Kapının önündeki çöpü atayım dersin ama o çöp değildir :((
Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun yıl dönümü, bu sene 176. yıl dönümünü kutluyor.
2019 yılında niye d3lere iki tane büt yapılmış diye sorasım geliyor, cevaptan korktuğum için soramıyorum.
Başka insanların sunduğu güvenin daima kusurlu olduğu kanısına varan kişinin yalnızca kendine güvenmesidir.

Stj olacağımız zaman sınıf grubunda paylaşılmıştı.
Yanlış hatırlamıyorsam ışık kaynağı 10, çekiç de 30 liraydı. O dandik fener asla o parayı hak etmezken refleks çekici de refleksleri almaya yetmiyor. Hafif kaldığı için ve çekicin yüzeyi küçük olduğu için kullanımı oldukça zor ve verimsiz.
Refleks çekici zaten rutinde pek kullanılmıyor(öğrenci olarak). Çok lazım olursa asistanlardan alırsınız(nöro Asistanları dışında kimsede de pek bulunmuyor)
Işık gerekiyorsa da telefon feneri fazlasıyla yeterli. Mesleğe geçince de zaten eşantiyon olarak size gelecektir.
Medikal firma temsilciliği yapan arkadaşlar, Lütfen siz de duyarlı olun. bunların reklamlarını yapıp bir işe yaramayan ürünleri pazarlayarak arkadaşlarınızı mağdur etmeyin. Bu zamanda 40 lira bir öğrenci olarak az para değil. O para illa ki cepten çıkacaksa en azından hayrını göreceğimiz bir iş için çıksın
güzel havaların gelmesi..umarım yakındır gelmesi :) (gök gürültüsü eşliğinde giriyorum bu entryi pek inancım yok maalesef)
Geçen gün sağlık bakanımız tarafından "hekimlerimiz nasıl bir 14 mart kutlayacaklar beraber göreceğiz" ifadesine takıldığım ancak hekim kazanımları yerine diğer personelin kazanımları daha bir dikkatimi çekti.
Yanlış bilmiyorsam asistan hekimin ek göstergesi 700-1000 civarında. Hemşireye ise 3600 ek göstergeyi resmen ilan ettiler. Bu işte bir gariplik var ama 🤔 3 aydır eylem yapanlar hemşire miydi acaba diyemeden geçemedim. Ayrıca diğer personelin döner sermaye katsayıları arttırıldı yanlış anlamadıysam.
Bu kadar olayı umarım yanlış anlamamışımdır.
Zaten 14 mart sistematik olarak sulandırılmaya çalışıyor belli kesimler tarafından. "Sağlıkçı Bayramı" adı altında. Bu sulandırmaya var gücümüzle fakülte sıralardan ses getirilmesi gerekmektedir.
14 mart TIBBİYELİNİN yani hekimin bayramıdır.
14 mart hekimin vatan için onurlu duruşunun simgesidir. 14 mart kısaca hekimindir.
Yanlış bilmiyorsam asistan hekimin ek göstergesi 700-1000 civarında. Hemşireye ise 3600 ek göstergeyi resmen ilan ettiler. Bu işte bir gariplik var ama 🤔 3 aydır eylem yapanlar hemşire miydi acaba diyemeden geçemedim. Ayrıca diğer personelin döner sermaye katsayıları arttırıldı yanlış anlamadıysam.
Bu kadar olayı umarım yanlış anlamamışımdır.
Zaten 14 mart sistematik olarak sulandırılmaya çalışıyor belli kesimler tarafından. "Sağlıkçı Bayramı" adı altında. Bu sulandırmaya var gücümüzle fakülte sıralardan ses getirilmesi gerekmektedir.
14 mart TIBBİYELİNİN yani hekimin bayramıdır.
14 mart hekimin vatan için onurlu duruşunun simgesidir. 14 mart kısaca hekimindir.
Beni kaygılı hissettiren tüm belirsizlikleri çözdüğüm bir gelecekte güvenli hissettiren birinin kolları arasına sığınıp hiçbir şeyi düşünmeden uykuya dalmak.
Şair dediğin ismini şiirlerinin arkasına saklar. Zaten güzel yazıyorsa okuyucu o şiirleri bir bir karıştırır. En sonunda o ismi bulacaktır zaten
sadece sesli sohbetin olduğu,davetiye yoluyla üye kabul eden uygulama.
akışınızda takip ettiğiniz kişilere ve ilgi duyduğunuz alanlara yönelik odalar bulunuyor ve bu odalara dahil olup ya dinleyici olabilirsiniz ya da paylaşmak istediğiniz bir şeyler varsa konuşmacı da olabilirsiniz.
en basitinden bir örnek verecek olursam..diyelim ki fransızcanızı geliştirmek istiyorsunuz.bununla ilgili bir kulübü takip edip konuşmacı olarak katılabilirsiniz.kulüp o dilde pratik yapmak amacıyla kurulduğu için moderatörler size sorular soruyor ya da oyunlar oynatıyor.gerçekten eğlenceli oluyor ve farkında olmadan daha rahat konuşmaya başlıyorsunuz.faydalı olduğunu söyleyebilirim ama çok zaman alıyor.o dengeyi kurmak gerek.
akışınızda takip ettiğiniz kişilere ve ilgi duyduğunuz alanlara yönelik odalar bulunuyor ve bu odalara dahil olup ya dinleyici olabilirsiniz ya da paylaşmak istediğiniz bir şeyler varsa konuşmacı da olabilirsiniz.
en basitinden bir örnek verecek olursam..diyelim ki fransızcanızı geliştirmek istiyorsunuz.bununla ilgili bir kulübü takip edip konuşmacı olarak katılabilirsiniz.kulüp o dilde pratik yapmak amacıyla kurulduğu için moderatörler size sorular soruyor ya da oyunlar oynatıyor.gerçekten eğlenceli oluyor ve farkında olmadan daha rahat konuşmaya başlıyorsunuz.faydalı olduğunu söyleyebilirim ama çok zaman alıyor.o dengeyi kurmak gerek.
Eskiden yılda iki kez yaklaşık 20 saat süren bir araba yolculuğu yapardık. Her seferinde yolda gördüğümüz heykelleri sayar, her sene gittiğimiz yerlerde piknik yapardık. Babam yol bir an önce bitsin istediğinden bir iki saat benzinliğe çekip uyumak dışında dinlenmezdi. Bazen direksiyon başında korna sesine uyanırdı. Her ne kadar uzun, sıcak ve mide bulantılı olsa da bu yolculukları ve saatlerce dışarı izlemeyi severdim. Bir de yol için özel kaset/CD hazırlardık, tadından yenmezdi :)
Asıl içimde,
İçinde yüzdüğüm bir deniz var.
İçinde yüzdüğüm bir deniz var.
Yazık, şairler kadar cesur değilim..
ilaçlardan hastalıklara, güncel makalelerden case quizlerine birçok ilgi çekici içeriğe sahip uygulama ve internet sitesidir. ben genelde makalelerini okuyup çok zevk alıyorum. herkesin bir göz atmasını tavsiye ederim:)
lana del rey - born to die
barış manço'dan arkadaşım eşek ve ardından gelen ayten alpman'dan memleketim.
bu şarkıları ne zaman duysam; öğleden sonra güneşli ve hafif rüzgarın mevcut olduğu bir havada, karne almamıza iki hafta kadar kalmışken, sınıfta şarkı söylüyormuşum gibi hissediyorum.
bu şarkıları ne zaman duysam; öğleden sonra güneşli ve hafif rüzgarın mevcut olduğu bir havada, karne almamıza iki hafta kadar kalmışken, sınıfta şarkı söylüyormuşum gibi hissediyorum.
2 Parol ve dua 👀
Nasrettin hoca bir gün göle maya çalıyormuş. Demişler ki “ya hocam hiç gölde maya tutar mı?”
Nasrettin hoca da demiş ki “sana ne kardeşim, sen işine bak.”
Nasrettin hoca da demiş ki “sana ne kardeşim, sen işine bak.”
Kendisini küçümsemeyin.
Gis komiteleri her senenin en sevdiğim komitesi oldu. Ancak severek çalışmama rağmen küçümsenmemesi gereken bir ağırlığı olduğunu hatırlatmak isterim.
Gis komiteleri her senenin en sevdiğim komitesi oldu. Ancak severek çalışmama rağmen küçümsenmemesi gereken bir ağırlığı olduğunu hatırlatmak isterim.
(bkz: #19143)
Sitare Akbaş'ın (aka akasya durağı seyid'in karısı) şiar isimli bir müzik grubu var. Kendisinin sınıflandıramadığını söylediği deneysel şarkıları var. Bir tanesi için link:
https://open.spotify.com/track/1q6oS0OZo5YORkw1Yg8PrK?si=hY0DoZmOSM2N-0TResNO3A&utm_source=copy-link
Sitare Akbaş'ın (aka akasya durağı seyid'in karısı) şiar isimli bir müzik grubu var. Kendisinin sınıflandıramadığını söylediği deneysel şarkıları var. Bir tanesi için link:
https://open.spotify.com/track/1q6oS0OZo5YORkw1Yg8PrK?si=hY0DoZmOSM2N-0TResNO3A&utm_source=copy-link
tamam ben de biliyorum yaş aldıkça ,tavırların ve duyguların olgunlaşıp farklılaştığını.ama demek istediğim bu buruşmuş ellerin , bazen neşeli tonton bazen duvar gibi o suratların altında 70 sene önceki çocuk hâlâ duruyor.
70 yaşında huysuz dedenizi düşünün.
-kizim/oğlum kapat şunu başım ağrıyo
-bu yemek nerde kaldı ya öldük acliktan
-prizleri tutarak çek fişi koparacaksin
Ne kadar itici değil mi ? Ama o 60 yıl önce sokakta bilye oynayan , bahçeden erik çalan , sokakta boş boş gezen o sevimli cocukla aynı beden hâlâ.sadece biraz bükülmüş beli.ruhu hâlâ aynı ondandır yedisinde neyse yetmisinde aynidir sözü.tamam tecrübe elbette etkiliyor ama çerçeve aynı.
Arada annemi teyzemi falan izliyorum onlar televizyonu izlerken.albümdeki genç kız fotoğrafına bakıyorum çok az zaman geçmiş 20 yıl.cehre değişmiş biraz kırışmış ama anılarla şimdiyi karşılaştırıyorum hala var 'ihtiyarlarda' o çocuk .
Ne kadar yaş almış insanları her zaman katı , karar koyucu ,laftan anlamaz görse de küçükler ; aslında karşıda kostüm değiştirmiş iyi rol yapan bir çocuk var.onlar da saçma sapan şeylere üzülür ,sevinir ,durumun gereğini yerine getirir.
70 yaşında huysuz dedenizi düşünün.
-kizim/oğlum kapat şunu başım ağrıyo
-bu yemek nerde kaldı ya öldük acliktan
-prizleri tutarak çek fişi koparacaksin
Ne kadar itici değil mi ? Ama o 60 yıl önce sokakta bilye oynayan , bahçeden erik çalan , sokakta boş boş gezen o sevimli cocukla aynı beden hâlâ.sadece biraz bükülmüş beli.ruhu hâlâ aynı ondandır yedisinde neyse yetmisinde aynidir sözü.tamam tecrübe elbette etkiliyor ama çerçeve aynı.
Arada annemi teyzemi falan izliyorum onlar televizyonu izlerken.albümdeki genç kız fotoğrafına bakıyorum çok az zaman geçmiş 20 yıl.cehre değişmiş biraz kırışmış ama anılarla şimdiyi karşılaştırıyorum hala var 'ihtiyarlarda' o çocuk .
Ne kadar yaş almış insanları her zaman katı , karar koyucu ,laftan anlamaz görse de küçükler ; aslında karşıda kostüm değiştirmiş iyi rol yapan bir çocuk var.onlar da saçma sapan şeylere üzülür ,sevinir ,durumun gereğini yerine getirir.
Her ne kadar beklentisiz yaşamanın iyi olduğu söylense de görünen o ki pratikte öyle olmuyor. İnsan, haliyle emek harcadığı yerden bir şeyler bekliyor. Çünkü, madem bir şey beklemeyeceğiz neden emek harcıyoruz; nasıl olsa hiçbir sonuç gelmeyecek; gelse de önemi olmayacak.
Beklentinin karşılanamaması da hayal kırıklığına yol açıyor ki bu konuda da herkes hemfikirdir.
Bence şöyle bir sonuç çıkıyor: hayal kırıklığına uğrayacağız diye hiçbir aksiyon almayabiliriz ama o zaman da elimize bir şey geçmez. Örneğin öylesine ders çalışırdık ne elde edeceğimizi bilmeden ya da birisi, başka birini sevse ve zaten bir şey olmaz diye söylemese o zaman gerçekten bu kişiler arasında bir şey olmazdı. Yani sıfır beklenti devam edebilirdik ama o zaman da bayağı pasifize olurduk.
Beklentinin karşılanamaması da hayal kırıklığına yol açıyor ki bu konuda da herkes hemfikirdir.
Bence şöyle bir sonuç çıkıyor: hayal kırıklığına uğrayacağız diye hiçbir aksiyon almayabiliriz ama o zaman da elimize bir şey geçmez. Örneğin öylesine ders çalışırdık ne elde edeceğimizi bilmeden ya da birisi, başka birini sevse ve zaten bir şey olmaz diye söylemese o zaman gerçekten bu kişiler arasında bir şey olmazdı. Yani sıfır beklenti devam edebilirdik ama o zaman da bayağı pasifize olurduk.
Varlığını sanırım geçen yıl derste tesadüf eseri öğrendiğim hpv'nin özellikle kanser yapıcı türlerine karşı yüksek koruyuculuk sağlayan aşı . Ben daha büyük yaşlardaki kadınlara hitap ettiğini sanıyordum ama tam aksine en uygun yaşlar 12-20li yaşlarmış çünkü virüsle ne kadar az karşılaşıldıysa aşının koruyuculuğu o kadar daha etkili oluyormuş. Uygulanışı da gayet kolay normal aşılar gibi koldan uygulanıyor tek farkı 2 ya da 3 dozdan oluştuğu için takip gerekeceğinden kadın doğum doktoru vuruyor onun haricinde herhangi bir muayeneye bile gerek yok diye biliyorum. Ben ilk dozunu pazartesi vurduracağım. İlginizi çekerse bilgilendirmek istedim ya da bilginiz varsa sizlerden de bilgi almak isterim:)
Onları kınıyorum ve onlara laflar hazırladım!
Bir haberi vereceksen ver, vermeyeceksen verme; bu kadar basit. Neden vaktimi çalıyorsun ki?
Detaylar haberimizde…Detaylar nerede hani haberinizde? Hangi haber bu? İlhami abi sen söyle ben başka bir haberde miyim?! Hangi haber bu!
Bir haberi vereceksen ver, vermeyeceksen verme; bu kadar basit. Neden vaktimi çalıyorsun ki?
Detaylar haberimizde…Detaylar nerede hani haberinizde? Hangi haber bu? İlhami abi sen söyle ben başka bir haberde miyim?! Hangi haber bu!
Geri al tuşu. Sihirli annemdeki gibi işte. Zamaaan geriye aksın şeklinde.
-başka insanların hayatlarına duyulan fazla ilgi.
-duygu kontrolüne sahip olmamak. öfke, nefret, hatta üzüntü bile. bunu kişisel de düşünebilirsiniz, toplumsal da. medeniyetsizlikten kaynaklı sürekli bir gerginlik durumu söz konusu oluyor. insanlar kavgacı, problem çözmeyi bilmiyorlar, konuşarak anlaşmayı bilmiyorlar vs vs.
-abartı. her türlüsü. mesela üstteki entryde bahsedilen düğünleri ele alalım. insanlar birlikteliklerini resmiyete döküyor, durum bundan ibaret. abartılacak bir şey var mı, yok. ama abartıyorlar. ya da mesela insanlar bebeklerinin cinsiyetini öğrenirken bile anlamsız anlamsız şeyler yapıyorlar, yine abartı. insanlar binlerce yıldır çocuk sahibi oluyor, nedir yani? saçma sapan etkinlikleri, olayları, durumları her şeyi abartıyorlar. bir şeylere gereğinden fazla değer yüklüyorlar.
-değerli olan şeylere hak ettikleri değerin verilmeyişi. en temel örnek olarak "emek" ve "bilgi". emeğe değer veriliyor mu? ne yazık ki hayır. peki ya bilgiye? bilen kişiye? ne yazık ki yine hayır.
-bana çok ilginç gelen bir şeyi yazacağım şimdi. bir konuda ya da alanda uzman olan birinin, o alanda arkasından gelen kişilere yardımcı olmasını ve onları desteklemesini, bilgi birikimini o insanlarla paylaşmasını bekleriz değil mi? öyle olmuyor ama. bu çok büyük bir medeniyetsizlik bence. insanlar bilgilerini, donanımlarını paylaşıp başkalarının kendilerini geliştirmesine destek olmuyorlar, aksine saçma sapan hislere girerek o insanlara köstek oluyorlar.
-alt üst kavramlarının çok yoğun yaşanıyor olması. donanıma ve konudaki uzmanlığa dayanmayan, liyakatsiz alt üst ilişkilerini hiç saymıyorum bile. uzmanlığa, donanıma, bilgiye vs. dayanan sistemli alt üst ilişkilerinde de saçma durumlar yaşanıyor. üstteki kişi alttakini kendi çıkarları için kullanabiliyor mesela, ya da mantıklı mantıksız demeden her konuda üsttekinin sözü geçiyor. hiyerarşinin anası ağlatılıyor kısacası.
-insanlara söz hakkı tanınmaması. medeni bir ortam olsa özgürce konuşabiliyor olmamız gerekir değil mi? istediğimiz ya da istemediğimiz şeyleri söyleyebiliyor olmalıyız mesela. ama öyle mi? değil. medeniyetsiz insanlar dinlemeyi bilmiyor, anlamaya çalışmıyor, saygı duymuyor, en doğruyu hep kendileri biliyorlar çünkü.
-en önemlisi ne biliyor musunuz? insana değer verilmiyor oluşu. insan değerlidir, sırf insan olduğu için bile değerlidir. medeni insanlar ve medeni toplumlar insana değer verir, saygı duyar.
-duygu kontrolüne sahip olmamak. öfke, nefret, hatta üzüntü bile. bunu kişisel de düşünebilirsiniz, toplumsal da. medeniyetsizlikten kaynaklı sürekli bir gerginlik durumu söz konusu oluyor. insanlar kavgacı, problem çözmeyi bilmiyorlar, konuşarak anlaşmayı bilmiyorlar vs vs.
-abartı. her türlüsü. mesela üstteki entryde bahsedilen düğünleri ele alalım. insanlar birlikteliklerini resmiyete döküyor, durum bundan ibaret. abartılacak bir şey var mı, yok. ama abartıyorlar. ya da mesela insanlar bebeklerinin cinsiyetini öğrenirken bile anlamsız anlamsız şeyler yapıyorlar, yine abartı. insanlar binlerce yıldır çocuk sahibi oluyor, nedir yani? saçma sapan etkinlikleri, olayları, durumları her şeyi abartıyorlar. bir şeylere gereğinden fazla değer yüklüyorlar.
-değerli olan şeylere hak ettikleri değerin verilmeyişi. en temel örnek olarak "emek" ve "bilgi". emeğe değer veriliyor mu? ne yazık ki hayır. peki ya bilgiye? bilen kişiye? ne yazık ki yine hayır.
-bana çok ilginç gelen bir şeyi yazacağım şimdi. bir konuda ya da alanda uzman olan birinin, o alanda arkasından gelen kişilere yardımcı olmasını ve onları desteklemesini, bilgi birikimini o insanlarla paylaşmasını bekleriz değil mi? öyle olmuyor ama. bu çok büyük bir medeniyetsizlik bence. insanlar bilgilerini, donanımlarını paylaşıp başkalarının kendilerini geliştirmesine destek olmuyorlar, aksine saçma sapan hislere girerek o insanlara köstek oluyorlar.
-alt üst kavramlarının çok yoğun yaşanıyor olması. donanıma ve konudaki uzmanlığa dayanmayan, liyakatsiz alt üst ilişkilerini hiç saymıyorum bile. uzmanlığa, donanıma, bilgiye vs. dayanan sistemli alt üst ilişkilerinde de saçma durumlar yaşanıyor. üstteki kişi alttakini kendi çıkarları için kullanabiliyor mesela, ya da mantıklı mantıksız demeden her konuda üsttekinin sözü geçiyor. hiyerarşinin anası ağlatılıyor kısacası.
-insanlara söz hakkı tanınmaması. medeni bir ortam olsa özgürce konuşabiliyor olmamız gerekir değil mi? istediğimiz ya da istemediğimiz şeyleri söyleyebiliyor olmalıyız mesela. ama öyle mi? değil. medeniyetsiz insanlar dinlemeyi bilmiyor, anlamaya çalışmıyor, saygı duymuyor, en doğruyu hep kendileri biliyorlar çünkü.
-en önemlisi ne biliyor musunuz? insana değer verilmiyor oluşu. insan değerlidir, sırf insan olduğu için bile değerlidir. medeni insanlar ve medeni toplumlar insana değer verir, saygı duyar.
(bkz: #24835)
Hazır kalabalıkken yazayım;
18 Mart Cuma günü, saat 15.30'da kare'de (üç kişiden gelen onayla) minik bir buluşma yapalım.
Hazır kalabalıkken yazayım;
18 Mart Cuma günü, saat 15.30'da kare'de (üç kişiden gelen onayla) minik bir buluşma yapalım.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?


