zor günlerden geçenlerin bildiği şeyler

uzumlu kek chen
Zor günlerden geçenlerin bildiği bir şey vardır:
İnsanı yıpratan, hatta yer yer hasar bırakan dönemlerin bile bir noktada geçici olduğunu fark edersin. Gelmeyecek gibi duran iyi günlere bile zamanla alışabileceğini, hatta kendini yeniden kurabileceğini öğrenirsin. Bu süreç, her şeye rağmen insanı büyüten ve olgunlaştıran bir döneme dönüşür.

Ve yine zor günlerden geçenler şunu bilir:
Hayatında seni seven insanlar olsa bile bazı şeyler vardır ki tek yaşanır, tek atlatılır. Anlaşılmadığını hissettikçe daha fazla yıpranmak yerine, bir süre sonra bu gerçeği kabullenmeyi öğrenirsin. İşte o kabulleniş, insanı hem güçlendiren hem de özgürleştiren bir eşiğe dönüşür.

ankara'ya dönünce yapılacaklar

cardash
ilk olarak canlarımla bahçelide saçma sapan yürümek istiyorum, kızları yurttaki odama atmak ve onlarla minnacık odada yan odadan sessiz olun uyarısı gelene kadar gülmek istiyorum, tüm tayfa toplanıp makara dolu bir yemek yiyelim istiyorum, yine canlarımla beraber ders çalışıp mola verip rahatça ağlaşmak istiyorum, abartılı tepkilerime gülsünler, saçma salak şakalarıma gözlerini devirsinler istiyorum yine.
3

ne demiş sezen aksu

muamma
Lol lol hadi kop gel parti parti
Lol lol dize getir aşk kalbi kalbi
Lol lol hadi bu neyin harbi harbi
Yaşasın hayat, budur manifesto

Lolcü kardeşlerime armağan olsun. Bu da bu başlığa farklı bir giri olsun :)

türkiyedeki doktor nefreti

gri
türkiyedeki "herhangi bir şey" nefreti de denebilir.

"Gelişmekte olan" ülkelerin ortak problemidir, herkes "Niye gelişemiyoruz ya??" sorusuna bir sorumlu arar. Kimisi de doktorları seçer. Normal aslında yaaani. Görmezden gelin, kibar olun, işinizi yapın geçin.

paylaşma isteği

muamma
Her insanda bulunan haslet. Herkes kendinde ne varsa onu paylaşır. Alim ilim, zengin para, münafık nifak vs. Velhasılıkelam unutulmamalıdır ki insanlar bizi olduğumuz gibi bilemez, bizi paylaştıklarımızla, etrafımızda bıraktığımız izlenimlerle, yaptıklarımızla bilir


Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.

Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!

Cihan padişahı emir veriyor,
“Herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz”
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.

Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.
İçine o zamanın Osmanlı İstanbul'unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.

Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.
Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:

“Herkes yediğinden ikram eder.”

kehribar

richardthelionheart
süs eşyası olarak kullanılan, uğur getirdiğine inanılan hatta çocuk sağlığını koruduğuna dair inançları da barındıran fosil hale gelmiş kozalaklı ağaç reçineleri. içlerinde başka hayvan fosillerine de rastlanabilir tabii

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol