çalışanı aşağı gören işletme

poyrazkarayel
Sayın @dr oetker' in entrysini görünce yazmak istedim. Bin küsür kişiye hizmet veren oldukça büyük bir otelde garsonluk yaptığım zaman benim gibi 25-30 arkadaşıma reva görülen yemek alanı ve yemekler aklıma geldi. Hizmet ettiğin dahası kendi ürettiğin ürüne yabancılaşman arada bir ah ulan Marx dedirtir bana. Malum ırkın açık büfeyi her allahın günü talan edip kendi ellerimle çöpe attığım binbir türlü çeşitten birisinin bile bize hak görülmemesi senden kâr ettiği 1 tabak yemeğin patronunun içini rahatlattığı saçma sapan insanlık ayıbına çanak tutan işletmeler yazık olsun..

bugün sizi mutlu eden şey

clarice starling
çooook uzun zaman önce hindistan cevizi kabukları biriktirmiştim. zamanım olduğunda bir şeyler yapacaktım kabuklarla. yaratıcı bir şeyler yapmak için yeterince zaman ayıramayınca en azından saksı olsun dedim. birkaç farklı parça vardı, saksı yapmaya en uygun şekle sahip olan parçayı boyadım önce, sonra beğenmedim, boyasız sade halinin daha estetik durduğunu düşündüm o nedenle en güzel parçam çöpe gitti. parçalardan biri o kadar kırıklıydı ki onu kullanamam diye düşünürken bir baktım babam tel gibi bir şey kullanarak birleştirmiş kırık yerlerinden, o kadar estetik olmuş ki. dik durabilmesi için bir platforma ihtiyacı vardı tabi, kamış kullanarak bir platform yapmış bir de. saksının bir bitkiye ihtiyacı vardı tabi, gidip çok sevimli bir kaktüs seçtik annemle. yanına da minnak bir süs aldık mantar şeklinde. öyle sevimli ki. babama hediye ettim tabi kaktüsü, iş yerinde masasının üstüne koysun ve sürekli beni hatırlasın diye aahahhaha. kaktüsümüzün ismini "tiny dancer" koydum, babama da söyledim adı bu diye. tiny dancer bugün babamla birlikte gitti, yerine güzelce yerleşmiş. babam bana fotoğraf attı. her şey zaten çok güzel, çok mutluyum ama babamın saksının üstüne "tiny dancer" diye yazması ve altına da dans eden bir kız çizmesi beni acayip mutlu etti, hem komik hem aşırı tatlı. şeker komasına girmişim gibi hissettim. bakın hanımefendi şu şekilde:
4

vestiyer

darklife
En iyi vestiyer tabanı yüksekçe, kabanı içerde kalanı dolaplı, yalanı mütevazi, bakanı kem gözsüz, tabi ki nalansız tabi ki çalansız, alanı gariban olandır... dağ taş Gardırop yüklük değil vestiyerdir bu. Assan da bir asmasan da...

insanı mutlu eden şeyler

gozleriniacvebak
ders çalışırken annenin yanına gelip bir ihtiyacın var mı diye sorması, yiyecek içecek bir şeyler getirmesi.
çoğu zaman alışkanlıktan kıymetli gelmiyor belki, ama arada öyle anlar oluyor ki bir farkındalık geliyor insana, annem yanımda, yaşıyor, benimle ilgileniyor diyorsun ve ardından gelen huzur, şükür ve güven hissi...

tarih dersinden aklınızda kalanlar

deli dumrul
Bizim tarih hocası değişikti.

Ders dışı: Bir gün a milli takımın maçına gitmiş tabii sesi aşırı gür hocanın. Mehmet topal topu kontrol edecekken Bağırarak, "bırak bendeee!" demiş Mehmet topal topu bırakmış sonra top taça çıkmış. Tribündekilerden az kalsın dayak yiyecekmiş.

Ders içi: Müfredattan bağımsızdı. Bize cumhurbaşkanlığı sistemiyle meşrutiyeti karşılaştırmıştı. Osmanlı'nın yıkılırken parasının değerinin 4 dolara eşit olduğunu demişti. Yavuz zamanı yapılan katliamdan(?) Bahsetmişti. Barbaros paşa'nın korsanken kaptan-ı derya oluşu, ata'nın trablusgarp'a geçişi, Cem Sultan olayını kitaplardaki gibi tek pencereden değil her iki tarafın görüşünü de anlatır "siz seçin" derdi. gri konuları çatır çatır müfredatı eleştirerek anlatırdı. Derse başlarken de komik videolar izletirdi. Sonra da çok kalmadı bizle; müfettiştir, yök'tür o taraflara geçti.

kahramanlık kanında

bilmiyo rumm
kan bağışının cok önemli olduğundan hepimiz bahsederiz, peki gerçekten kaçımız düzenli olarak bağışlarız?? bağışlanan kanın bi yerlerde birilerinin hayatını kurtardığını unutmayalım ve çevremizdeki herkesi bu konuda bilinçlendirelim..

acımasız gerçekler

armut
Tüm romantik ilişkiler mükemmele erişildiği sanılarak başlar. Başta ortak yönleri görmekten deliye dönen çiftler ortak olanlar tükendikçe zıt düştükleri yönlerini gündeme getirmeye başlarlar. Zamanla ulaşılmaz mükemmelikteki ilişkilerinin kusurlu yönleri çoğalır ve bir yerden sonra kusurlar, ortak yönleri üstünü kapatır. Çatışmalar, eski minik tartışmaları aratır. Kalpler kırılır. Hayatında kendinden başka insanların varlığına katlanamayanlar kendilerinden çok farklı olan bu insana tahammül edemezler. İlişkinin mutsuzluğu mutluluğundan fazladır. Oysa her türlü ilişkide mutsuzluklar vardır. Mutsuzluğu mutluluğuna değmeyecekse kırık bir kalbe mal olacak hiçbir ilişkiye başlanmamalı diye düşünüyorum.
1

hayal kırıklığı

ileleualatyr
Şu ana kadar en çoğunu yaşadığım yaş bu yaşımdı. Son birkaç gündür durmadan yaşanan gelişmelerle de skorunu arttırıyor. Doğum günüme kadar daha fazlasını yaşamamak için insanlarla konuşmayı bir süre bırakıp ailemin yanına mı dönsem diye düşünmüyor değilim.

hayatta aradığını bulamamak

armut
Çoğumuza yakınının yaşayacağı sondur. Farklı biri olmak için ya da ebeveynlerimize benzememek için ekstra çaba göstersek de en nihayetinde birini bulup evlendikten sonra sıradan yerleşik hayatlara sahip olacağız. Akşam yorgun bir şekilde eve gelip kendi öz evladımız ile ilgilenecek vakit bile bulamayacağız. Ama aynı çocuk en iyi eğitimi alsın diye yok zamanımızdan ayırıp araştırmalar peşinde koşacağız. Çocuğumuz aldığı eğitimler sonucunda ileride kendini idame ettirecek bir hayata atılacak. Sonrasında o da evlenecek ve sıradan döngü bir kere daha başlayacak. Geriye dönüp baktığımızda ne iyi bir ebeveyn olabileceğiz ne de iyi bir doktor olabileceğiz. Bu sırada hem işimizin hem evimizin hem çocuğumuzun peşinde koştuğumuz için muhtemelen kendimizi de aksatacağız. Böylece hayatta her şeyi yarım yapıp her şeyde eksik kalmışlığın ağırlığı çökecek üstümüze. Neden bu kadar karamsarsın diyebilirsiniz. Pek çok konuda karamsar olacaksam da maalesef ki bu konu hayatın bir gerçeği. Hayatta küçük resimlere odaklanırken asıl büyük resmi kaçırıyoruz. Günlük koşuşturmalar peşinde ilerlerken ve bu rutinde bir şeyleri erteleyip dururken aslında ileriki yıllarımızı kendimizden çalıyoruz. Hayatta asıl mücadelemiz hep zamanla olandı. Öyle olmaya devam edecek. Anne-baba olmak, evlat olmak, eş olmak, meslek sahibi olmak, kardeş olmak, arkadaş olmak, para sahibi olmak, para yönetmek zorunda olmak... Sorumluluklarımız sadece yaş aldığımız için artacaklar. Hangi konuda eksik kaldığımızı ancak yaşlılık yıllarımızda görebileceğiz. O zaman göreceğiz ki en az bir konuda hayatta aradığımızı bulamamış olacağız.
12

geceye bir söz bırak

privileged of medic
Çatlak bir yerden sızanlar gün geçtikçe birikip orayı kırabilirler. Büyüğü oluşturan küçüklerdir. Yarımlar zamanla tam olur. Ve Bazı eşiklerden geri dönülmez çünkü tamlar eksilmez,kırılanlar yenilenmez,büyük olan tekrar küçülmez. Kainattaki denge birikim-boşalım üzerinedir. Hiçbir “şey” birikmeye gelmez mutlaka bir gün bir yerden akacağı günü bekler. Aktıktan sonra ise birikecek bir “şey” bile kalmaz. Akan şey yerini boşluğa bırakır o boşluk da orada hep öylece kalır.
Ne gariptir ki o Boşluk dolu olarak nitelendirdiğimiz çoğu şeyden daha fazla yer kaplar,kapladığı yeri de şiddetle yakar. İnsan denilen “doyumsuz” varlığa başka yolların mevcudiyetini ancak o yolu kendisinin seçtiğini yani iradeyi hatırlatır.
Akmayacak kadar olan birikimden dönülür ancak boşluktan dönülmez. Birikim ihtimalleri içerir ancak boşluk kararlıdır. Zira İnsan boşluktayken tek bir yoldadır,yolunda sapacak durakları yoktur…

sen kimsin

zazabey
Bazen Prometheus oldum çarmıha gerilircesine
Bazen Spartaküs oldum aslanlara yem olurcasına
Bazen Cem Sultan, ilmiği boynunda Pir Sultan oldum, yâr
Bazen Şems'ini arayan Mevlana
Bazen Mevlana'yı arayan Şems
Dinginlerde Yunus, yokluğa kanat geren bir garip
Mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğüne koşarcasına geldim yâr

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol