yetersizlik hissi

armut
Bugün anneler günüydü. Annemi aradım, gününü kutladım. Sonrasında bana bir konu hakkında bir şeyler anlattı, dinledim. Ama annemi haksız buldum. Anneler de haksız olabilir. Ancak benim annem haksız olamaz. Gece tekrar aradım. Beni mutsuz edecek şeyler sarf etti. Ama sesimi çıkaramadım. Çünkü annelere cevap verilmez. Ben annemi dinleyip beni mutsuz etmeyi bitirmesini bekledim. Bitirdi, kapattık. Sonra çok üzüldüm. Aralıklı olarak saatlerce ağladım. Az önce deniz dülgeroğlunun hikayelerine denk geldim. Annesinin mutsuz bir anne oluşunu ifade ettiği için, annesini eleştirdiği için annesi telefonlarını açmıyormuş. Keşke annelerin dokunulmaz olmadığı, annelerin suç işleyebileceği herkes tarafından kolayca kabul edilebilir olsaydı. Benim kendimi bir türlü sevemeyen ve tüm hatalarımı çok iyi bilen biri olmam, ayıplanırım korkusuyla yaşamaktan çekinmem, başıma bir şey gelirse diye değil de babamın onuru için yaşamam... Ailem beni hiç istemediğim o kişi yaptı ve bazı şeylerden kurtulması çok zor. Yetersiz hissediyorum. Diğer insanlara ve dünyaya karşı asla yeterli olamayacak kadar...

çok bilinmeyen türküler

sokratesla
sözleri belki de en güzel istekleri barındıran bir necdet tokatlıoğlu türküsü:

“kader hep gülsün sana, mutluluk gölgen olsun
lâyıksın övülmeye, lâyıksın sevilmeye
seni üzüp ağlatan hasret kalsın gülmeye”

nasıl bir bebektiniz

clarice starling
cins cins huyları olan bir bebekmişim. şimdi size bebekliğimle ilgili birkaç saçma şey anlatayım çünkü neden olmasın? annemin bir başörtüsü varmış ve ben o başörtüsüne bağımlıymışım. o olmadan uyuyamıyormuşum filan. bir gün misafirliğe gittiğimiz evde unutmuşuz mesela, gece problem çıkarıp uyumadığım için gidip almak zorunda kalmış babam. sabaha kadar bekleseymişim bari, ama yok! bu arada başörtüsünde annemin kokusu olması lazımmış yoksa kabul etmiyormuşum. sürekli elimde gezdirdiğim için kirleniyormuş tabi ve sık sık yıkanması gerekiyormuş, annem yıkadıktan sonra biraz kullanıyormuş başörtüsünü ve ben o şekilde alıyormuşum tekrar. bir süre sonra yıkana yıkana hali kalmamış başörtüsünün, bu yüzden annem aynısının yenisiyle değiştirmeye kalkmış ve ben yeni olanı kabul etmemişim.
diğer bir cins huyum şuymuş: her gece saat 3 gibi uyanırmışım ve bir buçuk saat kadar kendi kendime oyun oynarmışım. oyunu tek başıma oynuyorum ama birisinin bana göz kulak olması gerekiyor tabi, sonuçta bebeğim. bu nedenle babam da benimle birlikte otururmuş her gece. arada bir arkamı dönüp babama bakarmışım, onun orada olduğunu görünce oynamaya devam edermişim.
ismi "sıfır abla" olan bir hayali arkadaşım varmış. kendisiyle sık sık telefonda konuşurmuşuz. adının neden 0 abla olduğunu hiç bilmiyorum. o yaşta 0'ı nerden bildiğimi de bilmiyorum.
cinsliklerimi bir kenara bırakalım şimdi. tatlı, sevimli bir bebekmişim. aynı zamanda akıllıymışım da. insanlar beni çok severmiş. yanaklarım çok güzelmiş mesela ahahah. babamın öğretmen olan bir arkadaşı varmış, beni gördüğünde demiş ki "bu kız okur." yaklaşık 3 yaşındaki bir çocuğa bakarak nasıl böyle bir tahminde bulundu bilmiyorum doğrusu. ne söyledim, ne yaptıysam artık.
bir de şey, komşumuzun oğlu varmış benden birkaç yaş büyük, adı berat. bu berat tüm çocuklara kötü davranırmış, dövüyormuş galiba çocukları hahaha. bir tek bana bir şey yapmıyormuş. bunun da nedenini tam olarak bilmiyorum, annemle babamı sevdiği için olabilir. sebebi ne olursa olsun teşekkürler berat.
telefonumda ya da bilgisayarımda buraya koyabileceğim bir bebeklik fotoğrafım olsaydı küçük clarice'i görebilirdiniz ama ne yazık ki uygun bir fotoğraf yok. albümlere bakarken fotoğraflarımın fotoğrafını çekmeyi aklıma getirirsem bir ara sizinle bebekliğimi paylaşabilirim. :)
2

notlarımızı alt dönemlere devrediyoruz kampanyası

kaleidoscope
Çok mantıklı bir kampanya ama bir yazar olarak tüm yıl boyunca fazla para vererek renkli not alıp onları özenle doldurduktan sonra tanımadığım, onlara nasıl davranacağını bilmediğim birisine içinde notlarım olan notları vermek hiç içimden gelmiyor. Ama çok yer kaplayacaklar ve birkaç yıl sonra birisine vermenin anlamı kalmayacak. Zor... Tus çalışırken kullanır mıyım ki sorusu peşimi bırakmıyor...
8

psikiyatri

muamma
İnsanın özüne yani ruh akıl gibi latifelerine dair olan bölüm. Eskiler insana kainatın misali musağğarı dermiş yani mikro evren. Hal böyle olunca bu bölüm hem daha cazip hem de daha bir ihtişamlı geliyor insanın gözüne

saça düşen ilk ak tel

armut
Anasınıfından liseye kadar çok çalışkan ve disiplinli bir öğrencilik hayatım olduğu için henüz 10 yaşımdayken saçlarımın bir tutamı stresten beyazlamıştı. Yaşım o kadar küçüktü ki o yıllarda annemden daha çok beyazım vardı. Çalışmaya ara verme lüksüm olduğunu bilmediğimden bu durumu kafaya takacak kadar zamanım olmamıştı.

cuma namazı

clarice starling
lisede erkekler cuma namazına gittiğinde sınıfta partilemece yapardık kız kıza. pasta börek yiyorduk (onlara da ayırıyorduk ya bir şeyler, vicdansız değiliz yani), hayvan gibi bağırarak şarkı filan söylüyorduk, güzeldi. bir de hiç unutmuyorum, bir cuma günü sınıfın erkekleri cuma namazından dönmüşlerdi (bir cuma günü yazmasam anlamayacaktınız sanki hangi gün cuma namazından döndüklerini). sınıfı bir is kokusu kaplamıştı, meğer arkadaşlar namaza gider gibi çıkıp kebapçıya mı ne gitmişler. gençlik işte ahahhaha.
3

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol