Balkonda oturuyorum, çiçek böcek fotoğrafı çekiyorum. Birazdan gitarın tellerini tıngırdatıp gazi bulut ile yeniden buluşacağız.
hakan peker'in bir şarkısı
Kırk ikindi yağmurları. Oldukça romantik gelir bana. Ansızın bastırır. Sonra durulur. Ve ben yağmurlarda sırılsıklam ıslanmaya bayılırım.
Lise son sınıftayken fark ettiğim ve ne kadar gizlemeye çalışsam da yıllardır beni ele geçiren his.
Ailem benim psikiyatrik ya da psikolojik yardım almam konusunda bana hiçbir zaman müsade etmedi. Hatta bu konuda korkutuldum ya da tehdit edildim desem yeridir. Ortaokuldayken ilk kez psikiyatrik yardıma ihtiyaç duyduğumuz fark etmiştim. Rehberlik hocamla iletişim kurmayı çok istedim ancak o zamanlar gittiğim okul babamın arkadaşının müdürü ve ortağı olduğu bir özel okuldu. Dolayısıyla içerisinde çalışan hocalar da kendi tanıdıklarından oluşan bir ekipti. Bu nedenle liseye geçmeyi ve oradaki rehberlik hocasından yararlanmayı dört gözle beklemeye başladım. Fakat bırakın şanslı olmayı, rutin hayat işleyişinde bile herkes için akıp giden şeylerin benim için birer bariyer olması durumu burada da beni buldu. Yıllarca kendisine kavuşmayı beklediğim hoca babamın bayağı yakından arkadaşı çıktı. Üstelik babamla arkadaş olmasalar dahi oldukça ilgisiz, tehditkar adamın tekiydi. Dolayısıyla psikiyatrik, psikolojik yardım ihtiyacımı hissetmemi takip eden 5 sene içerisinde yine yardım bulamamış oldum. Ta ki lise son sınıfa kadar... Lise son sınıftayken okulumuzdaki rehberlik öğretmeni gitti ve haftada tek gün(salı) olmak üzere bir imam hatipten görevlendirme ile öğretmen gelmeye başladı. Bilirsiniz, rehberlik hocaları genelde eğitim hayatı üzerine düzenleme yapar. Öğrencilerin ailevi sorunlarını pek takmazlar. Bu hoca da aynı şeyi yapıyormuş demek ki, fen lisesine düşünce bir hevesle bize testler yapmaya başladı. Hepsi meslek seçimi ile ilgili ya da ders başarılarıyla ilgili... Kaç tane meslek seçimi testi çözdüysem ısrarla tek bir meslek önerisi alıyordum: sanatçılık. Rehberlik öğretmenimiz sayın mesut bey bu duruma biraz da bozulmuş olacak ki sadece salı günü geldiği okulda salı günlerini sıkça bana ayırır olmuştu. Diğer sınıf arkadaşlarım kendi çözdüklerinden bile bıkmışlardı, ben ise defalarca tek bir kesin sonuç almama rağmen sırf sanatçı olmamın önüne geçilsin diye daha fazla teste maruz kalmıştım. Ben zaten güzel sanatlar lisesinde okumak isteyip bir şekilde fen lisesinde eğitimi görmek zorunda kalan birisiydim. Bu durum biraz da canımı sıkmaya başlamıştı. Hocamın azmine ve uğraşlarına rağmen sanatçı olması gerektiğini duydukça tadı kaçan bir fen lisesi öğrencisi olmam bir yerden sonra mesut hoca'nın da dikkatini çekmiş olmalı ki o yerden sonra benle test çözmeyi bırakıp beni çözmeye çalışmaya odaklanmıştık. O günlerde benden kendime bir mektup yazmamı istedi. Üstünde çok da düşünmeden olduğu gibi aklımdaki genel şeyleri yazdım o salı günü. Ertesi hafta salı günü en yakın arkadaşım da bir mektup yazmıştı ve beraber mesut hocayı bulduk, mektupları okuttuk. En yakın arkadaşımın mektubunu okurken bir eğitimci olarak ne kadar mutlu olduysa benimkini okurken bir o kadar morali bozuldu. Mektubu okudu, bitirdi ve bana bakıp dedi ki "kendinden neden bu kadar nefret ediyorsun?". Hayatı boyunca mutluluk timsali olarak görülen biriydim, kendime bile rol yaptığımı anladığım ilk an o andı işte.
Mesut hoca ile boş olduğum salı günleri görüşmeye devam ettik. Mesut hoca orta yaşlarında, kır saçlı, eli tespihli bir adamdı. Muhtemelen baştan beri eğitimcilik yaptığı imam hatip lisesinde mesleğinin gereğini yapmak konusunda eksik hissettirilmiş biriydi kendisi. Ben onun için bir şaşırma sebebi oldum. O da benim için öyle oldu. Soyadını hiçbir zaman sormamıştım ancak adı benim için unutulmayacak insanlar arasında beynime kazındı.
Ailem benim psikiyatrik ya da psikolojik yardım almam konusunda bana hiçbir zaman müsade etmedi. Hatta bu konuda korkutuldum ya da tehdit edildim desem yeridir. Ortaokuldayken ilk kez psikiyatrik yardıma ihtiyaç duyduğumuz fark etmiştim. Rehberlik hocamla iletişim kurmayı çok istedim ancak o zamanlar gittiğim okul babamın arkadaşının müdürü ve ortağı olduğu bir özel okuldu. Dolayısıyla içerisinde çalışan hocalar da kendi tanıdıklarından oluşan bir ekipti. Bu nedenle liseye geçmeyi ve oradaki rehberlik hocasından yararlanmayı dört gözle beklemeye başladım. Fakat bırakın şanslı olmayı, rutin hayat işleyişinde bile herkes için akıp giden şeylerin benim için birer bariyer olması durumu burada da beni buldu. Yıllarca kendisine kavuşmayı beklediğim hoca babamın bayağı yakından arkadaşı çıktı. Üstelik babamla arkadaş olmasalar dahi oldukça ilgisiz, tehditkar adamın tekiydi. Dolayısıyla psikiyatrik, psikolojik yardım ihtiyacımı hissetmemi takip eden 5 sene içerisinde yine yardım bulamamış oldum. Ta ki lise son sınıfa kadar... Lise son sınıftayken okulumuzdaki rehberlik öğretmeni gitti ve haftada tek gün(salı) olmak üzere bir imam hatipten görevlendirme ile öğretmen gelmeye başladı. Bilirsiniz, rehberlik hocaları genelde eğitim hayatı üzerine düzenleme yapar. Öğrencilerin ailevi sorunlarını pek takmazlar. Bu hoca da aynı şeyi yapıyormuş demek ki, fen lisesine düşünce bir hevesle bize testler yapmaya başladı. Hepsi meslek seçimi ile ilgili ya da ders başarılarıyla ilgili... Kaç tane meslek seçimi testi çözdüysem ısrarla tek bir meslek önerisi alıyordum: sanatçılık. Rehberlik öğretmenimiz sayın mesut bey bu duruma biraz da bozulmuş olacak ki sadece salı günü geldiği okulda salı günlerini sıkça bana ayırır olmuştu. Diğer sınıf arkadaşlarım kendi çözdüklerinden bile bıkmışlardı, ben ise defalarca tek bir kesin sonuç almama rağmen sırf sanatçı olmamın önüne geçilsin diye daha fazla teste maruz kalmıştım. Ben zaten güzel sanatlar lisesinde okumak isteyip bir şekilde fen lisesinde eğitimi görmek zorunda kalan birisiydim. Bu durum biraz da canımı sıkmaya başlamıştı. Hocamın azmine ve uğraşlarına rağmen sanatçı olması gerektiğini duydukça tadı kaçan bir fen lisesi öğrencisi olmam bir yerden sonra mesut hoca'nın da dikkatini çekmiş olmalı ki o yerden sonra benle test çözmeyi bırakıp beni çözmeye çalışmaya odaklanmıştık. O günlerde benden kendime bir mektup yazmamı istedi. Üstünde çok da düşünmeden olduğu gibi aklımdaki genel şeyleri yazdım o salı günü. Ertesi hafta salı günü en yakın arkadaşım da bir mektup yazmıştı ve beraber mesut hocayı bulduk, mektupları okuttuk. En yakın arkadaşımın mektubunu okurken bir eğitimci olarak ne kadar mutlu olduysa benimkini okurken bir o kadar morali bozuldu. Mektubu okudu, bitirdi ve bana bakıp dedi ki "kendinden neden bu kadar nefret ediyorsun?". Hayatı boyunca mutluluk timsali olarak görülen biriydim, kendime bile rol yaptığımı anladığım ilk an o andı işte.
Mesut hoca ile boş olduğum salı günleri görüşmeye devam ettik. Mesut hoca orta yaşlarında, kır saçlı, eli tespihli bir adamdı. Muhtemelen baştan beri eğitimcilik yaptığı imam hatip lisesinde mesleğinin gereğini yapmak konusunda eksik hissettirilmiş biriydi kendisi. Ben onun için bir şaşırma sebebi oldum. O da benim için öyle oldu. Soyadını hiçbir zaman sormamıştım ancak adı benim için unutulmayacak insanlar arasında beynime kazındı.
Mutsuz ve sıkıntılı. Her şeyden uzaklaşmak, gitmek istiyorum. Sorumluluklardan dolayı hiçbir yere gidemiyorum ama. Kafese kapatılmış ve böyle kalmaya mecbur bırakılmış gibiyim.
Bir şiir olmak isterdim. Bazen bir sevgilinin kulağına okunan, bazen bir sevinç çığlığı, bazen bir ağıt, bazense bir milleti ayağa kaldıran. Çok süslü kelimeli olmasın ama her duyan kafiyesine hayran kalsın.
Anadoluda kadın cinsiyete sahip olmak. Sayın muamma gibi bir Anadolu şehrinde doğdum. Doğduğum günden beri cinsiyetim dolayısıyla ben hep ayıplı ve yanlış biri gibi hissettirilerek büyüdüm. Ailem, akrabalarım, sokaktaki teyzeler, okulda öğretmenler... Henüz ortaokuldayken şehrin sokaklarında tacize uğramaya başladım. Aileme söyleyemedim. Ailemin tacize uğrayan bir kadına karşı "sen naptın adama" benzeri tavır sergileyecek olma ihtimalinden korktum. Çünkü ben bu şehirde bunu diyen anne babalar gördüm. İnsanların büyük şehirlerde var olmadığını sandığı pek çok şeye şahit oldum büyürken: çocuk gelinlere, hem seven hem döven kocalara, ayıp olur diye çocuğunu sevmeyen babalara, kızının kıyafetini beğenmedi diye öldüresiye döven (belki de öldüren) babalara, kızının erkek arkadaşı var diye öldüresiye döven babalara.... hep kapalı kapılar arkasında yaşandı gerçekler. Siz hepsini televizyonda göremediniz. Ama ben duydum. Peki kadına şiddet varken anneler neredeydi? Anneler babalara destek verdiler. Kızlarını aşağılayan bir isim de anneler oldular. Kendi annelerinden gördüklerini hakikat belleyip geleneği ahlak olarak direttiler. Çünkü cahil kaldılar. Cahil bırakıldılar, okumaya layık görülmediler. Okuyanlar da zihniyete yenik düştüler çoğu kez. Bir çocuk olarak saçma bulsam da kabullendiğim her şeye bugün karşı çıksam bile ailem ve sevdiklerim bu şehirdeyken hiçbir zaman buradan vazgeçemeyeceğim. Ve korkarım yine ezilen kadın figürü olarak hayatıma devam edeceğim. Tıpkı kadın olan herkesten beklenen gibi. Çünkü ben bir kadının evin içindeki rolünü hep bu olarak gördüm. Ben bundan başka kaç tane aile gördüm bilemiyorum. Evde hizmetçi gibi çalışan mutsuz ve cahil kadınların kendi çocuklarını büyüttüğü bu şehirde mahkum kaldım ben. Kaçsam bile köklerimin bir kısmı bu şehirde kalacak. Bana da haddimi bildirdiler.
kimin yanındayken?
Sen karşındakine nasıl davranırsan o da sana öyle davranır sözü yalanmış, sen ne kadar yapmazsan karşındaki o kadar yaparmış
Bir de eğer birisi sizi suçluyorsa kendisi suçlu olduğu içinmiş
Bir de eğer birisi sizi suçluyorsa kendisi suçlu olduğu içinmiş
Ders çalışmak konusunu artık yönetemiyorum. Bu durum beni deli gibi strese sokuyor. Organik bir solunum ya da kalp hastalığım yoksa panik atak geçirmiş değilsem bile mutlaka panik bozukluk yaşıyorum. Yoruldum.
Yumurcak tv'de yayınlanan, sefiller'in çizgi film uyarlaması.
Gençler hayırdır bu kadar çabuk mu yani dedirten aynı zamanda üstteki entrylerden ötürü acaba benim bilmediğim birtakım şeyler mi oldu diye düşündüren başlık..
abi bana uykuda serin bi ölüm gerek
-öykünün enayisi
-öykünün enayisi
Hala başlığının açılmamış olmasına şaşırdığım hastane temalı dizidir.
Tıbbi teşhis departmanının başında bulunan Gregory house genel olarak ukala tavırları olan, aksi, ilaç bağımlısı ancak üstün derecede zeki bir hekimdir. Dizide house ve ekibi tanısı konulamayan hastalara teşhis koymaya çalışırlar. Her bölüm genellikle bir vakayı konu alırlar. Dizi çoğunlukla hastanede geçer ancak sadece tıbbi olaylar konu alınmaz house'un kendi hastalık sürecinde yaşadıkları, diğer karakterlerle kurduğu ilişkiler ve iç dünyası da işlenmektedir.
Dizi hazırlanırken Sherlock Holmes'ten esinlenilmiştir. Bazı karakterlerin isimleri benzerlik gösterir (holmes-house, John Watson-james Wilson).
Negatif yönde bir eleştiri getirecek olursam şunlar olur: staj gormedigim için pratiğini bilmiyorum ancak bu kadar zor vakalar incelenirken mortalitenin bu kadar düşük olması garip geldi, ben ölen hasta pek hatırlamıyorum. Diğer dikkatimi çeken olay da ekibin ilk koyduğu muhtemel tanı genellikle yanlış çıkıyor sonra house yaşadığı herhangi bir olayın ardından adeta aydınlanmışçasına doğru teşhise ulaşıyor, yani house dizide pek yanılmıyor.
Bunların dışında oldukça kaliteli dizidir. Hugh Laurie de dehşet oynamıştır.
Tıbbi teşhis departmanının başında bulunan Gregory house genel olarak ukala tavırları olan, aksi, ilaç bağımlısı ancak üstün derecede zeki bir hekimdir. Dizide house ve ekibi tanısı konulamayan hastalara teşhis koymaya çalışırlar. Her bölüm genellikle bir vakayı konu alırlar. Dizi çoğunlukla hastanede geçer ancak sadece tıbbi olaylar konu alınmaz house'un kendi hastalık sürecinde yaşadıkları, diğer karakterlerle kurduğu ilişkiler ve iç dünyası da işlenmektedir.
Dizi hazırlanırken Sherlock Holmes'ten esinlenilmiştir. Bazı karakterlerin isimleri benzerlik gösterir (holmes-house, John Watson-james Wilson).
Negatif yönde bir eleştiri getirecek olursam şunlar olur: staj gormedigim için pratiğini bilmiyorum ancak bu kadar zor vakalar incelenirken mortalitenin bu kadar düşük olması garip geldi, ben ölen hasta pek hatırlamıyorum. Diğer dikkatimi çeken olay da ekibin ilk koyduğu muhtemel tanı genellikle yanlış çıkıyor sonra house yaşadığı herhangi bir olayın ardından adeta aydınlanmışçasına doğru teşhise ulaşıyor, yani house dizide pek yanılmıyor.
Bunların dışında oldukça kaliteli dizidir. Hugh Laurie de dehşet oynamıştır.
haydi çay koy don ritchie, yine buradayım.
Karacehennem ablaya baktımda evli değiliz ya
Birisi kapıya çaldığında sen kim o dediğinde kapıyı çalanın benim demesi ismini söylememesi
hani kabuğunu içinden ayırmak için kesince kabuğun üstünde açık pembe renkli bir kısım kalır ya, işte o kısmını sevdiğim meyve. yani karpuzun kabuğuna en yakın olan kısmından bahsediyorum. kabuğu sıyırmak gibi düşünebiliriz. o kısım az şekerli olduğu için daha lezzetli geliyor. kıpkırmızı olan karpuzlar daha olgun ve tatlı oldukları için onları pek sevmem, içi açık kırmızı olanları tercih ederim. açıkçası benim için olmazsa olmaz bir meyve değil. bir iki sene öncesine kadar oldukça nadir yerdim zaten.( çekirdeksiz ve açık renkli olan kısımlarını seçerek )
çekirdekli olması büyük dezavantaj, bundan dolayı bayağı bir puan kırıyorum kendisinden. ayrıca iyi karpuz seçmek de marifet isteyen bir iştir. genellikle babalara bırakılan bir görev bu. eğer aldıkları karpuz iyi çıkarsa bununla övünmeyi de asla ihmal etmezler.
çekirdekli olması büyük dezavantaj, bundan dolayı bayağı bir puan kırıyorum kendisinden. ayrıca iyi karpuz seçmek de marifet isteyen bir iştir. genellikle babalara bırakılan bir görev bu. eğer aldıkları karpuz iyi çıkarsa bununla övünmeyi de asla ihmal etmezler.
Birine sahip olamayacağı güzellikleri bir anlığına göstermek, deneyimletmek.
Bu aralar fiyatından şikayetçi olduğum için çilek örneğinden gideceğim. Hayatında hiç çilek alamayacak birini düşünelim. Bir gün o kişiyi alalım ve sadece bir günlüğüne çilek tarlasına götürelim. Çileğin kokusunu, tadını öğretelim ama bunun sadece bir günlük bir şey olduğunu asla söylemeyelim. Gün sonunda onu çileğe sahip olamayacak hayatına tekrar yolcu edelim. O kişi artık çilekten haberdar ve bir daha tadına bakamayacak. Eğer biz ona bunu hiç göstermeseydik hayatında bir çilek eksikliği hissetmeyecekti ama artık hissedecek. Bunu her türlü iyi davranışa uyarlayabiliriz. Bir şeye sahip olamamakla sahip oluyormuş gibi olup bunun farkında olmak acısal olarak farklı düzeyde seyrediyor. O yüzden sürdürülebilir olmayan iyilik iyilik midir yoksa birine yapılabilecek bilinçli bir kötülük müdür diye sorgulamakta fayda var.
Bu aralar fiyatından şikayetçi olduğum için çilek örneğinden gideceğim. Hayatında hiç çilek alamayacak birini düşünelim. Bir gün o kişiyi alalım ve sadece bir günlüğüne çilek tarlasına götürelim. Çileğin kokusunu, tadını öğretelim ama bunun sadece bir günlük bir şey olduğunu asla söylemeyelim. Gün sonunda onu çileğe sahip olamayacak hayatına tekrar yolcu edelim. O kişi artık çilekten haberdar ve bir daha tadına bakamayacak. Eğer biz ona bunu hiç göstermeseydik hayatında bir çilek eksikliği hissetmeyecekti ama artık hissedecek. Bunu her türlü iyi davranışa uyarlayabiliriz. Bir şeye sahip olamamakla sahip oluyormuş gibi olup bunun farkında olmak acısal olarak farklı düzeyde seyrediyor. O yüzden sürdürülebilir olmayan iyilik iyilik midir yoksa birine yapılabilecek bilinçli bir kötülük müdür diye sorgulamakta fayda var.
İçerisinde kuru yemişten baklagile çeşitli besinler bulunduran karışık bir tatlı. En sevdiğim tatlılardan biridir. Öğrencilik dönemim boyunca maalesef ki nadiren yiyebildim. Yediklerim de minik tabaklar ile sınırlıydı. Geçen sene aşure döneminde evdeyim diye kendime kazanla aşure yaptım. Herkese dağıttıktan sonra kalanı bitene kadar neredeyse her öğünümde aşure yedim. Bu başlığı görünce o dönemi hatırladım, canım çekti. Bir kazan daha aşure pişirmenin zamanı gelmiş sanırım.
Uykusuzlukla savaşıyorum.
Komik bir rus parodi entry dizisi atıyorum buradan
1. https://eksisozluk2023.com/entry/151286513
2. https://eksisozluk2023.com/entry/151316655
3.https://eksisozluk2023.com/entry/151327133
4.https://eksisozluk2023.com/entry/151337669
5.https://eksisozluk2023.com/entry/151346379
1. https://eksisozluk2023.com/entry/151286513
2. https://eksisozluk2023.com/entry/151316655
3.https://eksisozluk2023.com/entry/151327133
4.https://eksisozluk2023.com/entry/151337669
5.https://eksisozluk2023.com/entry/151346379
Şahsımdır. Yemeğe gittiğim arkadaşlar sırf sürahisinde su olan masaya oturmak için yemekhanenin içinde ellerinde tepsiyle dönüp dönüp duruyorlar. Bunun olmasını engellemek adına gidip ben dolduruyorum.
Malum bugün para harcamıyoruz, evde ne varsa onu kullanıyoruz, ben de canı kolay tatlı çeken olursa diye sizinle tencerede kek tarifi paylaşmak istedim
İhtiyaç duyulan malzemeler:
1 yumurta🥚
1 çay bardağı süt 🥛
1 çay bardağı sıvı yağ 🧈
1 çay bardağı şeker🍚
1 su bardağı un 🌾
1 paket kabartma tozu🫧 (yoksa 2 çay kaşığı karbonat ve birkaç damla limon da kullanabilirsiniz. Bunlar da yoksa 1 değil 2 yumurta, süt yerine yarım çay bardağı yoğurt ve 1 çay bardağı soda kullanabilirsiniz)
1 paket şekerli vanilin (tercihen)🫙 (kavanozun icinde sekerli vanilin varmis :d)
2 yemek kaşığı kakao (tercihen)
Diğer gerekli şeyler:
Kapaklı tencere, karton bardak veya ısıya dayanıklı bardak (porselen falan öneririm) bir de temiz bir bez
Tarif:
1- yumurta ve şekeri rengi beyazımsı olana kadar çırpın
2- süt ve sıvı yağı ekleyip yavaşça karıştırın, sonra geriye kalan her şeyi koyup pürüzsüz olana kadar çırpın
3- keki pişireceğiniz bardakları yarısına kadar doldurup tencereye devrilmeyecek şekilde dizin (özellikle karton bardaksa devrilebiliyor, ortasına kırılmayacak bir tabak, kase vs koyarak bardakları sabitleyebilirsiniz)
4- bardakların içine kesinlikle gelmeyecek şekilde, dikkatlice tencerenin dibine soğuk su koyun. Su seviyesi takriben bardakların dörtte birine denk gelmeli, lütfen fazla koymayın sonra su kaynayıp bardakların içine girebiliyor. Gerçekten korkunç oluyor ahbxbsab
5- tencerenin üstünü temiz bir bezle örtün, ardından tencerenin kapağını kapatın. Bezin amacı buharlaşan suyu emerek keke damlamasını önlemek.
6- tencereyi ocağa alın. ocağınızın boyutuna göre değişmekle birlikte (genelde) en küçük ocakta en kısık ateşte kek 50 dakikada pişiyor, ilk yarım saat kekin kabarması için tencerenin kapağını açmayınız, sonra istediğiniz kadar açmakta özgürsünüz, afiyet olsun <3
İhtiyaç duyulan malzemeler:
1 yumurta🥚
1 çay bardağı süt 🥛
1 çay bardağı sıvı yağ 🧈
1 çay bardağı şeker🍚
1 su bardağı un 🌾
1 paket kabartma tozu🫧 (yoksa 2 çay kaşığı karbonat ve birkaç damla limon da kullanabilirsiniz. Bunlar da yoksa 1 değil 2 yumurta, süt yerine yarım çay bardağı yoğurt ve 1 çay bardağı soda kullanabilirsiniz)
1 paket şekerli vanilin (tercihen)🫙 (kavanozun icinde sekerli vanilin varmis :d)
2 yemek kaşığı kakao (tercihen)
Diğer gerekli şeyler:
Kapaklı tencere, karton bardak veya ısıya dayanıklı bardak (porselen falan öneririm) bir de temiz bir bez
Tarif:
1- yumurta ve şekeri rengi beyazımsı olana kadar çırpın
2- süt ve sıvı yağı ekleyip yavaşça karıştırın, sonra geriye kalan her şeyi koyup pürüzsüz olana kadar çırpın
3- keki pişireceğiniz bardakları yarısına kadar doldurup tencereye devrilmeyecek şekilde dizin (özellikle karton bardaksa devrilebiliyor, ortasına kırılmayacak bir tabak, kase vs koyarak bardakları sabitleyebilirsiniz)
4- bardakların içine kesinlikle gelmeyecek şekilde, dikkatlice tencerenin dibine soğuk su koyun. Su seviyesi takriben bardakların dörtte birine denk gelmeli, lütfen fazla koymayın sonra su kaynayıp bardakların içine girebiliyor. Gerçekten korkunç oluyor ahbxbsab
5- tencerenin üstünü temiz bir bezle örtün, ardından tencerenin kapağını kapatın. Bezin amacı buharlaşan suyu emerek keke damlamasını önlemek.
6- tencereyi ocağa alın. ocağınızın boyutuna göre değişmekle birlikte (genelde) en küçük ocakta en kısık ateşte kek 50 dakikada pişiyor, ilk yarım saat kekin kabarması için tencerenin kapağını açmayınız, sonra istediğiniz kadar açmakta özgürsünüz, afiyet olsun <3
Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak
İsmet Özel
Aklıma hep bu ve Ahmet Muhip Dıranasın kar şiiri gelir. Ben de böyle farklı bir giri eklemiş olayım :)
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak
İsmet Özel
Aklıma hep bu ve Ahmet Muhip Dıranasın kar şiiri gelir. Ben de böyle farklı bir giri eklemiş olayım :)
Bir üstteki entrye katılıyorum, kesinlikle stella olmamalı. Ben hayatımda bu kadar mızmız bir peri daha görmedim.
İkinci turda benim için de flora ve bloom var. Bloom ateş perisi ve bildiğiniz gibi küresel ısınmaya sebebiyet verebilir. Bu konuda endişelerim var.
Floramıza gelirsek, kendisi doğa ananın da en sevdiği peri bence. Kaprisi yok, zararı yok. Varsa yoksa çiçek böcek. O yüzden benim oyum Flora'dan yana, en azından başbakan yapın şu kızı.
İkinci turda benim için de flora ve bloom var. Bloom ateş perisi ve bildiğiniz gibi küresel ısınmaya sebebiyet verebilir. Bu konuda endişelerim var.
Floramıza gelirsek, kendisi doğa ananın da en sevdiği peri bence. Kaprisi yok, zararı yok. Varsa yoksa çiçek böcek. O yüzden benim oyum Flora'dan yana, en azından başbakan yapın şu kızı.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
