türkiyedeki doktor nefreti

ileleualatyr
Dün esin davutoğlu şenol hoca'ya yazılanları görünce bir kez daha kendisini hatırlatandır. Bazılarının yaptığı “gitsin, ona mı kaldık, sanki yurt dışı ona çok meraklı” tarzı yorumlar gülmekten yere yatırmıştır. Cahil özgüveni çok başka gerçekten.

gece yapılan otobüs yolculuğu

poyrazkarayel
senede bir kere yazın tattığım güzel deneyim.tek başıma cam kenarında seyahat ediyorsam bir de değmeyin keyfime.seyahat gece başlayıp sabah bitiyorsa bir haftadır yoldaymisim gibi hissediyorum bir de.kulaklikta çalan şarkılar eşliğinde kurulan hayaller benim için güzel bir deşarj fırsatı olur.ve şunu hatirlatir bu yolculuk bana , kafan attı mı böyle bir otobüse atlayıp hiç bilmediğin diyarlara tanımadığım insanların yanına gidip kafanı sifirlayabilirsin.hele ki o dinlenme tesisleri yok mu.cok seviyorum arkadaş gecenin 3'ünde 4'ünde oralarda volta atmayı.memleketime senede bir kere gittiğimden yaklaştıkça içten içe bir mutluluk sarar beni.öyle memleketime aşık falan da değilim hani.ama insan ait olduğu yeri özler.gerek okuduğum şehir gerek yaşadığım şehirdeki insanlar - arkadaşlarım hariç - figüran gibi gelir bana.basroller sanki benim doğduğum yerdekiler.

pişmanlık

rosros94
Depresyon geçmişi, anksiyete geleceği çok düşünmekten olur derler. Düşüncelere ket vurulmuyor ama pişmanlıkları her dakika düşünmek de depresyona sürüklüyor test edildi onaylandı✅

sizi en iyi anlatan şarkı sözü

ileleualatyr
"ihtimallerin heyecanına üzülüyorum"
gerçekten öyle. kendi kendime hayal kurup, öylece durup, heyecanlanıp, olur mu acaba bir ihtimal deyip, sonra olmaz cevabını kendime verip üzülüyorum.
ihtimalleri hayal edip, heyecanlanıyorum ama sonunda üzülüyorum. bazen.

çıkmış

fabuleuxdestin
çıkmışlardaki hatalı soruların, hatası düzeltilmeden tekrar sınava konulması. her sene iptal edilmesi. bir daha çıksın daha güzel iptal edilsin dercesine, olmamış bu soru, çıkamamış...
3

sevgililer günü

ileleualatyr
13 şubat'ta bekarlar günü kutlanmalı bence bu güne karşılık olarak. Her bekar kendine ve bir bekar arkadaşına hediye falan almalı. Her yere “bekarlık sultanlıktır” Falan yazılmalı yani. Olmuyor böyle.

dini söylemlerin çoğunda farklı alt anlamların bulunması

inthebleakmidwinter
Özellikle 20. yy ve sonrasında dünyaya gelmiş insanların ister okumuş ister okumamış olsunlar çok ama çok büyük bir kısmının göz ardı ettiği bir nokta var ki o da bilginin değeri yani epistemolojisi.

Son 1 asırdır yaşayan insanlar, ne yazık ki bilgiyi pozitivist yaklaşımdan ibaret sanar. Dini bilgi diye bir şeyse yoktur. Bilginin kaynağı ise 3 çeşittir; dördüncüsü yoktur. Sahip olduğumuz tüm bilgi birikimi, uygarlık, tarih ve kültür bu 3 dayanak ile kaimdir:

1. Akıl
2. Sezgi/ nakil/ vahiy/ ilham (nasıl isimlendirilmişse)
3. Duyular/ deneyler/ tecrübe

Bu kaynaklara nasıl yaklaşıldığı, hangilerine ne gibi şüpheler duyulduğu, dışlanıp kabul gördüğü vb. Onaylanıp onaylanmadığına dair izlenecek metotlar ise çeşitli felsefi görüşlerin alanıdır. (Sezgicilik, akılcılık, ampirizm, pragmatizm, dualizm, nihilizm, sensualizm, pozitivizm, egzistansiyalizm vb uzar da uzar.)

Evvela şunu kabul etmek gerekir ki, “ispat” denilen olgunun ölçütleri de belli dinamiklere göre işler ve eğer siz ispat sözcüğünden yalnızca laboratuvar çıkışlı bir belge ve makale anlıyorsanız meseleye çok kısır bakıyorsunuz demektir. Ha “ben hobi olarak yine de böyle bakacağım, ille de böyle ispat ararım.” Diyorsanız o zaman şunu söylerim ki, tarih boyunca hiçbir filozof ya da bilim adamı ispatı ispatlayamadı. Yani bugün hala kesin bir yorum gelmiş değil.

Modern bilim dediğimiz pozitivist/ pragmatist bilgi kümesi duyuları ve aklı kabul edip sezgiciliği dışlayan bir kümülatiftir. Ancak duyu yani deney denilen bilgi kaynağına da, akla da sınırlar çizmiştir; bunların da yalnızca bir kısmını, belli şartlar altında kabul etmiştir. “Bilim, tek bilgidir, tek bilgi otoritesidir.” Demekse Einstein'ın e=mc2'si başta olmak üzere özel ve genel göreliliği aslında yoktur demektir. Zira o, tüm bu modern fiziği yalnızca düşünce deneyleriyle bulmuştu. Bu sebeple şüpheyle yaklaşılacak ilk olgu bilimsel bilginin değeridir.

Bilgiye ve kaynağına her kim sınır çizmeye kalkmışsa, her kim yalnızca pragmatik sonuçları kabul etmişse (uçak uçuyor demek ki bilim hak; telefon çalışıyor demek ki bilim hak, elektrik bilim olmasa olmazdı, demek ki tek gerçek bilim) şüpheyle yaklaşılması gereken ilk odur.

Din denilen bilgi ve inançlar kümesi ise biraz karmaşık bir mesele. Tek tanrılı dinlerin vahiy ve nakil kaynaklı olması (iki önceki paragrafa parantez içinde koyduğumuz arkadaşlar vahiyi kabul etmedikleri için yalnızca nakil derler, önemli değil sonuç aynı) bilgi sözcüğüne yüklediğimiz anlamı bütünüyle değiştirir. Zira tüm bilgi kaynakları sınır çizilmeksizin kullanıma açıktır ve kullanılır. Ancak dinler (her üçü de) şöyle bir ön ikazla var ederler kendilerini: tek hakiki kaynak vahiydir ve akıl ve duyu yalnızca buna yardımcı olmak, açıklamak ve yüceltmek için vardır. Bunu kabul etmek içinse geçilecek tek köprü inanç köprüsüdür. İnandığımız taktirde dindar oluruz. İnanmaz isek dönemin şartlarına göre kafir, dinsiz, zındık, ateist artık neyse. Kelimeler çok önemli değil.

Doğası gereği merkeze vahiy konulan bir bilgi -ki bu bilgi asırlar boyunca hiçbir şekilde değiştirilemez; ancak yorumlanarak var olabilir. Yeni ahit ve Kuran'da evrenin 6 günde yaratıldığının söylenmesi 20. Yüzyılda bigbang teorisi geliştirdiğinde uzay-zamanın şimdiye kadar 6 farklı evrede geçtiğinin belirlenmesiyle yeni bir yoruma kavuşur. Kuran'da 7 kat gök ifadesi atmosferin 7 tabakasına işaret edebileceği gibi güneş sisteminin de 7 evresine işaret edebilir. Bilimsel bilginin açtığı yol; vahiyle desteklenmişse bize yalnızca pragmatik/ pratik ve teknik bilgi değil, aynı zamanda hayatımıza bir anlam bilgisi de yükler.

Kutsal kitaplarda belirli nesnelerin ve sayıların ilginç bir şekilde kullanımı zaten ilk okuyuşta bile bunların metaforik/ alegorik/ icazlı yapısına bizleri yönlendirebilir. Burada akıldan hiçbir zaman çıkarılmaması gereken nokta delilin müddeadan hafi olamayacağıdır. Bu bütün vahiy için geçerli evrensel bir dil kuralıdır. Basit bir örnek: “güneş döner” ayette geçen bu ifadenin nihai amacı bu bilginin veya bu oluşun yaratıcının kudretini yansıtmasıdır. Eğer ayette “güneş falanca şekilde döner, şu evreleri izler, galaksinin etrafında şu noktalar çevresinde falanca amaçla döner; bakın rabbinizin kudretine!” Denilse İdi:

1. Evvela yaratıcının kudreti güneşin dönmesi bilgisinin yanında gölgede kalacaktı ve insanlar yaratıcıdan ziyade güneşe bir ilgi-alaka duyacaktı.

2. İnsanın aklını kullanma ve merak etme kabiliyetleri ellerinden alınmış olacak ve önlerine hazırdan kullanıma açık pragmatik bilgi sunulacaktı. (Ayette falanca şekilde şunu yaparsanız elektrik ortaya çıkar bunu şu şu amaçla kullanabilirsiniz dense, insan ve medeniyet gelişimi/ tekamülü diye bir şey olmaz; bir kutsal kitap iner inmez insan medeniyeti nihai mertebesine ulaşırdı.)

3. Kutsal kitaplar cilt cilt olacak ve olağanüstü açık bilgiden dolayı karmaşa yaşanacaktı çünkü o dönemin insanları ve uygarlığı bir anda bu kadar zihinsel gelişimi kaldıramazdı. Neticede insanın ve insanlığın da bir kapasitesi var.

Bütün Bunlar kutsal kitap denilen içeriklerin alegorik ve metaforik olmasını zorunlu kılar. Çünkü dinin amacı insanları fennen ve bilimsel açıdan zirveye taşımak değildir ve insanın birey olarak (herkesin şahsi olarak) nihai amacı fennen, ilmen, mesleken artık işi ne ise tekamül ederken (gelişim sağlarken) buna bir anlam yüklemesidir. Ve anlam yüklemek psikolojik açıdan bir insanda zorunludur.

Burası çok önemli!!! Bugün eğer var olan bir bilimsel bilgi var ise bir de var olmayan gelecekteki bilimsel bilgiye duyulan inanç ve bu var olmayana karşı yüklenmiş bir anlam vardır ve bu sonuca ulaştığında bize yalnızca teknik ve medeni ilerleme katacaktır. Sonuçta insanüstüne inanmayan, bilime inanır ama bilim “nasıl” sorusunu cevaplayıp “neden” sorusunu cevaplamadığı için bilime duyulan inanç da faydalıdır ama varoluşsal açıdan anlamsızdır.

Nihayetinde din ile bilim söylemini kıyaslamak saçma. Din ile bilimi, bilim ile felsefeyi; felsefe ile dini; sonra üçünü en son hepsini falan kıyaslamak, birini tercih etmek de dar görüşlülük. Burada birey kendisine hayatının amacını sormalı ve insanüstü bir anlam yüklemek gayesinde ise iman etmeli. Yok insani anlamlar yüklemek isterse iman etmemeli. Herkese saygı var.

Son olarak din seçme/ doğuştan gelen zorunluluk/ içine düşülen coğrafya meselesi var. Bu da önemli: evvela elbette nasıl yetiştirilmiş isek bilinçaltımız buna dayanır. Ama bu kişisel bilinçdışıdır. Ve insan aklı baliğ olduğunda bunu değiştirebilecek özgürlük ve kudrettedir. Bu insanın bireysel hakkıdır ama yalnızca bireysel. Bu toplumsala, coğrafyaya, millete ve tarihe vurulamaz. Örneğin Avrupa hristiyandır nokta. Orada yaşayan insanlar istediğine inanmakta özgürdür. Ama Avrupa hristiyandır. Çünkü bir de kolektif bilinçdışı vardır. Başka entrynin konusu.

Burada en önemli ölçüt doğduğunuz coğrafya ve aile size bir din empoze etmiş olabilir ama bireyin ilk görevi bunu kabul edip reddetmeden önce bid'attan ayıklamasıdır. Ne demeye çalışıyorum: eğer örneğin müslüman ama ataerkil bir coğrafyada yetişmişseniz ve kadına şiddetin olduğu bir ortamdaysanız, özellikle bu o din ile özdeşleştirilmişse bunu bir ayıklamak görevindesiniz; akabinde ister reddedin ister kabullenin. Günümüzde bu yobaz ve sığ dinlere karşı yobaz ve sığ inkarlar çok sıklaştı. Yobaz dindarlığa karşı yobaz dinsizlik. İkisinin pek de bir farkı yok. Komik olan herkesin kendini cehaletle savaşıyor sanması.

Konuyu çok boyutlu incelemek istedim, amacım basit görünen şeyleri bir nebze olsun açıklayabilmekti, umarım faydası dokunmuştur.

4

en çok yapılan yazım yanlışları

fihtheinfpt
plaza türkçesinin dilimize eklemeye çalıştığı "yapıyor olacağım" kullanımından bahsederek bu konuyu gündeme getirmek istiyorum... tam olarak yazım yanlışı sayılmaz ama yanlış bir kullanımdır. elimi vicdanıma koyarak ekliyorum, yine de plaza dilinin en türkçe kullanımlarından biridir bu. ay tansiyonum düşüyor devam edemeyeceğim.

enstrüman çalmak

fihtheinfpt
senelerdir üzerinde (asgari düzeyde de olsa) çalışmama rağmen ses kayıtlarını dinlediğimde asla beceremediğime ve asla beceremeyeceğime bir kez daha inandığım bir eylem:( gerçekten çok iyi olmayan birinin çaldığı keman katlanılır gibi olmuyor, benle alakası yok bi arkadaştan duydum:)))

ülke olarak en büyük problemimiz

clarice starling
"en büyük problemimiz şu" diyerek bir tane problem seçemeyeceğim, zira çok fazla problemimiz var. aklıma gelen büyük sorunların bazılarını yazayım:
gelişmemizin önündeki en büyük problemlerden biri olan liyakatsizlik. birini bir konuma getirirken bu kişi o konumda olmayı gerçekten hak ediyor mu, o konuma yakışıyor mu, o konuma gelmek için yeterli niteliklere sahip mi vb. soruları sormak yerine alakasız başka sorular sorup kişide alakasız özellikler aramamız.
sürekli bir şeyleri eleştirip eleştirdiğimiz şeyleri düzeltmek için hiçbir çaba göstermiyor olmamız. bu arada eleştirdiğimiz şeyler hep kendimiz dışındaki faktörler. dönüp de kendimize bakma gibi bir huyumuz yok, biz hep çok iyiyiz, problemli olanlar hep başkaları.
insanlara değer vermeyi bilmiyor olmamız.
kendi doğrularımızı en doğru sanmamız. başka görüş ve fikirlere saygı duymayı bilmiyor oluşumuz.
genel tabiriyle "medeniyetsizlik". oysa medeniyet güzel bir şey.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol