lise sınavından çıkmış, tamamen kafası rahat, hiç çalışmayan bir fen lisesi öğrencisiydim. 9. sınıfım çok kötü ve 80 li ortalamalarla geçti. 10. sınıfa geldiğimde yani açık tarih ile 2016'nın 7 kasımını 8 kasıma bağlayan gece, abd'de malum şahıs başkan seçildiği gece bir rüya gördüm. önce dedem sonra almanca öğretmenim almanyaya taşınıyor ve birer valiz kraker götürüyorlardı. bana bıraktıkları da sadece birer paket krakerdi ve bundan sonra bir anda çöpte yaşayan bir insan oldum. okulda çalışsaydım sınav kazansaydım çöpte yaşamazdım diye ağlarken uyandım. ve o geceden sonra, trump başkan, ben de çalışkan bir öğrenci oldum :)
Bunun sorun olduğunu kabul etmekle ve bir politika çıkarılmasını desteklemekle beraber medyanın kışkırtıcı ve ırkçı söylemlerine karşı durmamız gerektiği kanaatindeyim. Misal bugün sosyal medyada ünlü bir şahsın 'ülkenin öz sapigina şükredecek hale getirdiler' diye attığı twit durumu gözler önüne sermiştir kanımca. Hayır hiçbir sapığa şükretmeyeceğiz, hepsine karşı çıkacak hepsiyle mücadele edeceğiz.
Burada gün doğuyor, sen orada neler doğuruyorsun bilmiyorum.
o kontenjanlar az olmuş bence, elinizi korkak alıştırmasaydınız. yalnız bir sorum olacak; doktorları ülkeden kovduğunuz(!), hak ettiklerini vermediğiniz, berbat şartlarda çalıştırdığınız ve mesleğin itibarını yerle bir ettiğiniz için birçok doktor mesleğini bırakıyor, yurt dışına gidiyor ya da özel sektöre vs. geçiyor ya, bu açtığınız kontenjanlarla alınan asistanları eğitecek doktor kaldı mı elinizde? merak ettim.
Tartılar asla yalan söylemez
B12 problemleri 😬
Genelde arabaya alanlar ya ipi kopuk değişik profilliler veya uzun yola giden sohbet edecek birisini arayan insanlar oluyor. Bi tane kaportacı abi vardı her an ters hareket yapsan cebinden silahı çıkartacak profilli biri. Ama hayat yormuş aşk acısı çekiyor aşırı belli. Bu abi'nin arabası tofaş şahin. Ön camında kaportacı .... Yazıyor. Arabanın kapısı açtığımız gibi duyduğumuz son ses türkü sesini hala hatırlıyorum. Abi bi şeyler dedi anlamadık herhalde gelebilirsin dedi. Neyse Oturduk içine türkünün sesini kıstı konuştu bir şeyler. Ama içerisi sigara kokusundan leşşş. Ben ciddi kalamıyorum arka koltukta dikiz aynası açısından kaçıp gülüyorum (her zamanki halimiz) arabaya adam sistem kurmuş teyipi sökmüş telefona jak girişinden ayar vermiş montalamış. Arka koltuğun arkasına haporlör döşemiş. Sağ kapıdan bindim, kapı kapanmadı "çok yaklaşma o kapıya; kaza yaptım, ondan sonra daha kapanmadı düzgün" dedi bana. Neyse o kapıdan yerdeki asfaltı görerek gittim tüm yol. Sol kapı zaten esiyor püfür püfür. Diğerinden farkı yok. Abi birden müziği son ses verdi kulağım sızlıyor. Hayır dinlediği müzikler de çekilecek değil. Sonra birden cebinden telefonu çıkarttı direksiyona koydu yolu çekmeye başladı. Allah'ım komik ve korkutucu .d yayın açtı telefondan facebook'ta. Yayına bi başka abi katıldı, beyaz atlek yatar pozisyon izliyor. Bizim abi de ona bakıyor, bi gözü de yolda. (Saat sabah 8 onu demeyi unuttum) neyse o yayını 3 kişi izliyordu abimize acıdım. arada türküleri değiştiriyo, birilerine gönderme yapmaya çalışıyodu besbelli. İnme yerine geldik. inerken kapı yine kapanmadı zaten, öyle sıkıştırdım kapıyı. İndikten sonra arkadaşla o neydi diye birbirimize baktık. Daha sonra kaportacı'yla 3-4 defa daha denk geldik. Şu belalı erkek takıntısının bizdeki hali bu kaportacı abimizdi galiba. Yaşıyorsa Allah uzun ömür versin
başlığı açarak anlatmak istemediği ama yine de anlattığı özelliğinden bahseden kişidir.
Doğum günün kutlu olsun sen benim canımın cireğisin
Ölüm öyle bir hakikat ki hem kendi başına bir gerçek; hem de bu yalan hayatın yanında, bu yalanı gerçek kılabilen de bir gerçek. Öleceğimi biliyorum benim sorum ne zaman olacağı Değil, ben ölürken bu dünyadan huzur ile mi yoksa ızdırap ile mi öleceğimdir. Yaptığım ve yapacağım her şey ölümüm karşısında bir anlam kazanacak zira.
Derler ki başlamak bitirmenin yarısıdır. Doğru, zira son vermek de bitirmenin diğer yarısıdır. Arada kalan mı? Hayır onun bu anlama pek bir katkısı yok. Doğum ve ölüm, birbirine aşık iki sevgili.. ancak kavuşmayı bekleyen.. hepimiz bir gün bu ayrılığa son vererek bağlamlarımızı anlam haline getireceğiz.
Derler ki başlamak bitirmenin yarısıdır. Doğru, zira son vermek de bitirmenin diğer yarısıdır. Arada kalan mı? Hayır onun bu anlama pek bir katkısı yok. Doğum ve ölüm, birbirine aşık iki sevgili.. ancak kavuşmayı bekleyen.. hepimiz bir gün bu ayrılığa son vererek bağlamlarımızı anlam haline getireceğiz.
bilmek mi daha acıdır yoksa bilmemek mi?bilemiyorum.benim için zor bir soru açıkçası.şu ana kadar bir insanı son kez gördüğümün farkında olmadığım durumların sonrasında hep "keşke bilseydim onu son görüşüm olduğunu"dedim.ama şimdi düşünüyorum da bilsem ne olurdu?muhtemelen o kişinin hasretine dayanamayacağımı bilerek yine de bir umut kokusunu içime çeker,yüzünü ezberlemeye çalışır,onu ne kadar sevdiğimi söylerdim.ancak o kişiyi son kez gördüğümü bildiğim için de fazlasıyla kahrolurdum,yanından asla ayrılmak istemezdim.vedalar zaten zorken yanımdaki insanla beraber son anlarımın olduğunu bildiğim bir veda nasıldır düşünemiyorum..
çok da serbest olmayan bir çağrışımla aklıma bunu getirdi:
test kitapları. üniversite sınavından çıktığımda %10'undan daha azı çözülmüş en az 15 tane test kitabım vardı.
bunları şimdi ezberlemiş gibiyim ama haftaya unutur muyum??
Her gün değişiyor. Dün the smiths'ti mesela ama en uzun süreli radiohead olabilir. Türk bir grup seçecek olursam Yedinci Ev ve Vera kapışır. Bir şarkısında Ezginin Günlüğü'ne atıfta bulunduğu için ve ben de Ezginin Günlüğü'nün 50 yaş altı 2 dinleyicisinden biri olduğum için Vera alır.
Vera ve Radiohead finale kalır.
Radiohead her anlamda kaybetmelerin grubu olduğu için bunu da kaybeder, bir albüm daha yapar ve nice gencimizin hayatıyla oynar.
Vera ve Radiohead finale kalır.
Radiohead her anlamda kaybetmelerin grubu olduğu için bunu da kaybeder, bir albüm daha yapar ve nice gencimizin hayatıyla oynar.
“Gülümse hadi gülümse
Bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim?
Hadi gülümse”
Bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim?
Hadi gülümse”
şu videoyu ve bilgiyi sizinle paylaşmak isteği içindeyimmmm. mozart bu operayı bestelerken kayınvalidesinden esinlenmiştir. ve eklemek istiyorum Diana Damrau sen insan mısın ya bu nasıl sestir?!!
Keşke katılsak ya :(
istanbul'un rastgele hanlarından birinde yürürken aniden bir müzik çalması, eskilerden bir müzik, sözlerini hatırladığınız. sonra karşıdan gelen kahverengi şapkalı hanımefendiyle göz göze gelip şarkıyı mırıldanmaya başlamanız, dünyanın o müzik devam ettikçe cennete dönüşmesi…
deli olduğumu daha önceden söyleyenler olmuştu, evet.
deli olduğumu daha önceden söyleyenler olmuştu, evet.
Beni yazar yapmayan sözlük
Sevdiklerinle normal bir aktivite yaparken (birlikte sakin ve huzurlu bir şekilde daha doğrusu) bu huzurun, sakinliğin o an farkına varmak. En büyük nimet ve en güzel duygu!! Bu aralar alakasız şeyleri örneğin ceviz ayiklamamizin veya kitap okumamizin videosunu çekiyorum çünkü bu küçük anlar aslında en huzurlu belki en kıymetli vakitlerimiz cok üzülüyorum :(. (buraya nasıl geldi konu anlamadim fhsjsk)
Duru önver ile olan ilişkisi sonrasında sosyal medyada hızla popüler hale gelen doktor. En büyük hayali olan cerrahi asistanlığı bir türlü kazanamayınca yaklaşık bir senedir sosyal medya kullanımından uzak durmaktadır. Asıl adı olan doğaç ergezen'i internette arattığımda Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışıyor olarak görünüyor. Güncel bilgisi olan varsa yorum yapıp bilgi verebilir.
Ben çok isterim. Bunda etkili pek çok faktör var. Mesela kendi arkadaş ilişkilerimde bile anne rolünü üstlenecek kadar düşünceli ve önemseyen biriyim. Çünkü oldukça ataerkil bir yerde yetiştim ve yetiştiğim yerde anneler her şeyi düşünürdü, anneler herkesin üzerine titrerdi. Anne olamayan kadına herkes çok üzülürdü. Hiç çocuk istemediğine şahit olduğum kadınlar bile çocuk sahibi olup onun sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalırdı. Toplu etkinlikler olduğunda genç kızlar çocuklarla ve ev işleriyle ilgilendirdiği ve büyükler kenara çekilirdi. Belki de istemeden bile olsa çevremde gördüğüm tüm kadınlardan anne olma zorunluluğu ve merhametini sahiplendim. Ben çevremde hep bunu gördüm. Ancak çevremde tüm kadınlar anne olma misyonu üstlendiği halde sırf kocasının adına zeval gelmesin diye üçer dörder çocuk yapan ancak bir tanesine bile azıcık sevgi ya da merhamet veremeyen annelere de tanık oldum. Minicik bebeğine bir kere sarılsa her şey çözülebilecekken büyük çocuklarını küçük çocuklarının annesi yapan kadınlara şahit oldum. Şayet bir kadın ev hanımıysa ve eşi tüm gün çalışıp eve para getiriyorsa evin işleriyle ya da çocuklarla ilgilenmesi gereken çoğunlukla kadın oluyor. Ancak tüm gün evde durup çocuklarına yemek hazırlamak zorunda bile hissetmeyen anneler gördüm. Bu çocuk ne yer ne içer, aç mı kalır diye düşünmüyor. İnsanlar sanıyor ki anne olunca merhameti ve sevgisi de beraberinde geliyor. Fakat her kadın anne olma fıtratında doğmuyor. Bazı insanlar üşengeç oluyor, bazıları sorumluluk sahibi olmayı beceremiyorlar ya da kendine pek çok şeyden daha çok önem veren insanlar oluyor. Buna karşı bir yargılamada bulunmam asla söz konusu değil. Ben sadece ülkemizde her kadın anne olmak zorundaymış gibi davranıldığı için ömrü hayatı boyunca anne sevgisine muhtaç kalıp bunun eksikliğini hisseden çocuklara üzülüyorum. Her kadın anne olmak istemez ama her çocuk annesi olsun ister. Dünyanın her yerinde kabul gören bir düşünce değil bu.
aklına ilk kim geliyorsa o odur
bu entry'i sildirecek bi ortama mı dönüştü burası da :( tüm eksilere saygım var da, yazarın 10000. entry için heves edip o sayıya ulaşmak için entry girip silmesindeki problem ne olabilir ki?
normalde yediğinizin 2 katı porsiyon protein içeriği yüksek bir yemeyi yemek. biraz rahatsız hissedebilirsiniz bir de bol su ihtiyacınız olabilir ama işe yarar
Çocuklukta olurdu bu o günün işitilen azarı, gerginliğiyle koltuğa yüz üstü yatılır, kollar alın hizasında birleştirilip hıçkıra hıçkıra ağlanırdı. Sonraa.. sonrası yok yani hatırlamıyorsunuz çünkü uyuykalmışsınız ağlarken. Vücut mis gibi deşarj olmuş sanki hiç azar bile işitmemişsiniz. Şimdi de ağlayabilsem de uyuyakalmasam da olur.
Evde çalışmayı daha çok sevsem de üniversite sınavına çalışırken o zamanki kız arkadaşımla beraber koca bir yazımı kızılay şubesinde geçirdiğim kütüphane. Sabah 11 de girip akşam 17'de çıkar ardından Kızılayda baya eğlenirdik. Dolayısıyla bende anısı var. Bir daha gideceğimi sanmıyorum. O yazdan sonra da hiç gitmedim zaten :')
herkesin de balkonu varmış arkadaş
Balkonum yok :( hava almak için Penceremi açtım, cem adrian dinleyerek yağmur yağdırıyorum :)
Balkonum yok :( hava almak için Penceremi açtım, cem adrian dinleyerek yağmur yağdırıyorum :)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?