bunu biliyor muydunuz

elegantmoon
Antares, Akrep Takımyıldızı'nın en parlak yıldızıdır. Kendisi kırmızı bir yıldız olup eski zamanlarda bu özelliği sebebiyle Mars ile mukayese edilmiştir. Benim beyefendinin takımyıldızı akrep'tir. Kırmızıya bayılır. Antares'in orada oturur. Gökyüzünde Antares'i ararım her gece. Baktıkça yanımda hissederim kendisini. Nereye bakarsam onu görmek istedikçe gökler güzel bir çağrışım oyunu oynar bana.
Dipnot: romantik kısma alerjisi olan yazarlar son kısmı boşversin ve gökyüzüne baksın, kaybolup gidiyor insan.
2

belirsizliğin insan üzerindeki çıldırtıcı etkisi

armut
Olayı yönetmek için komut almamız gerekir. Komut bazen acımasız gerçeklerdir, bazen sevdiğimiz birinin kırgınlığıdır, bazen yaptığımız bir hatadır... fakat hiçbir komut almadığımız bir problem ile karşı karşıyaysak bunun hiçbir çözümü yoktur. Çözümü bulmak problemi anlamaktan gelir. Problemin nedenini sadece karşı taraf biliyorsa kendisi büyük bir acımasızlık ile problemi sadece size yüklemiş ve çözümü de sizden kurtulmak olarak görmüştür. Böylece bilmediğiniz bir problemin bilmediğiniz bir çözümü olmanın verdiği rahatsızlık ile kendinizi yer bitirirsiniz.

masterchef

limon
Geçen yıl en güzel ve parlak sezonunu yaptığını ve en başından beri tuttuğum iki chefin beraber finale kalmasının verdiği mutluluk ile bir daha izlemeyeceğimi düşündüğüm yarışma programı.

Edit: yıllar geçti ve izlemedim msndmsn

dini söylemlerin çoğunda farklı alt anlamların bulunması

inthebleakmidwinter
Özellikle 20. yy ve sonrasında dünyaya gelmiş insanların ister okumuş ister okumamış olsunlar çok ama çok büyük bir kısmının göz ardı ettiği bir nokta var ki o da bilginin değeri yani epistemolojisi.

Son 1 asırdır yaşayan insanlar, ne yazık ki bilgiyi pozitivist yaklaşımdan ibaret sanar. Dini bilgi diye bir şeyse yoktur. Bilginin kaynağı ise 3 çeşittir; dördüncüsü yoktur. Sahip olduğumuz tüm bilgi birikimi, uygarlık, tarih ve kültür bu 3 dayanak ile kaimdir:

1. Akıl
2. Sezgi/ nakil/ vahiy/ ilham (nasıl isimlendirilmişse)
3. Duyular/ deneyler/ tecrübe

Bu kaynaklara nasıl yaklaşıldığı, hangilerine ne gibi şüpheler duyulduğu, dışlanıp kabul gördüğü vb. Onaylanıp onaylanmadığına dair izlenecek metotlar ise çeşitli felsefi görüşlerin alanıdır. (Sezgicilik, akılcılık, ampirizm, pragmatizm, dualizm, nihilizm, sensualizm, pozitivizm, egzistansiyalizm vb uzar da uzar.)

Evvela şunu kabul etmek gerekir ki, “ispat” denilen olgunun ölçütleri de belli dinamiklere göre işler ve eğer siz ispat sözcüğünden yalnızca laboratuvar çıkışlı bir belge ve makale anlıyorsanız meseleye çok kısır bakıyorsunuz demektir. Ha “ben hobi olarak yine de böyle bakacağım, ille de böyle ispat ararım.” Diyorsanız o zaman şunu söylerim ki, tarih boyunca hiçbir filozof ya da bilim adamı ispatı ispatlayamadı. Yani bugün hala kesin bir yorum gelmiş değil.

Modern bilim dediğimiz pozitivist/ pragmatist bilgi kümesi duyuları ve aklı kabul edip sezgiciliği dışlayan bir kümülatiftir. Ancak duyu yani deney denilen bilgi kaynağına da, akla da sınırlar çizmiştir; bunların da yalnızca bir kısmını, belli şartlar altında kabul etmiştir. “Bilim, tek bilgidir, tek bilgi otoritesidir.” Demekse Einstein'ın e=mc2'si başta olmak üzere özel ve genel göreliliği aslında yoktur demektir. Zira o, tüm bu modern fiziği yalnızca düşünce deneyleriyle bulmuştu. Bu sebeple şüpheyle yaklaşılacak ilk olgu bilimsel bilginin değeridir.

Bilgiye ve kaynağına her kim sınır çizmeye kalkmışsa, her kim yalnızca pragmatik sonuçları kabul etmişse (uçak uçuyor demek ki bilim hak; telefon çalışıyor demek ki bilim hak, elektrik bilim olmasa olmazdı, demek ki tek gerçek bilim) şüpheyle yaklaşılması gereken ilk odur.

Din denilen bilgi ve inançlar kümesi ise biraz karmaşık bir mesele. Tek tanrılı dinlerin vahiy ve nakil kaynaklı olması (iki önceki paragrafa parantez içinde koyduğumuz arkadaşlar vahiyi kabul etmedikleri için yalnızca nakil derler, önemli değil sonuç aynı) bilgi sözcüğüne yüklediğimiz anlamı bütünüyle değiştirir. Zira tüm bilgi kaynakları sınır çizilmeksizin kullanıma açıktır ve kullanılır. Ancak dinler (her üçü de) şöyle bir ön ikazla var ederler kendilerini: tek hakiki kaynak vahiydir ve akıl ve duyu yalnızca buna yardımcı olmak, açıklamak ve yüceltmek için vardır. Bunu kabul etmek içinse geçilecek tek köprü inanç köprüsüdür. İnandığımız taktirde dindar oluruz. İnanmaz isek dönemin şartlarına göre kafir, dinsiz, zındık, ateist artık neyse. Kelimeler çok önemli değil.

Doğası gereği merkeze vahiy konulan bir bilgi -ki bu bilgi asırlar boyunca hiçbir şekilde değiştirilemez; ancak yorumlanarak var olabilir. Yeni ahit ve Kuran'da evrenin 6 günde yaratıldığının söylenmesi 20. Yüzyılda bigbang teorisi geliştirdiğinde uzay-zamanın şimdiye kadar 6 farklı evrede geçtiğinin belirlenmesiyle yeni bir yoruma kavuşur. Kuran'da 7 kat gök ifadesi atmosferin 7 tabakasına işaret edebileceği gibi güneş sisteminin de 7 evresine işaret edebilir. Bilimsel bilginin açtığı yol; vahiyle desteklenmişse bize yalnızca pragmatik/ pratik ve teknik bilgi değil, aynı zamanda hayatımıza bir anlam bilgisi de yükler.

Kutsal kitaplarda belirli nesnelerin ve sayıların ilginç bir şekilde kullanımı zaten ilk okuyuşta bile bunların metaforik/ alegorik/ icazlı yapısına bizleri yönlendirebilir. Burada akıldan hiçbir zaman çıkarılmaması gereken nokta delilin müddeadan hafi olamayacağıdır. Bu bütün vahiy için geçerli evrensel bir dil kuralıdır. Basit bir örnek: “güneş döner” ayette geçen bu ifadenin nihai amacı bu bilginin veya bu oluşun yaratıcının kudretini yansıtmasıdır. Eğer ayette “güneş falanca şekilde döner, şu evreleri izler, galaksinin etrafında şu noktalar çevresinde falanca amaçla döner; bakın rabbinizin kudretine!” Denilse İdi:

1. Evvela yaratıcının kudreti güneşin dönmesi bilgisinin yanında gölgede kalacaktı ve insanlar yaratıcıdan ziyade güneşe bir ilgi-alaka duyacaktı.

2. İnsanın aklını kullanma ve merak etme kabiliyetleri ellerinden alınmış olacak ve önlerine hazırdan kullanıma açık pragmatik bilgi sunulacaktı. (Ayette falanca şekilde şunu yaparsanız elektrik ortaya çıkar bunu şu şu amaçla kullanabilirsiniz dense, insan ve medeniyet gelişimi/ tekamülü diye bir şey olmaz; bir kutsal kitap iner inmez insan medeniyeti nihai mertebesine ulaşırdı.)

3. Kutsal kitaplar cilt cilt olacak ve olağanüstü açık bilgiden dolayı karmaşa yaşanacaktı çünkü o dönemin insanları ve uygarlığı bir anda bu kadar zihinsel gelişimi kaldıramazdı. Neticede insanın ve insanlığın da bir kapasitesi var.

Bütün Bunlar kutsal kitap denilen içeriklerin alegorik ve metaforik olmasını zorunlu kılar. Çünkü dinin amacı insanları fennen ve bilimsel açıdan zirveye taşımak değildir ve insanın birey olarak (herkesin şahsi olarak) nihai amacı fennen, ilmen, mesleken artık işi ne ise tekamül ederken (gelişim sağlarken) buna bir anlam yüklemesidir. Ve anlam yüklemek psikolojik açıdan bir insanda zorunludur.

Burası çok önemli!!! Bugün eğer var olan bir bilimsel bilgi var ise bir de var olmayan gelecekteki bilimsel bilgiye duyulan inanç ve bu var olmayana karşı yüklenmiş bir anlam vardır ve bu sonuca ulaştığında bize yalnızca teknik ve medeni ilerleme katacaktır. Sonuçta insanüstüne inanmayan, bilime inanır ama bilim “nasıl” sorusunu cevaplayıp “neden” sorusunu cevaplamadığı için bilime duyulan inanç da faydalıdır ama varoluşsal açıdan anlamsızdır.

Nihayetinde din ile bilim söylemini kıyaslamak saçma. Din ile bilimi, bilim ile felsefeyi; felsefe ile dini; sonra üçünü en son hepsini falan kıyaslamak, birini tercih etmek de dar görüşlülük. Burada birey kendisine hayatının amacını sormalı ve insanüstü bir anlam yüklemek gayesinde ise iman etmeli. Yok insani anlamlar yüklemek isterse iman etmemeli. Herkese saygı var.

Son olarak din seçme/ doğuştan gelen zorunluluk/ içine düşülen coğrafya meselesi var. Bu da önemli: evvela elbette nasıl yetiştirilmiş isek bilinçaltımız buna dayanır. Ama bu kişisel bilinçdışıdır. Ve insan aklı baliğ olduğunda bunu değiştirebilecek özgürlük ve kudrettedir. Bu insanın bireysel hakkıdır ama yalnızca bireysel. Bu toplumsala, coğrafyaya, millete ve tarihe vurulamaz. Örneğin Avrupa hristiyandır nokta. Orada yaşayan insanlar istediğine inanmakta özgürdür. Ama Avrupa hristiyandır. Çünkü bir de kolektif bilinçdışı vardır. Başka entrynin konusu.

Burada en önemli ölçüt doğduğunuz coğrafya ve aile size bir din empoze etmiş olabilir ama bireyin ilk görevi bunu kabul edip reddetmeden önce bid'attan ayıklamasıdır. Ne demeye çalışıyorum: eğer örneğin müslüman ama ataerkil bir coğrafyada yetişmişseniz ve kadına şiddetin olduğu bir ortamdaysanız, özellikle bu o din ile özdeşleştirilmişse bunu bir ayıklamak görevindesiniz; akabinde ister reddedin ister kabullenin. Günümüzde bu yobaz ve sığ dinlere karşı yobaz ve sığ inkarlar çok sıklaştı. Yobaz dindarlığa karşı yobaz dinsizlik. İkisinin pek de bir farkı yok. Komik olan herkesin kendini cehaletle savaşıyor sanması.

Konuyu çok boyutlu incelemek istedim, amacım basit görünen şeyleri bir nebze olsun açıklayabilmekti, umarım faydası dokunmuştur.

4

fakültede yapılması en çok özlenen aktivite

armut
Bu gece intörnlük hayatımın son nöbetini tutacağım. Asistanların zaman zaman uyurken bizim uyku düzenimizi ayarlayamadığımız için hep uyanık kaldığımız veya koltuk üstünde uyukladığımız nöbetlerden sonra gelen öforiyi bir nöber ertesi sabahlarında o şekilde saatlerce karede boş yapmayı çok özleyeceğim.
1

nesrin sipahi

sokratesla
tüm ses sanatçıları arasında bende sezen aksu'dan hemen sonra gelen yegâne kişidir. özellikle tsm şarkılarını şiddetle tavsiye ederim. kendisinden de güzel sözler bırakayım:

“pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı,
indi bahar ankara'nın sisli yamaçlarına.
içli sesin ah ne kadar açtı gönülde sızı,
her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına.”

uysallar

ileleualatyr
Bugün bitirdiğim netflix dizisi.
Hakan Günday ve Onur Saylak'ın projesi. Bildiğiniz üzere şahsiyet de ikisinin ellerinden çıkmıştı ve toplumsal sorunlara ayna tutan bir diziydi. Uysallar'da da aynı şekilde daha farklı toplumsal sorunlara değinilmiş, bu yönden hoşuma gitti; fakat benim açımdan son üç bölüm gerçekten akıcı değildi ve biraz da olsa sıkıldım diyebilirim.
Puanım 7/10.

kuaför mü berber mi

schrodingerin kedisi
bir hikayem aklıma geldi anlatmak isterim

kuzenimin kızıyla oynarken -yaklaşık 6-7 yaşında- saç örme yarışı yapıyorduk tabii benim saçım uzun değil biz onunkini örüyorduk o da puan veriyordu işte :D neyse ben oyunun biraz daha ruhunu yaşatabilmek adına berberimize hoş geldiniz sayın x dedim. berber ne be diye karşılık almıştım aklıma kuaför kelimesi gelmemişti bile... sanırım kadınlar için kuaför erkekler için berber :(

şarkı sözlerinin zaman içinde farklı anlama gelmesi

gri
"kendimi çok yüksek bir binadan
atmış da ölmemiş gibiyim"

İlk dinlediğim zamanlar bu söz bana "hala ölmemiş olmanın hayal kırıklığı" gibi geliyordu

Birkaç yıl sonra "bunu bile başaramamış olmanın utancı ve artık eskisinden de kötü bir halde olmak" olarak duymaya başladım

Birkaç gün önce fark ettim ki artık bu sözün anlamını "yaşamak için ikinci bir şans verilmesi, içindeki kötüyü öldürmeyi başarmak" olarak düşünüyorum. Yani bir nevi "survivor's euphoria" döneminden bahsediyor gibi geliyor.

karabasan

selektor yapan yildiz
Tıpta da uyku felci ya da sleep paralysis olarak yer bulan durum. Yaptığım küçük araştırma sonucu uykunun rem evresindeki bozukluk kaynaklı olduğunu öğrendim. Uyku hijyenindeki bozulma ve yetersiz uyku buna sebep olabiliyormuş.

Neyse efendim, geçen gün basmış olandır. Rüyamda öldüğümü ve yüzünü göremediğim bir kişinin beni sedye ile taşıdığını gördüm. Sonrasında bu karabasan ile uyandım. Hareket etmeye çalışıp edememek bayağı berbat bir his.

Edit: başlığı varmış zaten (bkz: uyku paralizisi) keşke aramaya inansaydım.

gidilesi konserler

zazabey
geçmişteki konserler içinden en çok 12 haziran 2010 inönü konserine gidebilmeyi isterdim. sahne alanlar, kalabalık, atmosfer.. türkiye'de bu çıtaya yaklaşan bi konser olmamıştır.

tv reklamlarını yorumlayalım

ileleualatyr
Genel olarak çizi reklamlarını samimi buluyorum. Mesela, reklamdaki karakterler balıkçıya gidiyor, balık ekmek siparişi veriyorlar, bir bakıyorsun adam balığı tutmaya yeni gitmiş sonra ekmek falan yapacak sanırım, atomlarından marul yapacak öyle verecek sana.
Ben kendimi böyle bir esnafla gerçekten bir tutuyorum. Aynı trollük zaman zaman bende de var çünkü :')

dark

fahri muzdaribi
En başından beri alttan alta adem ve havva, dünya yaratılışını anlatan,soundtracklerini hala açıp ara ara dinlediğim mükemmel ötesi dizi. Ancak finali biraz daha güzel yapılabilirdi bence çok açık kaldı .Anlamayan arkadaşlar için de mükemmel bir sitesi mevcut dark tr diye aratırsanız spoiler yemeden olaylara hakim olursunuz. Ara ara açıp izleyesim de gelmiyor değil ancak okul saolsun boş vaktimiz çok kısıtlı. En sevdiğim repliği ise "Birbirimize çok yakışıyoruz başka türlüsünü düşünme." Edit: ben bitirdikten sonra anı kalsın diye soy ağacı yapmaya çalıştım amma velakin hepsi o kadar bağlantılı ki karman çorman olmuştu sitede aile bağları da çok güzel işlenmiş durumda

türk aile yapısı

selektor yapan yildiz
Tek bir modeli kapsamadığını düşündüğüm yapı olsa da aynı yerde yaşadığımız için benzerlikler gösteriyor. Örneğin yukarıda akraba ilişkilerinden bahsedilmiş. Bizde akrabalık ilişkileri bayağı öne çıkıyor mesela uzak akrabalara kadar görüştüğümüz oluyor. Akrabaların birbiri ile temas halinde olması gidip gelmesi falan bence iyi bir şey ancak akrabacılığa evrilen bir durum varsa sıkıntı oluşuyor, başka yerlerde suistimal ediliyor (iş yapacakken araya akrabayı koyma, geldiği yere akrabalarını aldırma gibi). (bkz: nepotizm)

Türk aile yapısının mükemmel olduğunu iddia etmek de abes kaçar. aile içi şiddet gibi daha bir sürü çözülememiş sorun var hala. Bu yapı bana göre tartışmaya açık.

verdiğin uzmanlık dalı vibeı

berceste
Bugün derste aşırı sıkılmamızın akabinde ders grubumuzdaki herkese bir uzmanlık biçtik sevgili dostumla. Ders sonunda bize göre herkes yerini bulmuştu. Doğru tutturduk mu, işte onu görmemiz için önümüzde birkaç yıl daha var. Demem o ki sevgili yazarlar sıkılmanın dibini sıyırdığınız derslerde sizi 3 5 dk oyalayacak bir tıpçı oyunu önerisi olsun bu entry ;)
7

bitkilerle konuşan insan

clarice starling
sevgili (yazar: poyrazkarayel)' in annesi gibi benim annem de bitkilerine övgüler yağdırıyor. "ay benim kızım ne güzel. benim güzel kızım nasılmış? ne güzel büyümüş. aman aman, ne güzel çiçek açmış." vs vs. beni kastetmediğini bilerek "ben değil mi? evet ya çok güzelim." filan diyorum bazen. "yoo sana demiyorum, kızıma diyorum." diyor. çiçekleri annemin kızları tabi, ben neyiysem sanki...
ben de konuşurum bitkilerle ama övgüler yağdırarak değil. bir ara annemin bitki sevdasından ben de nasiplenmiştim. kocaman bir saksı bitkisini getirip koymuştu odama. bildiğiniz ağaç yani. sevmedim ben oda arkadaşımı, yerimi daralttı. ismi frederick idi. dedim "bak freddie, ben seni burda istemiyorum, sorun çıkarmadan terk et burayı." ama gitmedi. ben de yetkiliye başvurdum, çok fazla diretince freddie' yi aldılar odamdan. inanır mısınız, freddie benim yanımdan ayrıldıktan sonra bir büyüdü, bir uzadı. meğer ben onun yerini daraltıyormuşum. kendisiyle ara sıra konuşuyoruz hala. özür de diledim zaten kendisini attırdığım için. diyorum "helal olsun valla, seni çok takdir ediyorum." pek cevap vermiyor, sanırım hala biraz kırgın bana.

ödünç kitap vermemek

poyrazkarayel
borç para vermekten daha çok darlıyor bu beni.bir sefer kitabı geri aldığımda kapak nokta noktaydı.adam rotring sektirmis üstünde. hele verdiğim zat kanka bu kitap bende kalsın mı falan diyecek diye yemeden içmeden kesiliyorum.git al kitapçı orada
3

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol