Hala ağlayabileceğim kadar temiz bir kalbim varsa günahlarıma ağlarım muhtemelen.
“Sıkıntı” olurdum.
Hatırlayanın yüzünde bir tebessüm bırakacak şekilde...
uzun konuşmalarım günlük 10k adım hedefimi tutturmamda yardımcı oluyor
pek olmasa da seçtim mi iyi seçiyorum he, aferin bana :)
Her türlü insan ilişkisinde belli bir mesafeye sahip olmak ve o mesafeyi korumak. Hem maddi hem manevi bir mesafeden söz ediyorum. Mesafeli olmak iyidir.
Birkaç küçük ışık tanesi,birkaç fotoğraf var bu gece manzaramda.Ben bu manzarayı;Betimleyemem,nesneleştiremem,kelimelere dökemem.Zira Bu gece manzaram kendini sadece hissettiriyor.Bu öyle bir his ki her şeye bir tasvir bulan lisanım bunu tarifleyecek bir kelam bulamıyor. Her “an”için az çok dönen dilim bu manzara karşısında lâl oluyor. Her şeyi görebilen gözlerim bu manzaranın güzelliğinde âmâ kalıyor.Ve duyularımı,uzuvlarımı her zaman kendine kurban eden hislerimden oluşan Benliğim;kendini bir kez de bu manzarayla ispatlıyor.
Bu gece manzaramı hissediyorum.bir ışık tanesinin karanlık bir kareyi aydınlatışını tüm ruhumla hissederek izliyorum.ve bu manzaraya bakmaya doyamıyorum…
Bu gece manzaramı hissediyorum.bir ışık tanesinin karanlık bir kareyi aydınlatışını tüm ruhumla hissederek izliyorum.ve bu manzaraya bakmaya doyamıyorum…
sözlüğün neşesi gitti dün akşam inşallah geri gelir.
abartılmaya çalışılan normal bir olaydır.
en sevdiğim şarkıcılardan birisidir. yok yere ölmüştür. çok yetenekli bir sanatçıdır. ben size uzun uzun ölüm sebebini anlatmak yerine o hikayeden çok kısa bir kısmı aktarmak istiyorum. şimdi blake fielder diye iğrenç bir eski kocası var amy bacımızın. bunlar birbirlerine körkütük aşık oldukları dönemde birbirlerinin isimlerini vücutlarına dövme olarak yaptırıyorlar.
amy kalbinin tam üzerine blake'in ismini yazdırırken blake amy'nin ismini kulağının arkasına yazdırıyor.
yani buradan bu ilişkinin ne halde olduğunu anlamışsınızdır. ama ben yine de tdk'dan bir kopyala yapıştır yapmak istiyorum.
kulak ardı/arkası etmek/arkasına atmak: Söylenen sözü işitmemiş gibi davranmak, önemsememek.
evet sanal dostlarım artık efsanevi başyapıt back to black'in nasıl bir cibiliyetsize yazıldığını biliyorsunuz. bu şarkıyı dinlerken amy'nin sahte arkadaşlarına, magazine ve blake'e sövmemeye çalışabilirsiniz.
amy kalbinin tam üzerine blake'in ismini yazdırırken blake amy'nin ismini kulağının arkasına yazdırıyor.
yani buradan bu ilişkinin ne halde olduğunu anlamışsınızdır. ama ben yine de tdk'dan bir kopyala yapıştır yapmak istiyorum.
kulak ardı/arkası etmek/arkasına atmak: Söylenen sözü işitmemiş gibi davranmak, önemsememek.
evet sanal dostlarım artık efsanevi başyapıt back to black'in nasıl bir cibiliyetsize yazıldığını biliyorsunuz. bu şarkıyı dinlerken amy'nin sahte arkadaşlarına, magazine ve blake'e sövmemeye çalışabilirsiniz.
benim burcum efendim ben başak
“Hani ya da benim elli dirhem pastırmam
Konyalıdan başkasına bastırmam” ne zaman dinlesem tuhaf gelmiştir. Konyayla pastırmanın ne alakası var yani
Konyalıdan başkasına bastırmam” ne zaman dinlesem tuhaf gelmiştir. Konyayla pastırmanın ne alakası var yani
8-9 yaşlarımı özlemişim. Aslında içindeyken hiç hoş olmayan şeyler yaşadım ama totale baktığımda güzelmiş o zamanlar. Ben bir daha yerden yüksekte oynamak istiyorum ya :(
Birlikteyken de yalnız kalabildiğim birinin dizlerinde gözyaşı dökebilmek. Hiç çekinmeden hayata dair tüm yorgunluğumu paylaşmak. Ama maalesef ki benim gibi yalnızlığa alışkın,herkese karşı diline kilit vurmuş birisi için imkansız gibi bir şey.
Bi daha geldiğinde bulamazsın bak söyleyeyim elini çabuk tut
hayır demeyi öğrenmeliyiz dersi de verilirdi
akşam yemeğim için alternatifim olurdu teşekkür ederdim
https://www.youtube.com/watch?t=3468&v=LhiFw_2EasE&feature=youtu.be&ab_channel=KomediT%C3%BCrk
https://www.youtube.com/watch?t=3468&v=LhiFw_2EasE&feature=youtu.be&ab_channel=KomediT%C3%BCrk
Yazarcımlar anıl hocayı nedensiz bir şekilde çok seviyorum. Çok sempatik ve iyi niyetli hissettiriyor. Kadın doğum stajında yalnızca 1 kere pratik yapma şansım oldu kendisiyle sınavda da denk gelmedi ancak her gördüğümde selam vermeye çalışıyorum her seferinde de kibarca selamıyor. Sayesinde hiç ilgim olmayan kadın doğuma bir ilgim arttı. Var mı sizin de anılarınız veya size de böyle bir vibe veriyor mu hoca? Yoksa sadece bende mi ??
geçen sene her 2 haftada 1 oyuna giderek en sonunda gidebilecek oyun bulamamıştım, ondan önceki senelerde oyuna göre seçerdim ama kötü de olsa oyunları izledikçe farkettim ki beni çeken oyunun konusu değil tiyatroymuş, umarım en kısa zamanda tekrar o eski günlerimize döneriz. yanımda kim olur bilemiyorum ama bonappleda pasta yiyip ordan aküne gidip keyifli bir akşam geçireceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum
Artık daha minnoş ve daha sertim.
Normalde ukde bırakmıştım ama başlığı açıklama ihtiyacı hissettim (hem böylece bu entry anasayfaya düşerse siz de görüp doldurursunuz ehehehe) cool olmaya çalışarak yapılan ama cool olmayan davranışları kastetmiştim*
yaşım 5-6 filan. o zamanlar lojmanda oturuyoruz; alt kat babamın iş yeri, üst kat bizim evimiz. yüksek bir bina filan da değil öyle.
benim renkli, minik minik tokalarım var ama tokaları kullanmıyorum, hatıra olarak saklıyorum. çünkü bebekken annem saçıma takıyormuş o tokaları. bebekliğimden kalma şeyler oldukları için çok değerliler benim için, ( sanki çok büyüğüm ya 5 yaşımda..) öyle herhangi bir yerde de saklamıyorum bu yüzden. bir tane kutum var, kırmızı kadifeden, kalp şeklinde. hani altın yüzükleri filan koyuyor ya kuyumcular, o kutulardan işte. kutuyu da bir o kadar seviyorum yani.
neyse bir gün balkonda oynuyorum, balkonun alt tarafı iş yerinin hemen girişine denk geliyor. nasıl olduysa içinde tokalarım olan muhteşem kutum aşağı düşüyor. aşağıda da iş yerinin girişinde sırada bekleyen amcalar var. amcalardan biri yere düşen kutumu alıyor ve cebine koyuyor. ne açıp kutunun içine bakıyor içinde ne var diye, ne de nerden düştü bu kutu diye kafasını kaldırıp yukarı bakıyor. kafasını azıcık kaldırıp baksa beni görecek ama yok, bakmıyor işte. ben yukarıdan izliyorum ama bağırıp da kutumu geri isteyemiyorum çekindiğim için. kutum ve içindeki tokalarım göz göre göre gidiyor.
amcanın kutumu alıp cebine attığı o anı hiç unutmadım, kutumu ve tokalarımı da öyle. asıl merak ettiğim şey ise amcanın kutuyu açıp içinde sadece toka olduğunu görünce ne tepki verdiği. amca, inşallah tokalarım bi işine yaramıştır :/
benim renkli, minik minik tokalarım var ama tokaları kullanmıyorum, hatıra olarak saklıyorum. çünkü bebekken annem saçıma takıyormuş o tokaları. bebekliğimden kalma şeyler oldukları için çok değerliler benim için, ( sanki çok büyüğüm ya 5 yaşımda..) öyle herhangi bir yerde de saklamıyorum bu yüzden. bir tane kutum var, kırmızı kadifeden, kalp şeklinde. hani altın yüzükleri filan koyuyor ya kuyumcular, o kutulardan işte. kutuyu da bir o kadar seviyorum yani.
neyse bir gün balkonda oynuyorum, balkonun alt tarafı iş yerinin hemen girişine denk geliyor. nasıl olduysa içinde tokalarım olan muhteşem kutum aşağı düşüyor. aşağıda da iş yerinin girişinde sırada bekleyen amcalar var. amcalardan biri yere düşen kutumu alıyor ve cebine koyuyor. ne açıp kutunun içine bakıyor içinde ne var diye, ne de nerden düştü bu kutu diye kafasını kaldırıp yukarı bakıyor. kafasını azıcık kaldırıp baksa beni görecek ama yok, bakmıyor işte. ben yukarıdan izliyorum ama bağırıp da kutumu geri isteyemiyorum çekindiğim için. kutum ve içindeki tokalarım göz göre göre gidiyor.
amcanın kutumu alıp cebine attığı o anı hiç unutmadım, kutumu ve tokalarımı da öyle. asıl merak ettiğim şey ise amcanın kutuyu açıp içinde sadece toka olduğunu görünce ne tepki verdiği. amca, inşallah tokalarım bi işine yaramıştır :/
eski bir başlıkta yazarların aurası soruluyordu ve ben kendimde bir aura görmediğimi söylemiştim. bu başlığı okuyunca anladım ki bende yol tarif etme aurası var. bilemediğim bir nedenden ötürü her gün birden fazla kez yol tarif etmek zorunda kalıyorum. ancak kaybettikleri yönlerine pusula ararken beni seçen insanları kötü bir son bekliyor ve onlar bunun farkında değiller: sağımı ve solumu sıklıkla karıştırıyorum. üstelik iyi bilmediğim yerleri tarif etmekten de asla kaçınmıyorum. çünkü ben bana sorulan soruları cevapsız bırakmayı hiç sevmem. zaten de gelmişiz 2022'nin eylülüne. 1 cadde yan tarafa gitmek için ısrarla akıllı telefon kullanmayanın sorunudur bulamadığı yollar.
Her şey yine çok üst üste geldi. Gelmeye devam edecek uykularım düzeldi derken yine bozulacak. Uyku uyunur uyumasam da dert değil ama değer verdiklerim hiç gitmese,gidenler benden parçalar götürmese,artık ruhum incinmese olmaz mı ? Ben kaybetmekten çok yoruldum, kaybettiklerim yeterli gelse daha da kaybetmesem olmaz mı ? Anılar her seferinde canımı daha da yakmasa,yüreğimi kavurmasa olmaz mı ? Tam evet budur dediğim,düzenimi kurup çevremi çok sevdiğim zamanlarda her şey alt üst olmasa olmaz mı ? Hayat bir kez olsun şaşırtır mı ?
Nerede? Lütfen söyleyin.
yere oturmuş ağlıyordum. "bu bölümü nerden yazdım ben, nasıl yazdım ya?" diye. sonra bir anda aklıma isteyerek yazdığım geldi, bozuntuya vermeden ağlamaya devam edecektim ki annem müdahale etti. sakin bir şekilde, "ne demek nerden yazdım, kendin isteyip de yazdın, seviyordun ya." dedi. "evet", dedim. "yüzüme vurma anne, evet."
kendi isteğimle, bile isteye yazdığım bölümüm ve o bölüme karşı son zamanlarda hissetmekte olduğum duygular... geldiğim bu noktadan daha trajikomik ne olabilir ki?
kendi isteğimle, bile isteye yazdığım bölümüm ve o bölüme karşı son zamanlarda hissetmekte olduğum duygular... geldiğim bu noktadan daha trajikomik ne olabilir ki?
uyumadan önce aklımda birbirinden kötü senaryolar kurduğum zamanlar saçmalama ....... ve yat zıbar derim. hiç sekmez.
Bu konuyla ilgili çok anlamlı bir alıntı okumuştum:
"Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek..
Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek."
Yani bence kimse kendisini seven insanı üzmek istemez hatta sırf sevginize karşılık veremediği için içten içe asıl üzülen, suçluluk duyan kendisidir.
"Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek..
Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek."
Yani bence kimse kendisini seven insanı üzmek istemez hatta sırf sevginize karşılık veremediği için içten içe asıl üzülen, suçluluk duyan kendisidir.
Geleceğimle ilgili herhangi bir gerçek.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?