haddini bilmek

armut
Yeterince tanışık olunmayan kişiyle; seçilmiş ya da konuşulmuş bir düşünce, nesne veya kişinin üstüne olumlu ifadeler haricinde görüş bildirmemek. Haddini bilen kişiler, kibarca ya da kabaca emirler bildiren şu ifadeleri kullanmaktan çekinirler

"X gibi ifade ediyorsun ama bence Y gibi şeyler düşünmelisin/ düşünmeye çalışmalısın/ düşünmeyi denemelisin/ düşün"

"X i tercih etmen yanlış, bu fikrini herkesin içinde söyleme/ bu ifadeyi böyle söyleme/ bunu böyle söylememelisin"

Haddini bilen insan; beyin denen organın düşünmek için var olduğunu ve herkeste zaten 1 adet beyin olduğunu bilir, düşünmek denen kutsal yetkinin sadece kendinde var olduğunu düşünüp her şeyi kendi başına yönetmek zorunda olmadığın farkındadır.

Not: bir kişinin çevresinde kendisine yol gösterecek, yardımcı olacak biri olmadığını düşündüğü ya da insanların ufkunda harikalar yaratacağına inandığı bir durumun içine düşmediği takdirde yukarıdakilerin aksini yapan herkes haddini bilmek dışında şeyler yapıyordur.

öyle bir şey yazın ki sahibinin sesiyle okuyalım

schrodingerin kedisi
göç etmek için doğdular, ya göç edecekler yada ölecekler korkunç tehlikelere rağmen ilerliyorlar yaşlılar bunu defalarca yaşadı gençler sürüden ayrılmama gereğini biliyorlar büyük tehlikelere rağmen ilerliyolar yollarına devam etmeliler dünya onlara fısıldadı harekete geç, harekete geç ve yaşa son 400'lüğe gelirken gül batur birinci şahbatur sondan geliyo gülbatur birinci şahbatur geliyor gülbatur birinci geliyor 10'ncu yıl gazi koşusunu süleyman atlı'yla gülbatur alıyooo gülbatur alıyooo.

karadeniz

ileleualatyr
Batısına aklım başımdayken gittim ve bolu'ya ayrı amasra'ya ayrı hayran kaldım.
Doğusunda da bir müddet yaşadım, oradaki insanlarla da çok güzel anılarım oldu :)
Güzel bir bölge bence, gezerken “zorunluyu burada yapsam fena olmaz” demiştim, bakalım.

winx

batmanken
Winx tutuşunca el ele
bulutlar üzerinde
Sihirli diyarlara uçarız
'Dırıdırı dırıdırı'
Sen istersen

Küçükken böyle söylerdim, hâlâ da böyle söylüyorum djhdjdsj o kısmı bilen bi dahi varsa beni aydınlatsın
4

ilginç

muamma
Insanlığın terakkiyatını, gelişimini sağlayan her şeyin kamçısıdır.
Temel seviyede ihtiyaç hali ileri seviyede ilginç olması insanlığın gelişimini sağlar.

en son neye sinirlendiniz

ruhdoc
Sebepsiz yere daha dün dönem 4'ün başlangıcında sınıf grubu ve staj grubundaki bazı konulardaki konuşmalara.. Diğeri zaten fakültenin belirsizlikler zinciri nükseden hastalık gibi alıştık ona da..

gütfsözlük tıp fakültelerine açılmalı mı

prime
benim olumlu bakıyorum, buradaka samimiyetin, saygı ortamının bozulmasından bahsedilmiş. bu ortamın oluşmasını sağlayan şey kurallar ve admin müdaheleleri değil midir? bu durumda admin veya kurallar değişmediği sürece saygı ortamının korunacağını düşünüyorum. samimiyet konusunda ise aynı okulda olmamıza rağmen hiç tanımadığımız insanlarla bu kadar iyi bağ kurabilmişken, başka okulda olup bir tıp öğrencisinin yaşadığı şeyleri yaşayan bir insanla neden kuramayalım? bence bakış açımızı genişletmemiz adına gerekli bi hamle. gütf olarak kabuğumuzdan çıkıp diğer fakültelere de dokunabilmeliyiz diye düşünüyorum.

iki şehrin hikayesi

armut
Kitap okumayı çok sevdiğim, ancak yoğun çalıştığım bir dönemde başlayıp yarım bıraktığım bir Charles Dickens kitabı. Kitabı ilk kez kütüphanede görmüştüm. İlk sayfasını okuduğum an ise adeta büyülenmiştim. Belki de bazılarına basit bir tasvir gibi gelen, tekerleme edasıyla giden ancak aklımda hala yeri bulunan çok güzel bir ilk sayfaydı.

zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü; hem akıl çağıydı hem aptallık; hem inanç devriydi hem de kuşku; aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi; hem umut baharı hem umutsuzluk kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…
(bkz: #14905)

Zamanların en iyisiydi(tıp kazandığımız yaz)
Zamanların en kötüsüydü(tıp okuduğumuz 6 sene)

Edit: paris ve londra

batının doğuya üstün olma sebepleri

inthebleakmidwinter
Yine güzel bir başlık. Belirtmek gerek ki özgün olan, kendine has olan, kökleriyle daim olabilen her zaman üstündür. Bu sebeple bir kültüre, alt kültüre ya da coğrafyaya “bu diğerlerinden üstündür.” kabilinden bir kıyas etmek tutarlı değildir.

Batı medeniyetini var eden en temelde 3 ayrı dinamik vardır ve bu üçünün imtizacı bugünkü batı uygarlığının bizatihi kendisidir. Necip Fazıl, ideolocya örgüsünde bu 3 dinamiği şöyle açıklar: Yunan aklı, roma devlet nizamı ve hristiyan ahlakı.

Batılı insan evvela aklını antik Yunan'dan alır; batı entelektüeli platon dediğin zaman oturuşunu düzeltir. Önce antik Yunan'ı okur, onun gibi düşünmeyi öğrenir. Bu şekilde ancak doğru düşüncenin, diyalektiğin ve felsefenin kendisini kavrayıp hayata atılır.

Daha sonra devlet nizamı ve sosyal düzen gelir. Roma imparatorluğunun kadim gelenekleri, siyasal düzeni, toplumsal yapısı, insanı, bireyi ne olarak gördüğü ve kitleye ne anlam yüklediğini bilir. Bilir ki istikrar ve devamlılık sağlansın.

Son olarak ise; Batı insanı hristiyanlık ile tanışır. Her ne kadar ilk başta bu maya Batı medeniyetinde tutmamış olsa dahi, değiştirile değiştirile, yeni anlamlar yüklene yüklene eksik olan son parçayı tamamlar: yani ahlak son şeklini alır.

Her ne kadar temelde bu üç anlayış yatsa da bunları kayyim edebilmek için zenginlik gerekir ve Batı insanı Yunan'dan aldığı ilhamla sanayi devrimlerini bir bir inşa ederken eline geçen her zenginliği başka medeniyetleri sömürerek arttırır ve tekrar yeni inşalara girişir. Bu şekilde 19,20 ve 21. yüzyıllar batıyı dünyada güç bakımından zirveye taşımıştır.

Biz Doğunun insanı olaraktan, medeniyetimizin nasıl bu kadar köhneleştiğini merak ediyorsak bunun cevabının da yozlaşmak, taklit etmek ve köklerini kaybetmek olduğunu anlamak zorundayız. Doğu insanı eğer kendini ve medeniyetini tekrardan şaha kaldırmak istiyorsa bunu başka medeniyetleri taklit ederek, onlardan gördüğünü kopyala-yapıştır usulüyle uygulayarak netice elde edemeyeceğini bilmek zorundadır.

Biz doğuyuz, bunu reddederek içimizdeki aşağılık kompleksini okşamanın bir anlamı yok. Doğu da biziz. Ve bizim aklımız da, nizamımız da, ahlakımız da bizatihi bu toprakların köklerinde. Arayıp bulmak, üstü tozlanmış değerleri yeniden ayağa kaldırmak bizi tekrar var etmenin yegane yolu. Ne olursa olsun başka seçenek yok.

Batı bugün kendini ispat edip bir noktaya taşımış. Hep birlikte bunu kabul etmeliyiz. Ama iş batılılaşmaya gelince şöyle bir durup düşünmeliyiz: siz hiç Batı'nın Osmanlı'dan, acem'den veyahut da Arap'tan kültürel bir şeyler aldığını gördünüz mü? Göremezsiniz, görseydiniz de bugünkü Batı'yı göremezdiniz.

Velhasıl, büyük bir Doğu medeniyeti istiyorsak var gücümüzle çalışacağımız tek bir inşa vardır: dilinden, dinine; kültüründen örf adet ve geleneklerine; müziğinden resmine; diyalektiğinden ilmine; giydiği kıyafetinden oturduğu evin şekline kadar her alanda ve her şubede yeni bir Doğu rönesansına öncülük etmek. Bunu ortaya koyacak kudret ve kuvvet bizim üstüne basıp çiğnediğimiz ve Batı replikası kurmaya çalıştığımız toprakta ziyadesiyle var çünkü.

2000ler kıyafet modası

leavesfromthevine
Eğer düşük bel pantolon üstüne beli açık bodyler bu döneme aitse, ki öyle olduğunu düşünüyorum, rezalet kötü. Bakın sadece rezalet ya da sadece kötü değil. rezalet kötü.






Edit: kot üstüne elbise giyilen karanlık dönem de 2000lermiş...
3

ne yapıyorsun sorusuna iyiyim demek

nickalengelo
varoluşsal sancılar çeken ve her anlamda hayatı sorgulayan bir düşünürün bir gün rastgele birine "napıyon dedik olum nasılsın demedik" demesiyle başlayıp sonrasında popüler olmuş bir kavram karmaşasıdır. çok da üzerinde durmaya gerek yok diye düşünüyorum.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol