"we only said goodbye with words
i died a hundred times.."
çok özel bir ses..lisede şarkılarıyla tanışmıştım.her şarkısının yoğun duygular barındırdığını hissederdim o zamanlar.hala da her dinlediğimde tüylerim diken diken olur.
70'lerde olsak bir sürü plak alırdım sana, 80'lerde açık hava sinemasına götürürdüm ve izledikten sonra muhallebi ısmarlardım, 90'larda mahallenin en güzel misketlerini toplar dökerdim avuçlarına, 21. yüzyılda nasıl sevilir inan ki bilmiyorum. Alışamadım bu yüzyıla.
Portakal Çiçeği Karnavalı, Adana'da Nisan ayında gerçekleştirilen sokak karnavalı. Ayrıca Türkiye'nin ilk karnavalı olma özelliğine sahip olduğunu da belirtmeliyim.
Ben her sene çok özensem de ilk defa gitmek için ciddi plan yapıp otel bile ayarlamışken patlak veren pandemiye de burada ayrıyeten dikkat çekmek istiyorum.
"Nisan'da Adana'da!"
Ben her sene çok özensem de ilk defa gitmek için ciddi plan yapıp otel bile ayarlamışken patlak veren pandemiye de burada ayrıyeten dikkat çekmek istiyorum.
"Nisan'da Adana'da!"
kınık sodadan iyi olmayandır.
İlk kez dinlediğimde müzik zevkimden çok farklı olduğu için yarısında kapattığım, sonrasında bağımlısı olduğum pilli bebek şarkısı "bak".
belki arkadaşlarınla belki de yalnız başına yürürken
ne kadar mutlusun istiklal'de
insanın canı o kalabalık istiklal'i bile çekebiliyor, ilginç.
ne kadar mutlusun istiklal'de
insanın canı o kalabalık istiklal'i bile çekebiliyor, ilginç.
Her şeye sahip olduğunu sanarken paranın tamamlayamadığı eksik yönünü bulmaktan kaynaklanan his.
her zaman kötü değildir. bazen sizin kontrolünüzde de değildir.
çok klişe 80+ ak sakallı dede cümlesi oldu ancak yanlışsa yanlış deyin sözlük halkı
çok klişe 80+ ak sakallı dede cümlesi oldu ancak yanlışsa yanlış deyin sözlük halkı
Gizli bahçenizde
açılan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
Behzat Necatigil Sevgilerde
açılan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
Behzat Necatigil Sevgilerde
Fizikseli boşver de düşünce olarak kaçımız temiz hissedebiliyoruz
Görüşürsem tartışırım bi ara.
yağmuru düşündüm bugün biraz. uzun zaman sonra yağmurun altında yürüyüş yapınca yağmuru ne kadar çok sevdiğim geldi aklıma. her şeyini seviyorum yağmurun. çatıya ya da şemsiyeye düştüğünde çıkardığı sesini, toprakta bıraktığı eşsiz kokusunu, damlaların yüzüme dokunuşunu, havaya karışmış yağmurun ciğerlerime bir şekilde doluşunu... başımı yukarı kaldırıp dilimi çıkarırım bazen damlalar dilime düşsün diye, 5 duyumun tümüyle hissedesim varsa demek.
yağmurun havayı, toprağı temizlemesini seviyorum. ağlamak gibi biraz yağmur. ağlayınca da bir şeyler temizleniyor ya içimizde. bulutlar doluyor doluyor, en sonunda tutamıyor ya, ağlamak da öyle işte. ağlamak demişken, yağmurun altında ağlamayı da seviyorum ben. gözyaşlarımın yağmura karışmasını seviyorum. daha özgür ağlıyor insan yağmurun altında. bir keresinde sırf rahatça ağlayabilmek için dışarı çıkmıştım yağmur yağarken. tam istediğim gibi, yoğun yağıyordu yağmur. ben de dolmuşum bulutlar gibi, onlar tutamayınca ben de boşaltmak istedim. sokakta kimsecikler yoktu zaten. yağmur sesiyle hıçkırıklarımı kamufle etti. eve döndüğümde ağladın mı sen diye soramazlar, yanaklarımdaki kızarıklığın nedeni yağmurlu havanın soğukluğu çünkü. ağladığımı belli edecek hiçbir şey yok, gözyaşlarım yağmura karışıp gitmiş. ağlaya ağlaya dua ettiğimi hatırlıyorum o gün, yağmur yağarken dua etmek de ayrı güzel doğrusu.
lisedeyken ne zaman yağmur yağsa bahçeye çıkardık arkadaşımla, yağmurda ıslanalım diye. sonra o sık sık hasta olmaya başladı, bu alışkanlığımızı rafa kaldırmak zorunda kaldık. çok daha eskilere dayanıyor aslında benim yağmur sevgim. 5 6 yaşlarımdayken yine bir gün dışarı çıkmıştım yağmurlu bir havada, o günü de hiç unutmuyorum. yağmurun altında ıslanmak yeterli gelmemiş olacak ki, çatının kenarındaki su borusunun altında deli gibi ıslanmıştım. öyle keyifliydi ki. eve döndüğümde annem beni öyle sırılsıklam görünce farklı bir işler çevirdiğimi anlamıştı tabi. kızmıştı bana biraz o su temiz su değil ki diye, apar topar banyoya sokmuştu beni. kızarsa kızsındı valla, ben alacağımı almıştım yağmurdan.
içimde başka bir sürü şeyi daha tetikliyor yağmur. bu tetiklenen şeylerin bir tanesi bile kötü değil ama, hepsi güzel şeyler. zaten böylesine güzel ve rahmet dolu bir şey nasıl kötü bir şeyi tetikleyebilir ki?
son olarak; yağmurun yağmasından zevk alan, yağmur yağdığında kendini mutlu ve huzurlu hisseden kişilere "𝑝𝑙𝑢𝑣𝑖𝑜𝑓𝑖𝑙" dendiğini biliyor muydunuz?
yağmurun havayı, toprağı temizlemesini seviyorum. ağlamak gibi biraz yağmur. ağlayınca da bir şeyler temizleniyor ya içimizde. bulutlar doluyor doluyor, en sonunda tutamıyor ya, ağlamak da öyle işte. ağlamak demişken, yağmurun altında ağlamayı da seviyorum ben. gözyaşlarımın yağmura karışmasını seviyorum. daha özgür ağlıyor insan yağmurun altında. bir keresinde sırf rahatça ağlayabilmek için dışarı çıkmıştım yağmur yağarken. tam istediğim gibi, yoğun yağıyordu yağmur. ben de dolmuşum bulutlar gibi, onlar tutamayınca ben de boşaltmak istedim. sokakta kimsecikler yoktu zaten. yağmur sesiyle hıçkırıklarımı kamufle etti. eve döndüğümde ağladın mı sen diye soramazlar, yanaklarımdaki kızarıklığın nedeni yağmurlu havanın soğukluğu çünkü. ağladığımı belli edecek hiçbir şey yok, gözyaşlarım yağmura karışıp gitmiş. ağlaya ağlaya dua ettiğimi hatırlıyorum o gün, yağmur yağarken dua etmek de ayrı güzel doğrusu.
lisedeyken ne zaman yağmur yağsa bahçeye çıkardık arkadaşımla, yağmurda ıslanalım diye. sonra o sık sık hasta olmaya başladı, bu alışkanlığımızı rafa kaldırmak zorunda kaldık. çok daha eskilere dayanıyor aslında benim yağmur sevgim. 5 6 yaşlarımdayken yine bir gün dışarı çıkmıştım yağmurlu bir havada, o günü de hiç unutmuyorum. yağmurun altında ıslanmak yeterli gelmemiş olacak ki, çatının kenarındaki su borusunun altında deli gibi ıslanmıştım. öyle keyifliydi ki. eve döndüğümde annem beni öyle sırılsıklam görünce farklı bir işler çevirdiğimi anlamıştı tabi. kızmıştı bana biraz o su temiz su değil ki diye, apar topar banyoya sokmuştu beni. kızarsa kızsındı valla, ben alacağımı almıştım yağmurdan.
içimde başka bir sürü şeyi daha tetikliyor yağmur. bu tetiklenen şeylerin bir tanesi bile kötü değil ama, hepsi güzel şeyler. zaten böylesine güzel ve rahmet dolu bir şey nasıl kötü bir şeyi tetikleyebilir ki?
son olarak; yağmurun yağmasından zevk alan, yağmur yağdığında kendini mutlu ve huzurlu hisseden kişilere "𝑝𝑙𝑢𝑣𝑖𝑜𝑓𝑖𝑙" dendiğini biliyor muydunuz?
Küçük ömrümde sayıca hiç de az olmayacak kadar müteahhit tanıdım. Kendileri hakkında birkaç tespitimden bahsetmek isterim
1) müteahhitlerin önemli bir kısmı önceden maddi durumu iyi olmayan kişilerken sonrasında vesayet yolu ile mal edinerek bu işe giriyorlar. Hatta aralarında azımsanmayacak bir kısmı önceden inşaat işçisi oluyor. Yani düzgün bir strateji uygularsanız bu iş ile hızlı bir yükseliş sağlayabilirsiniz.
2) hızlı yükselişlerin hızlı düşüşleri oluyor. Bu mesleği icra edenler arka arkaya yaptıkları birkaç yanlış hamle ile her şeylerini kaybedebiliyorlar. Yanlışlarının affı olmuyor.
3) çok lüks daireler yapsalar da müteahhitler daha mütevazı evlerde oturuyorlar.
4) çocuklarından bir ya da birkaç tanesi gerek özel okulda zorla okutularak gerekse düşük puanlı şehirlere gönderilerek mühendis ya da mimar yapılmaya çalışılıyor. Bu, çocukların kişisel tercihi mi yoksa müteahhitliğin devam etmesi mi isteniyor bilemiyorum.
1) müteahhitlerin önemli bir kısmı önceden maddi durumu iyi olmayan kişilerken sonrasında vesayet yolu ile mal edinerek bu işe giriyorlar. Hatta aralarında azımsanmayacak bir kısmı önceden inşaat işçisi oluyor. Yani düzgün bir strateji uygularsanız bu iş ile hızlı bir yükseliş sağlayabilirsiniz.
2) hızlı yükselişlerin hızlı düşüşleri oluyor. Bu mesleği icra edenler arka arkaya yaptıkları birkaç yanlış hamle ile her şeylerini kaybedebiliyorlar. Yanlışlarının affı olmuyor.
3) çok lüks daireler yapsalar da müteahhitler daha mütevazı evlerde oturuyorlar.
4) çocuklarından bir ya da birkaç tanesi gerek özel okulda zorla okutularak gerekse düşük puanlı şehirlere gönderilerek mühendis ya da mimar yapılmaya çalışılıyor. Bu, çocukların kişisel tercihi mi yoksa müteahhitliğin devam etmesi mi isteniyor bilemiyorum.
Mutlu bir şekilde uyuyorum. Yeni kararlar aldım. İyi geceler herkese
Pilava ketçap sıkanlar.
başlık açınca nazar falan değdi galiba. Biz yine filenin sultanlarından devam
overlok makinesi ayağınıza geldi. halı,kilim,yolluk,paspas kenarına,halıfleks kenarına overlok çekilir. beş dakikada yapılır hemen teslim edilir.
Çok şükür allah'ım bismillah
(bkz: öyle bir şey yazın ki sahibinin sesiyle okuyalım)
(bkz: öyle bir şey yazın ki sahibinin sesiyle okuyalım)
çok güçlü bir duygudur..sevdiğin birini,kaybettiğin birini,yanında olmak istediğini,birinin eski halini özlersin,eski evini özlersin,o evdeki kahkahaları özlersin,denizin mavisini izlemeyi özlersin,eski günleri özlersin,yazın kışı kışın da yazı özlersin.özlersin de özlersin işte...
özlediklerimize kavuşabileceğimiz günlere..
özlediklerimize kavuşabileceğimiz günlere..
Mental çöküntü hissettiğinizde tüylü bir varlığa sarılıp mutlu olmaktır.
bu konuda dead poets society'den alıntı yapmak istiyorum.
"sizlerden pek de farklı değiller, öyle değil mi? sizin şu an kendinizi hissettiğiniz gibi, yenilmezler. dünya onların istiridyesi. kaderlerinde büyük işler başarmak olduğuna inanıyorlar, çoğunuz gibi. umut dolu bakıyorlar, tıpkı sizin gibi. yapmaya güçlerinin yettiği şeylerin bir zerresini bile hayatlarında yapmak için iş işten geçene kadar beklediler mi? çünkü beyler, bu çocuklar şu anda nergis çiçeklerini gübreliyor. yakından dinlerseniz size vasiyetlerini fısıldadıklarını duyabilirsiniz.
'carpe diem.' "
(bkz: unutulmaz replikler)
"sizlerden pek de farklı değiller, öyle değil mi? sizin şu an kendinizi hissettiğiniz gibi, yenilmezler. dünya onların istiridyesi. kaderlerinde büyük işler başarmak olduğuna inanıyorlar, çoğunuz gibi. umut dolu bakıyorlar, tıpkı sizin gibi. yapmaya güçlerinin yettiği şeylerin bir zerresini bile hayatlarında yapmak için iş işten geçene kadar beklediler mi? çünkü beyler, bu çocuklar şu anda nergis çiçeklerini gübreliyor. yakından dinlerseniz size vasiyetlerini fısıldadıklarını duyabilirsiniz.
'carpe diem.' "
(bkz: unutulmaz replikler)
onun hiç stellalı çorabı aşık olduğu çocuğun sevgilisi tarafından çalınmamış ki nereden bilsin.
Çocukken haziran ayı dondurma ayıydı benim için ve ailemin izin verdiği ilk vakitte evden büyük bir heyecanla bakkala gider o en sevdiğim dondurmayı yerdim. İlk tadımda anlardım ki artık benim için yaz gelmişti. Dondurma demek yaz demekti, yıl boyu gösterdiğim sabrın hediyesiydi. Büyümek ise her mevsim ve izinsiz dondurma yiyebilmekmiş ve çok da büyük bir meziyet değilmiş. Şimdilerde o eski dondurmaların tadını alamıyorum ve dondurmayı özlemeyi özlüyorum. Ya gerçekten büyüdüm ya da dondurmalar kötü, bilmiyorum… Ama anlıyorum ki çocukluk sabretmekse yetişkinlik acele etmek demekmiş. Acele ettikçe koşuyoruz, koştukça daha hızlı büyüyoruz ve bir şeyler elde edebilsek de farkına varamıyoruz, hayattan tat alamıyoruz. Keşke diyorum hep çocuk mu kalsaydık ?
bu mesaja özel bir durum değil. neyi beklersen olmuyor :/
Muhtemelen hepimizin defalarca dinlediği bir şarkı ama bir daha dinleyelim istedim, iyi geceler.
Adım ve soyadım. İlkte doğru anlayıp doğru söyleyen görmedim daha.
açıkçası her an sinirli olduğum için özel bir şey olsa bile anlamıyorum muhtemelen
oda toplamak kesinlikle..günlerce dağınık dursa odam umrumda olmaz.ama gel gör ki bir ders çalışmaya başlamak için oturayım.."yok ya bir şurayı toplayım, öyle başlarım."derim ve kendimi odamı toplarken bulurum:d
Arqadaşlar isteyen aqlar isteyen sızlar kimseyi ilgilendirmez dinlemeyin geçin ya da konuşmayın bu kadar basit
kendisi de olmasa tüm başlıklarım tematikte kalacak, çok sevdiğim bir yazardır o yüzden :)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?