12.03.2020

daenerys targaryen
tam 2 yıl önce bugün...
o günden sonra hiçbir şey aynı olmadı...
dramatik girişi yaptığıma göre direkt konuya gireyim, o gün ne yapıyordunuz ne hissetmiştiniz?

ben akşam haberleri izleyince en geç temmuzda ilaç falan çıkar, ve maskeyi eldiveni falan sadece sağlık çalışanlarının takacağını düşünmüştüm :d

pcr testi zorunluluğu

gozleriniacvebak
"Ya aşı yaptırın ya da haftada 2 defa pcr testi vermek zorundasınız" tarzında olan açıklama, eninde sonunda pes edip aşı yaptıracaksınız alt anlamını içermektedir. Oysaki kısa süre önceki açıklamalarda aşı yaptırmada gönüllülüğün esas olduğu söylenmişti. Kim nereden kime baskı yapıyor bilemiyoruz, fakat şahsi kanaatim şöyle ki: artık aşı meselesi sadece sağlık meselesi olmaktan çıkıp siyasi bir boyut kazandı.
Konuya geri dönecek olursak, böyle bir zorunluluğu haklı bulmuyorum.

geceye bir şiir bırak

rosros94
Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü,
hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı,
geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.
~Didem Madak~

Not;aslında hukuk mezunu olan didem hanımın belli ki antidepresanlara yolu düşmüş

knives out

prime
çok ciddi bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen chris evans, ana de armas ve daniel craig'in diğer oyuncuları gölgede bırakacak derecede güzel performans sergiledikleri film. belki çok odaklandığımdandır ben gülmedim ama merakla izledim denebilir.

sevdiğini saklamak

gri
(bkz: #37707)

Eşyalarımızı sevdiğimizi onlardan nasıl saklarız?

1- pek göz teması kurmayın. Onları kullanmak dünyanın en sıradan şeyiymiş gibi davranın

2- temas ettiğinizde heyecanlanmayın veya üzüntünüzü çaktırmayın. Nabzınızın yükseldiğini hemen fark edip "ben önemliyim" havasına girerler

3- sakın düzenli temizlemeyin. Önemlerini fark ettikleri anda kendilerini yere atmak, sağa sola fırlatmak suretiyle imha olurlar. Mesela bu hafta salı mı yıkadınız? Haftaya cumartesi yıkayın ki kafası karışsın ve değersiz hissetsin

4- sakın ama sakın o eşyayı ne kadar sevdiğinizi birine anlatmayın. Duyarlar. Onlar için gerçekleri öğrenmenin en hızlı ve garanti yoludur

5- önce siz inanmalısınız. Unutmayın eşyalar her zaman replase edilebilir. eşyalarınıza dünya malı olduklarını ve bu kadar inada gerek olmadığını anlatın ama işin sonunda onlar ne ki?? Değersiz birer paçavra!! Puh!!!

didem madak

gri
Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman

Bir vakitler çok sevip ezberlemiştim bu mısralarını, acıların kadını gibi biri

Artık bana hitap etmese de bir vakitler bana kattıkları adına saygı duyuyorum

japonya

ileleualatyr
Bir uzakdoğu ülkesi. Çalışkanlığıyla, depremiyle, tsunamisiyle, sushisiyle meşhurdur. Gidip görmek istediğim yerlerden biri.
Ayrıca giden birinden bizzat duyduğum şey burada yediği dönerin hayatında yediği en iyi döner olduğuydu. Buraya gidince ilk yapacağım şey, bunu söyleyen abinin döner yediği yerden döner yemek olacak.

tıp fakültelerinde eğitim mi alıyoruz ezber mi yapıyoruz

inthebleakmidwinter
⚠️Bu entry kesinlikle spesifik bir kurumu hedef almayıp genelleme içerir.

İkisini de yapmıyoruz. Tıp fakültelerinde yalnızca oyalanıyoruz. Uzman olacaksanız bilgi birikiminizin ve tecrübenizin tamamına yakınını asistanlık sürecinde öğreneceksiniz. Ne doğru düzgün pratik eğitim var, ne adı konmuş olsa bile eleştirel düşünce var, ne kanıta dayalı çalışmak var... hiçbiri yok. Gerçekten yok. Sadece kendi çabanız var. Öğrencinin çıkardığı not var, öğrencinin para ödediği dershanelerin kaynakları var, öğrencinin çalışması var. Ama okul yok, fakülte yok; yalnızca tabelası var. Bol bol memur kafası var, çıkar var, rant var ama bilim yok. Kendini paralayanlar var, bir şey yapmak için çırpınanlar var; buna mukabil bir de engelleyenler var, işlerine gelmeyenler var. Bilgi var, ama bilgiyi paylaşmaktan korkan, bunu yapınca kaybedeceğini düşünen ve bildiğini kendine saklayan var. Saygı yok ama tonla saygı ve hürmet bekleyen var.

Tıp fakülteleri tarihinin en büyük yozlaşmasını yaşıyor. Bunun kaçınılmaz bedelini ödeyecekler: Doğal seçilimle silineceğiz. Pek çok fakülte silinip gidecek. Bu okullar bizim sağlık egemenliğimiz. Ama yakında dışarı bağımlı olmaktan başka çaremiz kalmayacak.

Girelim bakalım sınavlara, belki dünyayı kurtarırız. (!)

Çıkmış bakın çıkmış, geçersiniz.
1

lise vs üniversite

hayaxi
daha üniversitenin yarısındayken ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bence lise, daha içtendir daha samimidir. herkes herkesin az çok nasıl biri olduğunu bilir iletişim kurmak daha basittir. hocalarınla daha iyi bir diyaloğun vardır 'hocam burayı anlamadım' demek daha kolaydır mesela. en yakın arkadaşları orada edinirsin hatta sıra arkadaşındır sırdaşındır. şanslıysan (şanssızsan?) ilk defa da orada aşık olursun, lise candır. üniversite 1 yılda daha çok tecrübe kazanmanıza sebep olabilir. farklı ortam ve etkinliklere katılmanızı sağlayabilir ama bu kadar samimi olur mu bilinmez.

okuldaki sorunlar ve çözüm önerileri

ruhdoc
Yemekhanenin pandemi şartlarına rağmen korkunç bir şekilde kalabalık olması. İyi güzel normalleşiyoruz ancak kontrollü bir şekilde olduğu unutulmuş olduğunu düşünüyorum.
Normalde intörn yemekhanesi açılırdı kaç aydan beri pandemi bahanesi ile kendileri kapalı. Sağlık Bilimleri Fakültesi taşındığı için stajer hemşire arkadaşlarla mecburen artık aynı yemekhaneyi kullanıyoruz. Daha önceden bu kadar yoğun kullanmıyorlardı fakülte hemen yanda olduğu için. En azından bir kısmı buraya bir kısmı sağlık Bilimleri fakültesine olacak şekilde dağılıyorlardı. 1,5 yıldır eğitimin yüz yüze olmamasından dolayı özellikle dönem 1,2 ve 3'ler heyecanlı ve yoğun bir şekilde geliyor. Yemekhane kısaca normalden kat be kat kalabalık. Yetkili hocalarımızın durumu gözlemlemeleri için yemekhaneye de devam ediyorum.

Çözüm: pandemi ortamının devam ettiği unutulmadan ilk 3 dönem ile stajerler (hemşirelik dahil) ve intörnlerin yemekhane olarak ayrılması. Bu şekilde 2 ayrı Yemekhanenin hizmet vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Edit: şu anda dönem 2 ve 3'ler başladılar. Dönem 1'lerin haftaya başlayacağını unuttum ancak onlarda oldukça kabalık gelecekler :)
2

türkiyede emlak

deli dumrul
Eğer bir şeye sahip olmak isteyen çok kişi varsa o şey değerlidir. Para da değerin ölçü biçimidir. Talep-sahip olma isteği arttıkça da o şeyin fiyatı-parası artar. Anket yapılsa kimler sıhhıyede oturmak ister kimler bahçelide oturmak ister.. bahçelide oturmak isteyen fazla olduğu için oradaki taşınmazların fiyatı da yüksektir.

Bizim ülkemizde krediye ulaşmak kolay-dı. Ev sahibi olmak isteyen kredisini çeker. Aha bende para var diye müteahhitin kapısına dayanır peşinatlı taksitli evini almaya sıraya girer. (Buna daha sonra Deprem de eklendi) hal böyle olunca artan bu talep ya ev sayısı arttırılarak karşılık verilecek ya da ev fiyatlarının fiyatı arttırılarak talep düşürülecekti (evet insanlar ev almaktan vazgeçecekti) E inşaat girdi maliyetleri ortada, ev yapmak da hemen olan şey değil.. sonuç: fiyatlar arttırılarak almak isteyen buyrun burdan dendi

Hep söylerim bir şey pahalanmışsa almayı bırakın. En çok sigara ve alkol için derim hatta. Vergi oranı mı yüksek geliyor: talep düşer, vergi geliri azalırsa vergi oranı da düşer. Ama hala talep fazlaysa o vergi de artar fiyat da.

Şimdi Haziran ayında konut satışları %44 azalmış. Ne zaman kredi verilme kesildi. İnsanlar borçlanmakta zorlandı, ev alım gücü düştü, çat direkt etkisi görüldü. Evi satamayan müteahhit-talebi düşük gören müteahhit açık arttırma gibi tepeden fiyatı yavaş yavaş indirmeye başladı. Talep, arz, fiyat dengesi.

He şimdi fırsatçılık o'culuk bu'culuk sözleri bana basit kaçıyor. Bana kalırsa Etkiye tepki bu olaylar. Yine geçenlerde bir yorum farklı bir bakış açısı gördüm onu da bırakayım



Bir de %25 kira artış olayı var. Ondan da bahsedersem ana sayfada sadece benim entry gözükür burada kesiyorum (evet çok düşünceliyim öd)

kadın

poyrazkarayel
"...bir kadını ağlatırken çok dikkat edin, çünkü tanrı gözyaşlarını sayar! kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi; üstün olmasın diye başından da yaratılmadı. ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye kolun biraz altından korunsun diye; kalp hizasından sevilsin diye..."

Ağlatmayı alışkanlık haline getirmeyin her bir damla bir kırgınlık, olmaz ama belki dönülmez yolların çakıl taşı olur. Kalbi güzel olanı, sanki bir sevap işlemişsin de imtiyaz olarak sana tanınmış olan meleği üzmeyin. Çünkü melek kötülük bilmez kırılır kanatları, bilmeden de yaptığın bir kötülükle. Sen kırsan da döner o yumuşak huylu davranır sana ki bi dahakine insan gibi davran az biraz törpüle kendini.

Kırgın kadın belki affeder, yine yinelenir belki sevgiler. Binbir özenle söylenir güzel cümleler ve yine bakar birbirine aşkla dolu o gözler..

Ama onulmaz açılan hiçbir yara, unuttum dese de kadın boş yere gönlünü ferah tutma. Ona yapılmış her kötülük, kalbine açtığın her yara aradaki bağı usul usul koparır. Belki bir gün o son şans da kalmaz elinde. kanatlarını kırmadan uçup gider de melek, o pişmanlık oturur zihnine.

Kafan bi dünya olur düşünceler bir deniz, dalga dalga vurur vurur pişmanlık da alır götürür seni kendinden. O sele kapılmamak o ipe koparmamak, o kanadı kırmamak asıl mesele kırdıktan sonra pişman olmak değil.

Asıl sevgi bilmeden de olsa incitmemek meleği..
çünkü tanrı gözyaşlarını sayar!

yirmilik diş

nagareboshi9
bazen hayatımda beni gereksiz üzen bazı insanları ilk yirmilik dişime benzetirim; acı veriyorsun, balon gibi yanağımı şişirip şov yapıyorsun, çıkmamak için nazlanıyorsun da nazlanıyorsun. ama benim senin çıkmana ihtiyacım yok, öyle bir isteğim de yok, varlığına da yok ama neyse bi antibiyotik alıp çekime gideyim.
1

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol