Öncelikle düğün.. normalde 1 birime yaptığı saçı gelin veya damat diye 8-10 birime yapan fırsatçı aşağılık insanlar. 150-200 hadi olsun 500 metre kare alanı ( belki daha fazladır bilemedim şimdi) 3 saatliğine kiralamak için binlerce çok binlerce lira isteyen şark kurnazları. Sen bize çeyrek takmıştın al sana çeyrek, bak bakalım Nebahat teyzenler ne takmışlar..
insanları mal gibi görüp şu kadar altın takı vereceksiniz yoksa kızımızı vermeyiz diyen "satıcılar" (en kötüsü kızın bunu mantıklı bulması), bilumum iğrenç şekilci adet, istisnasız her düğünde çıkan tatsızlıklar küskünlükler ve nihayet 3 saatin sonunda size uzun yıllar eşlik edecek on binlerce çok on binlerce lira borç. en kötüsü de okumuş ve beyin kıvrımları nispeten fazla olan insanlar bile böyle deli saçması şeylere alet oluyorlar. Sadeliğin ve mantıklı insanların gözünü seveyim.
Stajlar
Tus
Stajyerlik
Topluluk başkanlığı
Tübitak projesi
Erasmus
Yaklaşan internlük
Özel hayat
Stajyerlik
Case yazacaktık
Çalışmanın verilerini okumadım
Hoca proje düşün dedi
Tus var amk
Y e t e r ! ! !
Tus
Stajyerlik
Topluluk başkanlığı
Tübitak projesi
Erasmus
Yaklaşan internlük
Özel hayat
Stajyerlik
Case yazacaktık
Çalışmanın verilerini okumadım
Hoca proje düşün dedi
Tus var amk
Y e t e r ! ! !
Bugün ankaradaki versiyonu çok güzel.
Ben açık mavi, azıcık bulutlu halini çok seviyorum. Gece zaten bir şey gözükmüyor ışıklardan. Öyle işte.
Ben açık mavi, azıcık bulutlu halini çok seviyorum. Gece zaten bir şey gözükmüyor ışıklardan. Öyle işte.
Sıkıntılı
Off kesinlikle lazım!!
Mayısta izlenince daha bir anlamlı olan film.
Nuri bilge'nin annesi ve babasının olmadığı bir tarihte-2023 gibi mesela- izlenince sizi daha da kahreden film.
Nuri bilge'nin annesi ve babasının olmadığı bir tarihte-2023 gibi mesela- izlenince sizi daha da kahreden film.
Adın neden papağan
Lingo lingo şişeler
Alslşsslşsxi
Lingo lingo şişeler
Alslşsslşsxi
Ağlamak gibi
Savunmasız bırakıyor
Tanım:gütfsözlükte açtığım en edepsiz başlık.
Savunmasız bırakıyor
Tanım:gütfsözlükte açtığım en edepsiz başlık.
Çok ciddiye alıyorsun, fazla ciddi birisin ... Evett ciddiye alıyorum hem de çok ciddiye alıyorum çünkü öyle olması gerekiyor. Bazen şaka amaçlı söylenen bir söz karşı taraf için çok şey anlam ifade ediyor. Bazen senin için çok önemsiz, sıradan bir hareket başka birinin unutamayacağı bir anı haline geliyor. Senin için değersiz olan bir jest, mimik, söz, iş, düşünce, davranış, olay, olgu ne bileyim herhangi bir şey bir başkası için çok daha farklı anlamlar içerebiliyor onun için ciddiye alıyorum hayatı. Kendim için, onun için, sabah günaydın dediğim hiç tanımadığım teyze için, koştur koştur derse yetişmeye çalışan kafa ile selamlaştığımız lise öğrencisi için, hastane önünde kısa bir sohbet ettiğimiz abla için ya da herhangi bir sebepten gülümseyen ve benim de yüzümde tebessüme sebep olan amca için kısaca ciddi bir insanım ben. Gezerken ciddiye alırım gerçekten gezip, görmeye çalışırım. Eğlenirken gerçekten eğlenmeye çalışırım. Yazarken, okurken, izlerken hatta bazen tam anlamıyla hayatı boş verip inzivaya çekildiğim de bile ciddi anlamda çekilirim. Hem ne demiş usta şair Nazım Hikmet ;
Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi meselâ,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Hem de o derecede, öylesine ki,
Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
Insanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel en gerçek şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
Yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Orda daha ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
Belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki, hapisteyiz,
Yaşımız da elliye yakın,
Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
Insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Bu dünya soğuyacak,
Yıldızların arasında bir yıldız,
Hem de en ufacıklarından,
Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
Bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
Hattâ ölü bir bulut
Yahut bir buz yığını gibi de değil,
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden acısı çekilecek bunun,
Duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi meselâ,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Hem de o derecede, öylesine ki,
Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
Insanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel en gerçek şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
Yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Orda daha ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
Belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki, hapisteyiz,
Yaşımız da elliye yakın,
Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
Insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Bu dünya soğuyacak,
Yıldızların arasında bir yıldız,
Hem de en ufacıklarından,
Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
Bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
Hattâ ölü bir bulut
Yahut bir buz yığını gibi de değil,
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden acısı çekilecek bunun,
Duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
İnsan doğar, kalbi sakatlanır ve ölür.

nu- metalcore ağırlıklı gym listem bakmak isteyenler için bağlantısı:
https://open.spotify.com/playlist/5crIHpZ9GS3ahuDfL4hufh?si=384973eab1c54f03
Kedileri boynundan öpmek.
özellikle de arkadaşımın kedisine bunu yapınca “tamam, hayat güzelmiş galiba” düşüncesi geliyor.
özellikle de arkadaşımın kedisine bunu yapınca “tamam, hayat güzelmiş galiba” düşüncesi geliyor.
Arkamda sakızı inanılmaz sesli çiğneyen kız odasına çıksın da rahat çalışayım isterdim.
Aksi huzur kaçırıcı. Parmaksızlık hapishane.
ömer seyfettin'in öyküsüdür. hepiniz okumuşsunuzdur (spoiler vereceğim), ana karakterimizin sürekli giydiği yüksek ökçeleri bir gün ayağını vurana kadar etrafındaki dünyanın sahteliğini anlamaz fakat öykünün sonunda gerçek dünyanın acımasızlığıyla yüzleşemez ve yüksek ökçelerini giymeye devam eder... bu refahı (/konfor alanını) gerçeğe tercih etme hâlini hayatın birçok yerinde görmek mümkün.
Şahsımdır. Yemeğe gittiğim arkadaşlar sırf sürahisinde su olan masaya oturmak için yemekhanenin içinde ellerinde tepsiyle dönüp dönüp duruyorlar. Bunun olmasını engellemek adına gidip ben dolduruyorum.
İnsan bilinmeyenden korkar. Kaybolmaksa bilinmeyene bir yolculuktur. Kaybolmayı isteyen insan ya hiç gerçek korku ile tanışmamıştır ya da kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır.
Yaz dostum
Güzel sevmeyene adam denir mi?
Güzel sevmeyene adam denir mi?
Yeter ama ya! Gidiyorum ben!
Çok faydalı bir site olduğunu düşünüyorum, özellikle kitap okurken beğendiğiniz kısımları çizemeyen biriyseniz (bkz: #6003) bu konuda kolaylık sağladığını düşünüyorum. Bir de okuduğunuz kitapları siteye girdiğiniz için kitap okuma konusunda da motivasyon sağlıyor. Bir başka hatta belki de en büyük güzelliğiyse diğer kullanıcıların da kitaplar hakkında incelemelerini okuyabilmemiz. Bence bu çok önemli çünkü okuduğum kitap hakkında hem sohbet ediyormuşum gibi hissettiriyor hem de kaçırdığım detayları fark etmemi sağlayabiliyor.
Hayır bu entry 1000kitap sponsorlu değil:d
Hayır bu entry 1000kitap sponsorlu değil:d
İyi geceler.
Okul bitince napıcam korkusu müthiş bir motivasyon kaynağı.
Ablanız dün ekşide debeye girmişti
Lokal bi ünlüyüm yani👸
Lokal bi ünlüyüm yani👸
Onsuzluk
bunlar neden bu kadar pahalı anlamış değilim altın mı var içinde 😅
Sayın yazarlar bu haftaya kadar kimse beni bilmezken bu hafta 5 arkadaşıma ifşa oldum. Yani bazıları kendi tahmin etti bazıları da dolaylı yoldan öğrenmiş oldular. Çok ilginç. Buradan onlara sizi seviyorum demek istiyorum❤️❤️
Ruhi sükuneti beklemenin yorgunluğundan çöktü omuzlarım, büküldü boynum, eğildi başım. Dayanılır gibi değil artık. Hep bir şeyleri beklemek. Mütemadi bir nöbet hali. Bu mutsuzluğun sonu yok mu? Kendime ve hayata dair elzem ve doğru olan şeyleri öğrenince bunlar hayatımda tezahür ettikçe daha iyi huzurlu biri olurum diye düşünüyordum lakin öyle değilmiş Tolstoy'un tabiriyle bilmenin olduğu yerde üzüntü bilgeliğin çok fazla acı varmış. Hayatın mayasında elem varmış. Ben de çabaladıkça kıvamını tutturmuşum. Huzuru bulmak için arayıştaydım. Aradıkça kimi vakit güzergahım değişti kimi vakit tazelendi. Kendi benliğimin hazlarının kölesiyken şimdi çok daha öte bir yerde bir inancı çeşitli erdemleri ilkeleri olan bunu uğruna yaşama cehdinde olan biriyim ama yetmiyor bu. İnsan yaşadıkça daha da fazlasını arzuluyor. İnsan değerli şeyler üzere yoldayken aynı zamanda refik yani yoldaş da istiyor. 'Evvel refik badel tarik.' Önce yoldaş sonra yol demiş kadim insanlar. Bu yolda kendisine var olduğunu duyumsatacak onun en ince hallerini fark edebilecek refiki istiyor. Zira bu kimsesizlik hali vakit geçtikçe katlanılamaz hal alıyor. Birileri ile tanışmak hatta sevmek sevilmek bile yetmiyor bir yerden sonra. 'İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de.' demiş 1984'te George Orwell. O kadar haklı ki yaşadığım her bir saniye bu hakikate şahitlik ediyorum. Evet biliyorum yapayalnız yaşayıp ölmek ekser insanın makus elim kaderi. Ama nefes aldıkça vadem dolmadıkça umudum daim. Çünkü Goethe demiş 'Bu dünyada nadiren 2 insan birbirini anlıyor.' Ben o nadirin peşinde koşmaya devam edeceğim durmadan. Temennim o ki var olmaktan öte yaşamış bir şekilde göçerim bu diyardan. Yaşamış, biri tarafından anlaşılmış ve arkasına bir lahza bile bakmadan öbür dünyaya kanat açmış biri...
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?


