hayal kırıklığı

ileleualatyr
Şu ana kadar en çoğunu yaşadığım yaş bu yaşımdı. Son birkaç gündür durmadan yaşanan gelişmelerle de skorunu arttırıyor. Doğum günüme kadar daha fazlasını yaşamamak için insanlarla konuşmayı bir süre bırakıp ailemin yanına mı dönsem diye düşünmüyor değilim.

hayatımın dönüm noktası diyebilceğiniz olay

sokratesla
lise sınavından çıkmış, tamamen kafası rahat, hiç çalışmayan bir fen lisesi öğrencisiydim. 9. sınıfım çok kötü ve 80 li ortalamalarla geçti. 10. sınıfa geldiğimde yani açık tarih ile 2016'nın 7 kasımını 8 kasıma bağlayan gece, abd'de malum şahıs başkan seçildiği gece bir rüya gördüm. önce dedem sonra almanca öğretmenim almanyaya taşınıyor ve birer valiz kraker götürüyorlardı. bana bıraktıkları da sadece birer paket krakerdi ve bundan sonra bir anda çöpte yaşayan bir insan oldum. okulda çalışsaydım sınav kazansaydım çöpte yaşamazdım diye ağlarken uyandım. ve o geceden sonra, trump başkan, ben de çalışkan bir öğrenci oldum :)
3

komite çıkışı ritüeli

darkgreen
sınav öncesi şuraya gideceğiz buraya gideceğiz diye planlar yapılır etkinlik kovalanır sonra uykusuzluktan canın hiçbir şey yapmak istemese de sınav çıkışı arkadaşlarınla rüyada gibi bir yerlere sürüklenirsin, internet kafeler lol cülerle dolup taşar, çs masaları soru tartışma platformuna döner
bir de emin bir şekilde komiteden 40- bekleyen tayfa vardır ki kırtasiyenin yolunu tutup yeni komite avicenna yı alıp cebine koyar bir nebze içini rahatlatır

bugün yapılacaklar listesi

poyrazkarayel
yeni bir hayata başlanılacak. Böyle sürüp gitmez o kadar gelişigüzel ve plansız yaşıyorum ki moralim ruh halim yerlerde. Güzel bir sebepten dolayı huzurluyum ama mutlu değilim. günlük hayatımı kontrol altına alacağım. Belli bir düzene oturması lazım çünkü zaman çok çabuk geçiyor. telefondan notlarıma bakıyorum 2 ay önce birçok plan yapmışım ama hayata geçirilmemiş hiçbiri.. bugün başlamak lazım, bir yerden başlamak lazım..
1

özelden mesaj atmak

schrodingerin kedisi
gütfsözlükte pek yaşamadığım olaylardan birisidir. aslında sözlük ortamının en güzel yanı anonim kişilerin fikirlerini entrylerce tanımak gülmek veya "ne saçmalıyor bu" demektir. fakat anonim birisiyle özelden sohbet etmek daha da iyi olsa gerek. sağ üstte bulunan mektuplu şeye tıklarsak özelden mesaj bölümünü açar ve diğer anonim kişilerle konuşuruz. Bence çok güzel fakat kullanılmayan bir özellik...

tusbuddy

selektor yapan yildiz
Tus sürecinde kendime göre faydası olduğuna inandığım uygulamadır.
Uygulamanın kronometre özelliği var. Uygulama Çalışma sürenize göre size puan veriyor. Son 15 günün puanlarını da toplayarak sizi sıralıyor. Hatta sıralamakla kalmayıp sizi bir de puanınıza göre farklı liglere ayırıyor.
Şimdi efendim, kötü gidiyorsanız daha da kötü gitme eğiliminde oluyorsunuz. Bakıyorsunuz ki millet deli çalışmış, diyorsunuz bunlarla rekabet edilmez. Fakat eğer ki çok çalıştıysanız daha da çalışasınız geliyor. O puanlar geldikçe de insanı daha da hırslandırıyor. En azından bende öyle oluyordu.
Bir de arkadaşlarınızla grup kurup birbirinizle yarışabiliyorsunuz, o güzel oluyor. Son 1,5 ay grubumuzda çalışmayanlara mobbing yapılıyordu o yüzden mecbur çalışılıyordu.

mavi

girlofmoira
en sevdiğim ve en az kullandığım renk. sevdiğim şeyler bana yakın olursa bir zaman sonra sevgim azalır diye korkuyorum, hem zaten uzaktan gökyüzünü izlemeyi mavi giyinmeye yeğlerim

ayy noluyo noluyoo

clarice starling
2 gece önce twitter'da yabancı bir tweet'e cevap vermiştim. fazlaca like almış bir tweetti. ben normalde anonim olarak takılıyorum, tweetlerim de oldukça az kişi tarafından okunuyor, zaten okunsun diye yazmıyorum yani kendi kendime takılıyorum diyebilirim. neyse işte, cevap verdiğim tweet benim hassas ve biraz da muzdarip olduğum bir konuyla alakalıydı, ben de görünce bir şey yazmadan geçemedim, yine kendi kendime yazmıştım oysa. bir baktım insanlar beğeniyor filan, 200'e yakın beğeni olmuştu, sonra uyudum ben. sabah bir kalktım, 1.4k beğeni almış. "ayy noluyo noluyoo" dedim ister istemez. cevap filan yazıyor insanlar. hala beğeni almaya devam ediyor, 1.6k'yı geçmiş. şaşırtıcı ve ilginç bir durum...
2

hayır diyebilmek

leavesfromthevine
Benim için çoğu zaman oldukça zor bi eylem olabiliyor. Karşımdakini kıracağımı düşünüyorum. Kendi içimde türlü bahaneler bulmaya çalışıyorum ki bazen sadece hayır demem bile yeterli bazı konularda. Bir de bunun sürekli açıklama yapma modu var. Cidden çok yorucu olabiliyor sevgili sözlük:(

dini söylemlerin çoğunda farklı alt anlamların bulunması

inthebleakmidwinter
Özellikle 20. yy ve sonrasında dünyaya gelmiş insanların ister okumuş ister okumamış olsunlar çok ama çok büyük bir kısmının göz ardı ettiği bir nokta var ki o da bilginin değeri yani epistemolojisi.

Son 1 asırdır yaşayan insanlar, ne yazık ki bilgiyi pozitivist yaklaşımdan ibaret sanar. Dini bilgi diye bir şeyse yoktur. Bilginin kaynağı ise 3 çeşittir; dördüncüsü yoktur. Sahip olduğumuz tüm bilgi birikimi, uygarlık, tarih ve kültür bu 3 dayanak ile kaimdir:

1. Akıl
2. Sezgi/ nakil/ vahiy/ ilham (nasıl isimlendirilmişse)
3. Duyular/ deneyler/ tecrübe

Bu kaynaklara nasıl yaklaşıldığı, hangilerine ne gibi şüpheler duyulduğu, dışlanıp kabul gördüğü vb. Onaylanıp onaylanmadığına dair izlenecek metotlar ise çeşitli felsefi görüşlerin alanıdır. (Sezgicilik, akılcılık, ampirizm, pragmatizm, dualizm, nihilizm, sensualizm, pozitivizm, egzistansiyalizm vb uzar da uzar.)

Evvela şunu kabul etmek gerekir ki, “ispat” denilen olgunun ölçütleri de belli dinamiklere göre işler ve eğer siz ispat sözcüğünden yalnızca laboratuvar çıkışlı bir belge ve makale anlıyorsanız meseleye çok kısır bakıyorsunuz demektir. Ha “ben hobi olarak yine de böyle bakacağım, ille de böyle ispat ararım.” Diyorsanız o zaman şunu söylerim ki, tarih boyunca hiçbir filozof ya da bilim adamı ispatı ispatlayamadı. Yani bugün hala kesin bir yorum gelmiş değil.

Modern bilim dediğimiz pozitivist/ pragmatist bilgi kümesi duyuları ve aklı kabul edip sezgiciliği dışlayan bir kümülatiftir. Ancak duyu yani deney denilen bilgi kaynağına da, akla da sınırlar çizmiştir; bunların da yalnızca bir kısmını, belli şartlar altında kabul etmiştir. “Bilim, tek bilgidir, tek bilgi otoritesidir.” Demekse Einstein'ın e=mc2'si başta olmak üzere özel ve genel göreliliği aslında yoktur demektir. Zira o, tüm bu modern fiziği yalnızca düşünce deneyleriyle bulmuştu. Bu sebeple şüpheyle yaklaşılacak ilk olgu bilimsel bilginin değeridir.

Bilgiye ve kaynağına her kim sınır çizmeye kalkmışsa, her kim yalnızca pragmatik sonuçları kabul etmişse (uçak uçuyor demek ki bilim hak; telefon çalışıyor demek ki bilim hak, elektrik bilim olmasa olmazdı, demek ki tek gerçek bilim) şüpheyle yaklaşılması gereken ilk odur.

Din denilen bilgi ve inançlar kümesi ise biraz karmaşık bir mesele. Tek tanrılı dinlerin vahiy ve nakil kaynaklı olması (iki önceki paragrafa parantez içinde koyduğumuz arkadaşlar vahiyi kabul etmedikleri için yalnızca nakil derler, önemli değil sonuç aynı) bilgi sözcüğüne yüklediğimiz anlamı bütünüyle değiştirir. Zira tüm bilgi kaynakları sınır çizilmeksizin kullanıma açıktır ve kullanılır. Ancak dinler (her üçü de) şöyle bir ön ikazla var ederler kendilerini: tek hakiki kaynak vahiydir ve akıl ve duyu yalnızca buna yardımcı olmak, açıklamak ve yüceltmek için vardır. Bunu kabul etmek içinse geçilecek tek köprü inanç köprüsüdür. İnandığımız taktirde dindar oluruz. İnanmaz isek dönemin şartlarına göre kafir, dinsiz, zındık, ateist artık neyse. Kelimeler çok önemli değil.

Doğası gereği merkeze vahiy konulan bir bilgi -ki bu bilgi asırlar boyunca hiçbir şekilde değiştirilemez; ancak yorumlanarak var olabilir. Yeni ahit ve Kuran'da evrenin 6 günde yaratıldığının söylenmesi 20. Yüzyılda bigbang teorisi geliştirdiğinde uzay-zamanın şimdiye kadar 6 farklı evrede geçtiğinin belirlenmesiyle yeni bir yoruma kavuşur. Kuran'da 7 kat gök ifadesi atmosferin 7 tabakasına işaret edebileceği gibi güneş sisteminin de 7 evresine işaret edebilir. Bilimsel bilginin açtığı yol; vahiyle desteklenmişse bize yalnızca pragmatik/ pratik ve teknik bilgi değil, aynı zamanda hayatımıza bir anlam bilgisi de yükler.

Kutsal kitaplarda belirli nesnelerin ve sayıların ilginç bir şekilde kullanımı zaten ilk okuyuşta bile bunların metaforik/ alegorik/ icazlı yapısına bizleri yönlendirebilir. Burada akıldan hiçbir zaman çıkarılmaması gereken nokta delilin müddeadan hafi olamayacağıdır. Bu bütün vahiy için geçerli evrensel bir dil kuralıdır. Basit bir örnek: “güneş döner” ayette geçen bu ifadenin nihai amacı bu bilginin veya bu oluşun yaratıcının kudretini yansıtmasıdır. Eğer ayette “güneş falanca şekilde döner, şu evreleri izler, galaksinin etrafında şu noktalar çevresinde falanca amaçla döner; bakın rabbinizin kudretine!” Denilse İdi:

1. Evvela yaratıcının kudreti güneşin dönmesi bilgisinin yanında gölgede kalacaktı ve insanlar yaratıcıdan ziyade güneşe bir ilgi-alaka duyacaktı.

2. İnsanın aklını kullanma ve merak etme kabiliyetleri ellerinden alınmış olacak ve önlerine hazırdan kullanıma açık pragmatik bilgi sunulacaktı. (Ayette falanca şekilde şunu yaparsanız elektrik ortaya çıkar bunu şu şu amaçla kullanabilirsiniz dense, insan ve medeniyet gelişimi/ tekamülü diye bir şey olmaz; bir kutsal kitap iner inmez insan medeniyeti nihai mertebesine ulaşırdı.)

3. Kutsal kitaplar cilt cilt olacak ve olağanüstü açık bilgiden dolayı karmaşa yaşanacaktı çünkü o dönemin insanları ve uygarlığı bir anda bu kadar zihinsel gelişimi kaldıramazdı. Neticede insanın ve insanlığın da bir kapasitesi var.

Bütün Bunlar kutsal kitap denilen içeriklerin alegorik ve metaforik olmasını zorunlu kılar. Çünkü dinin amacı insanları fennen ve bilimsel açıdan zirveye taşımak değildir ve insanın birey olarak (herkesin şahsi olarak) nihai amacı fennen, ilmen, mesleken artık işi ne ise tekamül ederken (gelişim sağlarken) buna bir anlam yüklemesidir. Ve anlam yüklemek psikolojik açıdan bir insanda zorunludur.

Burası çok önemli!!! Bugün eğer var olan bir bilimsel bilgi var ise bir de var olmayan gelecekteki bilimsel bilgiye duyulan inanç ve bu var olmayana karşı yüklenmiş bir anlam vardır ve bu sonuca ulaştığında bize yalnızca teknik ve medeni ilerleme katacaktır. Sonuçta insanüstüne inanmayan, bilime inanır ama bilim “nasıl” sorusunu cevaplayıp “neden” sorusunu cevaplamadığı için bilime duyulan inanç da faydalıdır ama varoluşsal açıdan anlamsızdır.

Nihayetinde din ile bilim söylemini kıyaslamak saçma. Din ile bilimi, bilim ile felsefeyi; felsefe ile dini; sonra üçünü en son hepsini falan kıyaslamak, birini tercih etmek de dar görüşlülük. Burada birey kendisine hayatının amacını sormalı ve insanüstü bir anlam yüklemek gayesinde ise iman etmeli. Yok insani anlamlar yüklemek isterse iman etmemeli. Herkese saygı var.

Son olarak din seçme/ doğuştan gelen zorunluluk/ içine düşülen coğrafya meselesi var. Bu da önemli: evvela elbette nasıl yetiştirilmiş isek bilinçaltımız buna dayanır. Ama bu kişisel bilinçdışıdır. Ve insan aklı baliğ olduğunda bunu değiştirebilecek özgürlük ve kudrettedir. Bu insanın bireysel hakkıdır ama yalnızca bireysel. Bu toplumsala, coğrafyaya, millete ve tarihe vurulamaz. Örneğin Avrupa hristiyandır nokta. Orada yaşayan insanlar istediğine inanmakta özgürdür. Ama Avrupa hristiyandır. Çünkü bir de kolektif bilinçdışı vardır. Başka entrynin konusu.

Burada en önemli ölçüt doğduğunuz coğrafya ve aile size bir din empoze etmiş olabilir ama bireyin ilk görevi bunu kabul edip reddetmeden önce bid'attan ayıklamasıdır. Ne demeye çalışıyorum: eğer örneğin müslüman ama ataerkil bir coğrafyada yetişmişseniz ve kadına şiddetin olduğu bir ortamdaysanız, özellikle bu o din ile özdeşleştirilmişse bunu bir ayıklamak görevindesiniz; akabinde ister reddedin ister kabullenin. Günümüzde bu yobaz ve sığ dinlere karşı yobaz ve sığ inkarlar çok sıklaştı. Yobaz dindarlığa karşı yobaz dinsizlik. İkisinin pek de bir farkı yok. Komik olan herkesin kendini cehaletle savaşıyor sanması.

Konuyu çok boyutlu incelemek istedim, amacım basit görünen şeyleri bir nebze olsun açıklayabilmekti, umarım faydası dokunmuştur.

4

ingilizce tıp vs türkçe tıp

wenatrordet
kendimi ifşa ederekten ingilizce okuduğumu söylemeliyim ve bile isteye seçtim. hazırlık da okumadım o yüzden buna yıl kaybı gözüyle bakarsanız o sorun olmadı, ha millet çok güzel anılar biriktirmiş, GRUPLAŞMIŞ falan öyle bir yanı da var.
ilk başladığımda inanılmaz hayal kırıklığına uğradım bazı hocaların ingilizce seviyelerinden dolayı. yani hazırlık sınıfını geçemeyecek adam bana ders anlatıyor nası olur bu diye uzun süre reddettim okulu hahashah ama biraz da olsa alışılıyor. he ayrıca belirtmeliyim, yurt dışı düşünüyorum o yüzden girdim yoksa gerçekten türkçe okumanın mantıklı olduğu kanısındayım. ki hatta amerikadan iki doktor, türkçe okumalısınız biz bile hala bir şeyi en iyi türkçe öğreniyoruz demişlerdi. karar tamamen sizin hedef ve isteklerinize bağlı yani.
ben mutluyum. okuduğum textbooklar ingilizce olduğu için mutluyum en azından. ama türkçe okuyan da ingilizce kaynak alır okur yani.
belirtmeliyim ki ben çok kaliteli bi eğitim aldığımızı düşünmüyorum. henüz en azından. ingilizcesi çokk iyi olan hocalarımız da var ve yüzdeleri arttı artık ama, 1. sınıf için zaten alışma aşaması bizim için zorken bir de hocanın yarım yamalak cümlelerini çözmeye çalışıyorduk. ribozyme konusunda bir cümle vardı ki hala gizemini korur, hala kimse çözemedi.
tamamen gelecek hedefinize bağlı bir karar bu. ha her ingilizce okuyan yurt dışına çıkmicak. core protein'e "kor" protein dendiğini okuduğumdan beri öğrenirken kelimeleri daha kökenden öğreniyoruz gibi geliyor bana, kısaltmalar da daha akılda kalıcı bence.
çok uzattım kusura bakmayın. bu yazıdan bir şey çıkarabilene helal olsun hahahsahg
4

başlıkların ötesinde

armut
Ne demek istiyorsanız yüzüme söyleyin lütfen. Ben artık her şeyi düşünmekten her şeyden vazgeçmek istediğim noktaya yaklaşıyorum. Sizin için öylesine şeyler ya da hayatınızdan çıkan sıradan biriyim ama bu sıradanlıktan bütünü tamamıyla benim. Beni bana kırdırmayın. Yorgunum.

kendinizi tek kelimeyle özetleyin

kaleidoscope
Merak. Bu cümlenin soru haliyle çocukluğumdan beri denk geliriz ve hep aynı cevap. İnsanlara, doğaya, düşüncelere, kendime, her şeye inanılmaz merakım var. Beni hayatta tutan ve yaşamam için aklımı çelen şeylerin en önemlilerinden biri de bu merak. Çok mutsuzken ilgi çekici bir şey görüp "Aa bakayım tam olarak neymiş nasıl olmuş" diyerek araştırmaya başlayıp her şeyi unutabiliyorum.

spotify blend

lavinia
bu aralar bağımlısı oldum sayın yazarcımlar. tüm arkadaşlarımla yapıp uyumumuzu görmek sonrasında ise yeni şarkılar keşfetmeme neden oldu. harika bir şeyyyy! şimdiye kadar en yüksek %97 gördüm

kafa dağıtmalık bir oyun bırak

gri
bugün de garip ada'yı getirdim ahbdsjxc çözümünü bilmiyorsanız kendi kendinize bulmak neredeyse imkansız, 2 adet çözümü var, bir tanesi evli mutlu çocuklu bir tanesi de uzaylı istilası ile sonlanıyor
oyun linki: garip ada
çözümler:
normal son:vida, kazma, odun, direksiyon, baca, pil, çip, kimya seti; uzaylı istilası: direksiyon, kazma, odun, çip, pil, vida, kimya seti, baca


kyk yurdu

deli dumrul
Çorabınıza atletinize bilmem başka şeylerinize dikkat edin efenim. On iki çift çorapla girdim bu yurda az önce saymamla birlikte sekiz tane kaldığına şahit oldum. Atletlerimi de yemişler mi desem anlamadım. Yarına giymeye temiz çorabım kalmamış, gitçem şimdi çorap yıkicam. Sinirim bozuldu valla Sanırsın askerlik yapıyoz. Neyse burdan sesleniyorum: çok zordaysanız alın da alt tarafı çorap ve atlet (suda) Allahım sen affet (tövbestation)

maço vs romantik erkek sorunsalı

clarice starling
maço erkek denilince benim aklımda şöyle bir profil beliriyor: karşısındaki kişinin her şeyine karışma hakkını kendinde bulan, kadınların güçsüz olduğunu ve birçok şey için erkeklere ihtiyaç duyduklarını sanan ve aynı zamanda güçlü kadınlara tahammül edemeyen, birlikte olduğu kadının ona danışmadan tabiri caizse iznini almadan bir şeyler yapmasından rahatsızlık duyan bir erkek. kendilerini birlikte olduğu kadının koruyucusu olarak görürler genelde. zihnimde canlanan bu profilden ötürü kendisine saygısı olan tüm kadınların bu tip kişilerden koşarak uzaklaşması gerektiğini düşünüyorum.
romantiklik de bence çok göreceli bir kavram. belli bir yerden sonra rahatsız edici olabilir. bu yüzden ikisini de seçmiyorum.
benim tercihim şu şekilde: birlikte olduğu kadının kendi kararlarını kendisi verebilen ayrı bir birey olduğunun farkında olan, sevdiği kişinin verdiği kararları destekleyen ve onun yanında olan, birlikte olduğu kadının başarılarıyla gurur duyabilen ve onun mutluluklarıyla mutlu olabilen, son olarak karşısındaki kişiyi koşulsuz sevebilen ve sevgisini göstermekten korkmayan bir insan.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol