmenizi sağlayan mükemmel bir nottur

lakin amaç ezberlemek değil öğrenmektir ben yapıyorum diye siz de yapmayın arkadaşlar derslerinize günü gününe çalışın :d

çıkmış

bilmiyo rumm
d1'de ilk komiteye çalışırken kendi kendime 'çıkmış zaten cikmis bi daha niye çıksın' diyip hic cikmis bakmadigim sacmaligi geldi aklima.....
cikmis>>> tum calismalar

nöroloji

gri
Komitesinden -1 almıştım, stajını geçmek için anamın ruhunu ortaya koyuyorum anlık

SSS (santral sinir sistemi değil sık sorulan sorular):
Evet, gerçekten sisteme -1 giriliyor
Hayır salmamıştım, 2 hafta çalışmıştım
Evet, o sene sınıfta kaldım belki istesem kalmayabilirdim

lise hakkında - özlenenler

muamma
Hayatı yeni yeni tanıdığımdan masum denebilecek yaşta olduğumuz yıllar. Hayat toz pembe gözükür bize özellikle lisenin ilk 2 yılı. Sonradan sonraya özellikle üniversiteye geçince bazı şeyleri daha fazla düşünüyor insan. hayata insana topluma dine mutlu yaşamaya geçim derdine dair vs. Lisede insan böyle şeyleri çok düşünmez kafası da rahattır üniversiteden itibaren insan daima tercih eder ve Sartre'nin dediği gibi her seçiş bir vazgeçiştir.

birinden bir şey istemek

highwaytohell
beni inanılmazzz derecede geren bi olay.ve bu karşımdaki kişiyle samimiyet dereceme göre de değişmiyor.en küçük bi şeyi bile istemeye çalışırken utanıp sıkılıyorum,geriliyorum anlamsızca..belki karşımdaki kişi çok yakın arkadaşım ve istediğim şeye direkt "olur,tabii" diyecek bunun da farkındayım fakat isteyemiyorum işte :D tuhaf gerçekten.o yüzden mecbur kalana kadar her işimi kendim yapmaya çalışıyorum..

midsommar

ileleualatyr
Akıl sağlığını kaybetmiş, bunu da nesilden nesle aktaran bir toplumun ürkütücü ritüelini içeren ari aster filmi.
Film boyunca “psikologum bozuldu nasıl çıkılıyor buradan?” cümlesi zihnimdeydi.
İnanılmaz aydınlık bir ortam, çiçekler böcekler falan derken bir bakıyorsunuz 72 yaşına gelen teyzeler amcalar kendilerini uçurumdan atıyorlar. Atlayınca ölmedilerse herkes histerik çığlıklar atmaya başlıyor ve bir şekilde öldürülüyorlar, öldürülünce histerik çığlıklar kesiliveriyor. Bunu gören misafirler ne yapıyor peki? İçlerinden biri ki sonra kendisi dölleme ayininde kullanılıp kurban ediliyor, o onların geleneği ama ne var bunda diyor. Arkadaşları kayboluyor, gece birlikte yattıkları adam yok. Hiçbiri sormuyor bizim bir arkadaş vardı ne oldu ona diye. Filmin bu kısımlarında ya sabır çektim gerçekten. Hele pelle'ye ne demeli? Ya insan arkadaşlarına bunu yapar mı? Sen kafayı mı yedin evladım? Niye insanları böyle bir şeye dahil ediyorsun, git kendin yap ayinini sonra dön medeniyete.
Öte yandan her şey o kadar normalmiş gibi ki ortamdan dolayı, insan gerilmeye utanıyor.
Yalnız bunları nasıl bu zamana kadar bulmamışlar ilginç, İsveç'tesin sen yani sizi çoktan bulup akıl hastanesine kapatmaları gerekiyordu.
4

kafa dağıtmalık bir oyun bırak

gri
Google'a girip emoji kitchen yazıyoruz


İstediğiniz iki emojiyi seçip miksliyorsunuz, çok eğlenceli ve kafa dağıtmaya bence birebir, örnekler:

İlluminati ekmek


Daha fazla penicillin vermememiz için yalvaran s. pyogenes


Beyefendi ahtapot

balığın üstüne helva yemek

clarice starling
mutlaka yapılması gereken bir şeydir. yoksa yediğiniz balık öldüğünü anlamaz, kendini hala canlı zanneder. lisedeyken yemekhanede ne zaman balık çıksa yemek sonrası arkadaşım hep bu şakayı yapardı:
+"balıktan sonra neden helva yeriz?"
-"balık öldüğünü anlasın diye."
komik mi, değil. ama anı olarak kalmış işte. kaç yıl geçti üstünden ama balık yediğimde hala aklıma bu gelir, bazen ben de etrafımdakilere sorarım bu muhteşem soruyu :))
1

bu sabahların bir anlamı olmalı

sokratesla
her bir sabah, bir adım daha atmak kaçınılmaz sona. dillerin çoktan lâl olduğu bir dünyada evrenin her gün bizlere tekrardan merhaba demesi gibi. bir günün daha müjdecisi ve bir kahraman olmamızın bir başlangıcı. her ayrılık ve kavuşma sahnelerine kucak açan, tüm sevinçlere ve dertlere ortak olan bir dost. umutsuzluğu defalarca yenmenin simgesi, tüm coşkuların kaynağı...

o zaman sabaha ulaşana selam, ulaştırana da sonsuz şükürler olsun!
2

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol