Bir saatten uzun süren her konuşmamda en az 1 pişmanlık yaşayacak kadar çok konuşuyorum.
Murphy kanunlarının biri hariç hepsi doğru. Birine karşı olan hislerin bitince o sana karşı bir şeyler hissetmeye başlamıyor.
eski albümlerinde çok kaliteli lirikler görebileceğiniz sanatçıdır
"Haksızlığı her kabul ediş daha büyüğünü doğurur." - Ahmet Hamdi Tanpınar
(bkz: 36 saat)
(bkz: 36 saat)
o zaman bir de ingilizce öğrencisinden yorum gelsin. türkçe eğitimle sayın margauerite gautier'in bahsettiği terimler konusunda benzerlik gösterse de sadece bu açıdan bakmamız doğru olmaz. ingilizce eğitim tam veriliyor mu tartışılır ama verildiği kadarıyla değerlendirecek olursak ana dilde öğrenmekten daha zordur. yabancı dilde eğitime tam anlamıyla ulaşabilmek için yabancı dili iyi bir şekilde anlıyor olmak gerekir. bunun yanında ingilizce düşünebilmek de önemlidir. bahsettiğim şey şu aslında bir bilgiyi öğrenmeye çalışırken önce türkçe'ye çevirip sonra anlamaya çalışıyoruz genelde bu işi daha da zorlaştırıyor. ama aynı zamanda gelecek için az önce sıraladığım yetileri kazanmak konusunda pratik kazandırıyor. ana dilde öğrenmek daha verimli, daha faydalı ve daha pratik haklısınız ama bilimin dili ingilizce olduğu için kendini bir nokta daha ileriye taşımak isteyen insanlar için yabancı dilde eğitim almayı bilmek gereklidir.
bugün senin doğum günün! iyi ki doğdun, seni çok seviyorum.
kendimde ennn sevmediğim şeylerden biri..değiştirmeye çalışıyorum bu konuda kendimi uzun zamandır :(
Ders çalışmanın yaygın yan etkisi. Son zamanlarda ise acaba covid miyim dedirten belirti.
hem özgürüz hem de değiliz. özgürüz, çünkü bir şeylere karar verme yetimiz var. özgürüz çünkü şu anda bu entry'i yazmak yerine açıp bir film izlemeyi ya da ders çalışmayı da seçebilirdim. ancak özgür değiliz, çünkü hayatımdaki çoğu şey iradem dışında gerçekleşiyor. özgür değiliz, çünkü şu anda bu entry'i yazmak yerine yapabileceğim birçok şeyi yapamam.
Kardeşimin Hikayesi - Zülfü Livaneli
Eylül romanından Necip. Kadının eldivenini çalan bir sapık belki ama bence bi konuşabilirdik. Hayattan bunalmasını iyi anlıyordum, kötü yoldan kurtarırdım belki keratayı
Gerçi o zaman mehmet rauf ne yazacaktı
Gerçi o zaman mehmet rauf ne yazacaktı
Ben kimim ki sınırlı bilgimle hüküm vereyim.
Ezanı allah okuyor zannederdim hatta gökyüzündeki ay dedenin bizi takip ettiğini görünce onu da allah sanmıştım
İnstagram yorumlar kısmında keşfettiğim insandır. Yorumu beğenenlere bakıyorum, yorumu atan kişinin kendisi de oluyor. Sonrasında bu insanın profili açıksa fotoğraflarına bakıyorum. Genelde kendi fotoğraflarını da beğenmiş oluyor. Bu insanlar gerçekten kendi yorumlarını ya da fotoğraflarını beğendikleri için mi beğeni atıyorlar yoksa beğeni sayısı bir fazla olsun diye mi merak ediyorum. Nasıl yorumlayacağıma emin olamadığım garip bir durum.
Hoş
yok, bu tanrı var mı yok mu sorusu değil ki düzen var mı yok mu sorusu. düzen yok ve deist açıdan bakmak isterseniz tanrı düzensizliği de kural koyabilir.
Bana temelde 1000 yıl önceki islam din alimini de haklı çıkarayım gibi bir mantıkla güncel bilimsel gerçeği inkar etmek hayli saçma geliyor. Adamlar yanılmış işte, düzen yok. dünyayı da düz sandılar uzun süre (bkz: hatasını kabul edebilen insan)
Bana temelde 1000 yıl önceki islam din alimini de haklı çıkarayım gibi bir mantıkla güncel bilimsel gerçeği inkar etmek hayli saçma geliyor. Adamlar yanılmış işte, düzen yok. dünyayı da düz sandılar uzun süre (bkz: hatasını kabul edebilen insan)
Gazi tip itiraf instagram sayfasında gördüğüm eski çs fotoğrafıyla beni şaşırtmış çs versiyonudur. Neden şaşırdım çünkü eskiden daha farklı olabileceğini hiç aklıma getirmemiştim.
En iyi yaptığım şey olduğunu düşünüyorum. Lisede yurtta kalmamın da büyük katkısı olduğunu düşündüğüm bi insan sarrafı özelliğim var . Çok çabuk tanıyıp haklarında fikir yürütebiliyorum. Benim arkadaş seçmem için onunla 1 2 kez konuşup vakit geçirmem yetiyor. Çok seçiciyim ama yine de çok fazla dostum var. Hayatımdaki en önemli şeyler ailem ve dostlarım... iyi kiiii varlar:)))
Arkadaşlarlayız biri dedi olum sago geliyomuş. Dedik nereye buraya mı. Allah'ın unuttuğu köy olm bura ne işi var burda tepkiler ve benzeri. Sonra türkiye turnesinde geliyo tabi olm manyak mısın. E gelsin, napak gidek mi. Hadi gidelim.
Konser başlamış falan insanlar hep birlikte bir sözler söylüyor. Baktım benden de fan'lar var olm nereye geldik aman aman. Birden ortam pus, herkes sözün girmesini bekliyor. Telefonların flaşlar açılmış. gel artık lyric sabırsızlanmaları. Telefonlar titriyor heyecandan. Beklenen an, orkestraya komutu veriyor şef ve Hep bir ağızdan "kaybetmedim hiç bir zaman dürüslüğmü..."
Konser bitiyor. o kadar şarkı arasından tek aklımda kalan da o "kaybetmedim hiçbir zaman dürüslüğmü" (ve üçer nokta)
Konser başlamış falan insanlar hep birlikte bir sözler söylüyor. Baktım benden de fan'lar var olm nereye geldik aman aman. Birden ortam pus, herkes sözün girmesini bekliyor. Telefonların flaşlar açılmış. gel artık lyric sabırsızlanmaları. Telefonlar titriyor heyecandan. Beklenen an, orkestraya komutu veriyor şef ve Hep bir ağızdan "kaybetmedim hiç bir zaman dürüslüğmü..."
Konser bitiyor. o kadar şarkı arasından tek aklımda kalan da o "kaybetmedim hiçbir zaman dürüslüğmü" (ve üçer nokta)
Agagagaggaga cok severim 😍😍 ferideye aşıktım ya fjsjdn
yazarlık olabilir. ha ben aç kalırım ama olsun, denenir
Gençliğimizin bitmek üzere olduğunu düşündüğümüz zamanlardı. Oysaki daha çok gençtik. Kalplerimiz kelebek kanatları gibi pır pır atmaya devam ediyordu. Gülüşlerimiz kulaklara doluşuyordu. Gözlerimiz bazen birilerini arıyordu bazen ise mutluluktan veya hüzünden dolu dolu oluyordu. Her duygumuz belki de bir daha hiç yaşayamayacağımız kadar yoğundu. Sinirimiz hızlı geçerdi,sevgilerimiz gelip geçiciydi, hüznümüzün süresi yanımızdaki kişinin yapacağı şakaya bağlıydı. Hayallerimiz çoktu. Yapacak gücümüz de vardı. Buna olan inancımız var mıydı bilemiyorum. İnancımız da duygularımız gibi gelip geçiyordu. Geldiğinde tüm dünyayı kurtarabilirdik ama gittiğinde başımızı kaldırmaya gücümüz yetmiyordu. Yatarken açık kalan pencereyi, terliyken içilen suları, hastayken yediğimiz lezzetli dondurmaları önemsemezdik. Bir gün neşterler tutacağına inandığımız parmaklarımız hiçbir şeyi tutmadığı kadar kalem tutmuştu. Ameliyat yapacak gözlerimiz gözlüklere esir olmuştu. Ama kalbimizdeki heyecan hiç ama hiç sönmemişti! Bir kıvılcım dahi olsa sönmesine izin vermemiştik. İşte o kıvılcım bizim her seferinde başlamamızi sağlayan şeydi: Gençlik Ateşi.
açıklama esnasında esprinin tadı azaldıkça azalır, keşke hiç söylemeseydim dedirtir. bi de mesela açıklama yaparken karşıdaki kişi açıklama bitmeden güldüyse tamamdır hafif sıyrıklarla atlattınız demektir.
Brandon sanderson-Sissoylu serisi kesinlikle. Epik fantastik sevmeyenleri bile çıldırtır :)
Kim iyi kim kötü, öte pencereden edinilen fikirler mi öngörü ya da sualin öznesi kim değil de ne mi, belki böylesi daha temkinli..
Bayıldım bu görüntüye...
Güzel...
Heybetli...
Görkemli...
Güzel...
Heybetli...
Görkemli...
Bindik bir alamete, gidiyoruz...
Travmatik konular çevresinde oluşmuş hikayeler yazmasına, anlatım dilinin çocuklar için oldukça ağır ve sanatlı olmasına rağmen kitapları nedense meb tarafından çocuk klasikleri kategorisine dahil edilen yazar.
İlkokuldayken ben de birkaç defa okuma girişiminde bulunmuş ve çocuk olduğum için oldukça sıkıcı bulmuştum. Daha sonra ortaokulun sonlarına dair tekrar okumayı denemiş ve o zaman gerçekten çok sevmiştim.
Bende yarattığı travmanın da şöyle bir hikayesi var :
Küçükken annemler beni erkenden yatmaya gönderirdi ve ben de uykum olmadığı için el feneriyle geç saatlere kadar gizlice kitap okurdum. Böyle gizlice kitap okuduğum seferlerden birinde, okuduğum kitap ne yazık ki ömer Seyfettin'in bomba adlı hikayesini de içeren bir kitaptı. Okuyanlar hatırlayacaktır, kocası savaşa giden ve kocasından haber bekleyen kadının kocasının kanlar içindeki kafasını bir beze sarıp kadının evine Gönderiyorlardı. Tabii ben bu hikayeyi gece herkesin uyuduğu bir saatte okuduğum için çok korkmuş hatta gidip annemlerle uyumuştum.
Böyle bir hikayenin çocuklara önerilmesi gerçekten çok tuhaf bir durum. Tek örnek bomba da değil. Beyaz lale, kaşağı ve diyet adlı hikayelerinin de çocuklara tavsiye edilmemesi gereken hikayeler olduğunu düşünüyorum.
İlkokuldayken ben de birkaç defa okuma girişiminde bulunmuş ve çocuk olduğum için oldukça sıkıcı bulmuştum. Daha sonra ortaokulun sonlarına dair tekrar okumayı denemiş ve o zaman gerçekten çok sevmiştim.
Bende yarattığı travmanın da şöyle bir hikayesi var :
Küçükken annemler beni erkenden yatmaya gönderirdi ve ben de uykum olmadığı için el feneriyle geç saatlere kadar gizlice kitap okurdum. Böyle gizlice kitap okuduğum seferlerden birinde, okuduğum kitap ne yazık ki ömer Seyfettin'in bomba adlı hikayesini de içeren bir kitaptı. Okuyanlar hatırlayacaktır, kocası savaşa giden ve kocasından haber bekleyen kadının kocasının kanlar içindeki kafasını bir beze sarıp kadının evine Gönderiyorlardı. Tabii ben bu hikayeyi gece herkesin uyuduğu bir saatte okuduğum için çok korkmuş hatta gidip annemlerle uyumuştum.
Böyle bir hikayenin çocuklara önerilmesi gerçekten çok tuhaf bir durum. Tek örnek bomba da değil. Beyaz lale, kaşağı ve diyet adlı hikayelerinin de çocuklara tavsiye edilmemesi gereken hikayeler olduğunu düşünüyorum.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?