1 mayıs

ileleualatyr
Ülkemizdeki her emekçinin insana yakışır şartlarda çalıştığı, emeğinin gerçekten karşılığını aldığı günleri görmek dileğiyle; kutlu olsun!

falım sakız

sokratesla
hemen bir adet açtım ve siz değerli sözlük yazarlar için okuyorum:

“ışık saçar çevresine
boyu 170 santimetre
huyu güzel kendi gibi
o tam da sana göre”

beklediğimden çok spesifik bir tanım oldu.

batının doğuya üstün olma sebepleri

ileleualatyr
İnsan hayatının gerçekten bir değerinin olmasıdır. George Floyd'u öldüren polisin şu an elini kolunu sallaya sallaya gezememesidir, terör saldırısının sonucunda bir kınamayla sorunun hallolduğunun düşünülmemesidir, eğitim sisteminde çocukların oyuncak edilmemesidir, devlet için halk değil halk için devletin var olmasıdır, zamanında kadınları cadı diye yakan kilisenin skandalları ortaya çıktığında şu an o kiliseyi görevlilerin başlarına yıkabilmeleridir sebep. Başbakana hesap sorabilmeleridir(boris johnson'a ayar çeken ingiliz abi vardı mesela), en çok bilime değer vermeleridir mesela. Siz hiç Abd'den Afganistan'a beyin göçü verildiğini gördünüz mü?Bundan seneler evvel annemin çok zeki bir İranlı öğrencisi vardı, annesi babası doktordu ve Kanada'ya göç ettiler. Siz hiç Kanada'dan İran'a dönen birine şahit oldunuz mu? Şu an Ortadoğu'da hoşgörü sadece kendinden olana varken, mezhebi farklı diye insanlar öldürülürken o mezhebi farklı insanların Batı'da inançlarını yaşayabilmeleridir. Uzakdoğu'da halkı açlıktan kırılırken ülkedeki tek obezin yöneticilerden biri olması mıdır medeniyet? Hiç sanmıyorum. Doğu'nun müthiş bir kültürü var çünkü ilk uygarlıkların vatanı bu topraklar. Bizim küçücük ülkemizde bile onlarca farklı medeniyet kurulmuş zamanında. Bu müthiş kültürün şu an inanılmaz bir şiddet kültürüne dönüşmesinin Batıyla alakası olduğu kadar bizimle de alakası var. Zamanında İslam'ın altın çağında medreselerde din dışı dersler rahatlıkla okutulurken Avrupa'da dünya düz değil dedi diye insanlar idam edilirken ne oldu da bir anda bu kadar yozlaştık? Bunun cevabını da aynaya bakarak vermeliyiz sanırım. Batı sömürdüğü şeyleri doğru yere harcayarak gelişti, acımasız mı evet sonuna kadar öyle.İnsanlık dışı mı, evet kesinlikle ama devletin duygusu olmaz, bunu da unutmamak lazım. Doğu da bir zamanlar güçlüyken sömürdü diğer güçsüzleri. Güçlü her zaman güçsüzü sömürür, mesele eline geçenleri nereye kullandığında. O kaynakları yöneticiler altındaki tahta harcarsa bir süre sonra kaynaklar tükenir, olan zavallı halka olur. Osmanlı zamanında oldukça zengin toprakları ele geçirip sömürmedi mi?Demek ki olay sadece sömürgecilikte yatmıyor.
2

rap haklında

inthebleakmidwinter
Rap de, bir zamanların şüpheyle yaklaşılan rock müziği gibi şu ana değin çokça eleştiriye ve önyargıya maruz kaldı.

Müzik ve şarkı, hayata bir anlam katabildiği, bir insanın ruhunu temsil edebildiği sürece sanattır. Rap, doğru yeteneklerin elinde bir sanat eserine dönüşebilir. Mesele rap değildir aslında, rapçidir.

Bana öyle geliyor ki rap benim hayatımda, kafamın içerisinde bir yerlerde bir çeşit kendini ifade etme aracı.

Şiir nasıl ki yazının en üst formuysa rapi de bu şiirin canlandığı bir tiyatro sahnesi misali tahayyül ediyorum. Sanki bir tiyatro oyunuymuşçasına rap, kağıttaki şiirin harekete ve raksa geçtiği bir serüven. Bu ikisini hep birbirine benzetmişimdir. İçinden çöp de çıkarabilirsiniz, elmas da.

Ne de olsa insan yalnızca bir tanık arar kendine: kendinden sonrasında konuşabilecek.

“İki tanık var biri dilim biri kalemim.”

partnerinizin olması sizin için ne kadar önemli

elegantmoon
ağzıma pelesenk olmuş lafımdır: "ikili ilişkiler hayatın baharatıdır."
hali hazırda kıvamı tutmuş, malzemeleri yerinde olan yemeğe baharat katarsanız; tadına tat katmış, lezzetli olan yemeği daha da lezzetlendirmiş olursunuz. ancak bozuk, malzemeleri eksik olan yemeği baharatlarla kurtaramazsınız, üstüne bir de malzemeyi ziyan etmiş, boşa harcamış olursunuz, yazıktır.
hayat kaliteniz yerindeyse, siz mutluysanız, who'nun sağlıklı birey tanımına uyuyorsanız, hayatınıza da böyle biri girdiği takdirde yaşamdan aldığınız zevk artık yüz üzerinden değil, minimum yüz on üzerinden değerlendirilir olur. eğer bu konumda değilseniz, naçizane tavsiyem önce kendinize odaklanmanız, kendinizle mutlu olacak iç çalışmalarınızı yapmanızdır. yoksa baharatlar ve yemek gibi hem siz hem vaktiniz hem de karşınızdaki harcanmış olursunuzdur, neme lazımdır.
kendimle mutlu olduğumda çok bir şey umurumda değildir zira mutluyumdur. eğer osmanlı'dan hallice iç karışıklıklara sahipsem zaten dünya umrumda değildir, kendimle fazlaca meşgulümdür.
özetle, partnerimin olması bir ihtiyaç, bir gereklilik değildir ancak tüm şartları sağlayarak olduğunda da onun bedeni bir ihtiyaç olur, zihni ve yaşamı baş ucu kitabım olur, mutluluğuma mutluluk katar.
her durumda mutlu olmamız dileğiyle:)

geceye bir şiir bırak

margauerite gautier
Dest-bûsi ârzusiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
(Dostlarım! Onun elini öpmek arzusunu gideremeden ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin ki hiç olmazsa mezar toprağımdan yapılan testi onun ellerine ve dudaklarına değsin.)
...
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su, ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
...
Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş-reftâre su
(Su, her zaman senin cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o da, o serviye benzeyen nazlı gidişli güzele âşık olmuş.)

Belki çoğumuz lise edebiyat derslerinden hatırlarız fuzuli'nin su kasidesini. Bizim hocamızın da fazlasıyla önemsediği bir şiirdi ve 32 beyitin tümünü ezberleyen olursa sözlüsüne 100 vereceğini söylemişti.
Her gütf öğrencisi gibi, ben de lisemin başarılı öğrencilerinden biriydim ve ezberlemesem bile derse katılımımdan veya yazılı notlarımın iyi olmasından dolayı sözlü notumun her şekilde 100 olacağını biliyordum.
Ama şiir ezberleme konusunda oldukça başarılı olan marguerite gautier'in canı biraz şov yapmak istemişti:)
Tabii kelimelerin anlamını bilmeden ezberlemek zor olacaktı, o yüzden bu şiiri araştırdıkça araştırdım ve her geçen saniye fuzuli'ye daha da çok hayran kaldım.
Suyun dünyadaki tüm yolculuğunu-döngüsünü sevgilisine ulaşma isteği olarak yorumlamak ve şiirin peygambere yazıldığı anlaşılsın ve "ya resul" hitabıyla fonetik olarak benzeşsin diye tüm şiiri "-are su" kafiyesiyle donatmak nasıl bir zeka ve ustalığın ürünüydü böyle?
Bu şiiri ilk gördüğümden beri 5-6 sene geçti, hala ara ara aklıma gelir ve fuzuli'ye daha da fazla hayranlık duyarım. Şimdi fark ediyorum ki bu şiiri ezberlemenin bana kazandırdığı tek şey 100 puan değildi, hatta belki de kazandırdığı en önemsiz şeydi o 100 puan.

küçükken ne zannederdiniz

ruhsuz
●Üniversitede harika bir aşk yaşayıp onunla evlenebileceğimi sanardım ama gelin görün ki kitaplardaki imkansız ve bir o kadar da mucizevi şekilde mümkün aşklar gerçek hayatta sadece imkansızmış,bir de acı doluymuş.sevmek her şeyi çözer sanardım ama hiçbir şeyi çözmezmiş.
●İyi bir insan olmaya çalışmak da bir boka yaramazmış çünkü iyi niyetle çıktığımız yollarda birilerinin kalbini her halükarda kırabilirmişiz ve özür dilesek de bir şeye yaramazmış çünkü bazı şeylerin gerçekten telafisi yokmuş.
●savunduğumuz değerlere ters düşebilirmişiz çünkü bizler de beşermişiz,şaşarmışız.kadınlar ve çocuklar bu hayattaki tek hassas noktam diyebilirim ancak aylar önce eskiden yoklamada bir altımda bulunan arkadaşıma gerçekten hiç istemeden saygısızlıkta bulundum.(biraz da özeleştiri)özür diledim ancak telafisi yok ve açıkçası bunun ağırlığı bana yetti.(yanlışlıkla overshare saatim gelmiş sorry)problem şudur ki:o arkadaşımı gerçekten severdim.yaptığım şeyin bana yapılmasını kabul eder miydim diye defalarca sordum,cevabını da verdim ama herkesin tutumu elbette farklıdır.

esra erol müge anlı tayfası

yasyasyasyasgiley
evde olduğumda birine gönüllü diğerine zorunlu olarak katılıyorum. ortaokuldan beri müge anlı'yı izliyorum. ülke genelinde güzel işlere imza atıyor ve diğer benzer programlara göre olayları daha iyi sonuçlandırıyor. mesela bir ara gerçeğin peşinde'yi izlemiştim mavi balina olayı vardı. sunucu kamera sesini kapalı zannetti ve konuğa 'şimdi konuşuyormuş gibi yapalım' dedi, niyetini belli etti yani :d. Müge öyle değil çözülmesi için uğraşıyor ama bazen gereksiz azarlıyor ve herkesin yaşam standartları aynıymış gibi davranıyor hoşlanmıyorum bundan. Önceden sıkı takipçiydim hatta yıllıkta okumasaydı ne olurdu bölümünde benim için 'müge anlı'da çaycı' yazar. müge anlı demişken rahmi hocadan bahsetmeden olmaz. kravat, cep mendili, bileklik, fular hep bir uyum içinde :d. Esra erol yemek saatine denk geldiği için izlettiriliyorum. Diğer güne konu kalsın diye uzatıp duruyor. Bir de kenara oturmuş gelene gidene yorum yapanlar var, en doğrusunu onlar yapıyor ve mükemmeller, sinir oluyorum. uzattım ama neyse artık.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol