Onur saylak ile yeni bir proje hazırlığında olduklarını okumuştum bir süre önce. Umarım yakın zamanda güzel haberler alırız.
Edit: proje diziymiş ve Netflix'te yayınlanacakmış. Adı uysallar.
haykırsak duyarlar mı sesimizi hangi sevdadan galip çıktık ki
ekleme: neyse biz yarın galip gelelim de sevdalar biraz daha bekleyebilir
ekleme2: hayat bitti
ibfk maçı sonrası ekleme: söylenmedi hiç…
ekleme: neyse biz yarın galip gelelim de sevdalar biraz daha bekleyebilir
ekleme2: hayat bitti
ibfk maçı sonrası ekleme: söylenmedi hiç…
ben, şahsım dumrul'un manevi bir abisi vardı. ben, şahsım dumrul'u bizimkiler öyle bir aralıkta dünyaya getirmeye karar vermiş ki.. bir tane yaşıtım yoktu çevremde. eğer küçük dumrul'un oyun arkadaşı yoksa hayat gerçekten zor. bukelemun gibi ya bebeklerle bebek olur veya büyüklerle büyük gibi oturdum zamanemde.
bir tane abim vardı semih diye. soyadı da erden. semih erden.. sekiz-dokuz yaşıtlarındaki ben semih erdeni huh hah dev adam zamanınında büyüyen (2010 dünya kupası ikincisi) kültürlü bir çocuk olarak basketçi biliyordu. dedim öyle bir basketçi de var. dedi "evethdjagkh"
bisikleti vardı bisan marka modifiyelemiştii patlamış tekere yama yapılmış kornalı falan. freni tutmayınca (arada freni patlar) derdi pabuçları tutan tel atıyo diye. işte o zaman ayakkabısının altını arka tekere sıkıştırır manuel abs sistemini devreye sokardı. tekere ayağını sıkıştırır öyle dururdu bisiklet. zaten hikayemizin olayı da burası*
bu bisan marka vitessiz Allaha emanet fren pabucu patlayan bisikletli abime dedim: semi abi beni önüne alsanaaa. tamam ama ayağını sakın ön tekere dokundurma tamam mı.. tamam. bir tepe var böyle yol beton ama yolun sonu çakıl. (hikaye köyde geçiyor) işte biz koptuk geliyoz, benim ayaklar düz saat 10 yönüne bakıyor. ön tekere dokundurursa biliyor ki dumrul tahtalı köye gidecek. rüzgarı yüzümde hissediyorum ama derdim ayağımın ön tekere dokunmaması. e dokunmadı ama dumrul tahtalı köye gidiyordu az kalsın. çünkü fren sistemi...
yolun sonuna doğru fren teli yine attı pabuç bağımsız tutmuyor fren. semih abim aldı manuel abs'yi. ama sen gel tam çakılda abs aç. tekeri bir çekti çakıl. benim ön tekere dokunmasın diye dümdüz tuttuğum diz bacak ne varsa çakılda süründü. aynı moto gp'de virajı alamamış motosikletçi gibi kaydık. diz kanıyor pert.. anneeeeeee..!1! hemen tentürdiyot pamuk bası canım anam bi yandan pansuman bir yandan semih abime kızıyor. o ara semih abim de bisikletine bakıyor hasar var mı diye.. semi abim işte cano..
bir tane abim vardı semih diye. soyadı da erden. semih erden.. sekiz-dokuz yaşıtlarındaki ben semih erdeni huh hah dev adam zamanınında büyüyen (2010 dünya kupası ikincisi) kültürlü bir çocuk olarak basketçi biliyordu. dedim öyle bir basketçi de var. dedi "evethdjagkh"
bisikleti vardı bisan marka modifiyelemiştii patlamış tekere yama yapılmış kornalı falan. freni tutmayınca (arada freni patlar) derdi pabuçları tutan tel atıyo diye. işte o zaman ayakkabısının altını arka tekere sıkıştırır manuel abs sistemini devreye sokardı. tekere ayağını sıkıştırır öyle dururdu bisiklet. zaten hikayemizin olayı da burası*
bu bisan marka vitessiz Allaha emanet fren pabucu patlayan bisikletli abime dedim: semi abi beni önüne alsanaaa. tamam ama ayağını sakın ön tekere dokundurma tamam mı.. tamam. bir tepe var böyle yol beton ama yolun sonu çakıl. (hikaye köyde geçiyor) işte biz koptuk geliyoz, benim ayaklar düz saat 10 yönüne bakıyor. ön tekere dokundurursa biliyor ki dumrul tahtalı köye gidecek. rüzgarı yüzümde hissediyorum ama derdim ayağımın ön tekere dokunmaması. e dokunmadı ama dumrul tahtalı köye gidiyordu az kalsın. çünkü fren sistemi...
yolun sonuna doğru fren teli yine attı pabuç bağımsız tutmuyor fren. semih abim aldı manuel abs'yi. ama sen gel tam çakılda abs aç. tekeri bir çekti çakıl. benim ön tekere dokunmasın diye dümdüz tuttuğum diz bacak ne varsa çakılda süründü. aynı moto gp'de virajı alamamış motosikletçi gibi kaydık. diz kanıyor pert.. anneeeeeee..!1! hemen tentürdiyot pamuk bası canım anam bi yandan pansuman bir yandan semih abime kızıyor. o ara semih abim de bisikletine bakıyor hasar var mı diye.. semi abim işte cano..
imrenme ile karıştırılmamalıdır. kıskançlık üzüntü ve hırs getirirken iğrenme çaba getirir. biri -imrenmek- ''ne güzel, ben de çalışıp bunu yapabilirim'' demek iken diğeri -kıskançlık- ''orada olan ben olmalıydım, o değil'' demektir. kıskançlık acı duymaktır, imrenmek ise istek duyma halidir.
küçükken benim gözümde dünyanın en havalı çocukları tüplü pcden sonik oynuyolardı, siz de havalı çocuk olmak istiyosanız: https://arcadespot.com/game/sonic-the-hedgehog-classic/
başlamak için: enter
zıplamak için: z
başlamak için: enter
zıplamak için: z
Harun tekin'in de oynadığı film. Bir de müziğini de o yapmış. Koray candemir ve başroldeki kadın oyuncu seslendirmişti.
buradasın ama dokunamıyorum, çok saçma.
yaşım 4 filan, annem hamileydi. babamla annem bana, doğacak olan kardeşimden ne hediye istediğimi sordular. ben de büyük bir vizyonsuzlukla "çikolata" istedim. bana büyük bir kutu dolusu çikolata almışlardı. kucağımda ağzına kadar çikolata dolu olan kutuyla kanepede oturduğumu ve kendimi çok mutlu hissettiğimi hatırlıyorum. yine de bazen keşke başka bir şey isteseymişim dediğim oluyor. :))
Kırmaktan korktuğun herkes için kendini kırdın. 5 sene öncesindeki enerjinden ve mutluluğundan sana zerre bir şey kalmamıştı. Ama daha iyi olman için her gün arkadaşların sana destek oluyor. Sevildiğini fark ettiren derin ilişkilerin de olmuş. Belki bugün bunu fark ettirenler de bir gün seninle arayı açacak. Belki değil kesin arayı açacaklar. Çünkü senin en büyük yaraların en çok kanadığın yeri bilenler tarafından bırakılanlardı. Ama her ne olursa olsun sen Sevilmeyi gerçekten hak eden birisin. Çünkü sevmeyi biliyorsun. Umarım sevginin, vefa olarak ödenmesi gerektiğine inanan bir insanla hayatını kesiştirip ona bir kere sarıldıktan sonra asla bırakmamışsındır. Seni sevmekten vazgeçen herkesin yerine seni sevdiğimi bilmeni istiyorum.
özgürlük derken tam kastettiğimiz şeyin düşüncelerimizi olduğu gibi korkmadan, çekinmeden ifade etmekten mi bahsediyoruz?
düşündüğümüzde ahlak, aldığımız eğitim, inandığımız değerler gibi şeyler bu durumlar altında özgürlüğümüzün bir kısıtlayıcısı değil midir?
benim inandığım değerlere göre mutlak bir özgürlük teması zaten yok. yani özgürlük dediğimiz bir anlamda subjektif bir kavrama dönüşüyor. benim için özgürlük inandığım, sesli bir şekilde ifade etmek isteyince edebildiğim bir ortamın olması durumudur. yanlış nickname seçimi sebebiyle (yine de bu nickname için değerdi :) ) çoktan ifşa olmuş bir yazar olarak fikirlerimi paylaşırken çekinmiyorum. eksi almaktan da çekinmiyorum. bir anlamda da hoşuma gidiyor burada eksi durumu. insanız sonuçta yanlış düşünebilir, yanlış davranabiliriz. fark edeceğiniz üzere bir çok konuda eleştiri yapıyorum sözlükte. benim için sözlük aynı zamanda kültürel değerlerimin bir regülatörü işlevi görüyor. çevremizdeki olayları durup inceleyerek gün içinde belirli yargılara varıyorum ve gelip burada bir başlık açıp eleştirimi dile getiriyorum. haksız da olabilirim. bu durumda diğer insanların konuya yaptığı katkılar, benim için çok değerli olan eksiler yanlış düşündüğüm bir şeyi, bütünüyle göremediğim bir resmi tekrardan inceleme konusunda benim için çok değerli bir etki yaratıyor.
bir deyiş vardır özgürlüğümüz başkalarının haklarının başladığı yerde biter diye. yani özgürlük tanımında olduğu gibi bir kavram değildir. bu paydada inceleyince ben özgürlüğün tanımının başıboşluğu daha güzel tanımladığını düşünüyorum. kelime anlamı olarak baktığımızda evet özgür değiliz ama biraz da kendi yorumumuzu katmamız gerek değil mi?
özgürlük kavramı aynı zamanda biraz da abartılıyor. özgürlük kavramını incelersek eğer sorumluluk, hak, doğru eylem bunların hepsiyle çelişiyor. bu yüzden kelime olarak özgürlük yerine ideal özgürlük kavramını tartışmalıyız.
sözlükteki özgürlükten bahsetmek gerekirse de bence özgürüz. eksi almaktan çekiniyorsak bu bizim kendimize koyduğumuz bir kısıtlamadır. her şeyi yazamıyorsak, her üslubu kullanamıyorsak bu da diğer yazarlara duyduğumuz saygının bir sonucudur.
en son olarak da sözlüğün kapanmasına yol açacak durumlarda özgür olmamanın sebebiyse diğer yazarların düşüncelerini bu platformda ifade etme özgürlüğününü zedeleyeceği içindir.
düşündüğümüzde ahlak, aldığımız eğitim, inandığımız değerler gibi şeyler bu durumlar altında özgürlüğümüzün bir kısıtlayıcısı değil midir?
benim inandığım değerlere göre mutlak bir özgürlük teması zaten yok. yani özgürlük dediğimiz bir anlamda subjektif bir kavrama dönüşüyor. benim için özgürlük inandığım, sesli bir şekilde ifade etmek isteyince edebildiğim bir ortamın olması durumudur. yanlış nickname seçimi sebebiyle (yine de bu nickname için değerdi :) ) çoktan ifşa olmuş bir yazar olarak fikirlerimi paylaşırken çekinmiyorum. eksi almaktan da çekinmiyorum. bir anlamda da hoşuma gidiyor burada eksi durumu. insanız sonuçta yanlış düşünebilir, yanlış davranabiliriz. fark edeceğiniz üzere bir çok konuda eleştiri yapıyorum sözlükte. benim için sözlük aynı zamanda kültürel değerlerimin bir regülatörü işlevi görüyor. çevremizdeki olayları durup inceleyerek gün içinde belirli yargılara varıyorum ve gelip burada bir başlık açıp eleştirimi dile getiriyorum. haksız da olabilirim. bu durumda diğer insanların konuya yaptığı katkılar, benim için çok değerli olan eksiler yanlış düşündüğüm bir şeyi, bütünüyle göremediğim bir resmi tekrardan inceleme konusunda benim için çok değerli bir etki yaratıyor.
bir deyiş vardır özgürlüğümüz başkalarının haklarının başladığı yerde biter diye. yani özgürlük tanımında olduğu gibi bir kavram değildir. bu paydada inceleyince ben özgürlüğün tanımının başıboşluğu daha güzel tanımladığını düşünüyorum. kelime anlamı olarak baktığımızda evet özgür değiliz ama biraz da kendi yorumumuzu katmamız gerek değil mi?
özgürlük kavramı aynı zamanda biraz da abartılıyor. özgürlük kavramını incelersek eğer sorumluluk, hak, doğru eylem bunların hepsiyle çelişiyor. bu yüzden kelime olarak özgürlük yerine ideal özgürlük kavramını tartışmalıyız.
sözlükteki özgürlükten bahsetmek gerekirse de bence özgürüz. eksi almaktan çekiniyorsak bu bizim kendimize koyduğumuz bir kısıtlamadır. her şeyi yazamıyorsak, her üslubu kullanamıyorsak bu da diğer yazarlara duyduğumuz saygının bir sonucudur.
en son olarak da sözlüğün kapanmasına yol açacak durumlarda özgür olmamanın sebebiyse diğer yazarların düşüncelerini bu platformda ifade etme özgürlüğününü zedeleyeceği içindir.
dünyaya gözlerimi 21. yy başlarında türkiye'de açmam
beştepe'de bir kütüphane.
açıkçası pek çok kişi için kurtarıcı olduğunu düşünüyorum, insanlara güzel bir çalışma ortamı sunuyor. ayrıca kahve, su, çay ücretsiz. öğlen ve akşam çorba ikramı var. onun dışında bisküvi vb şeyler daha ucuz markete göre. şu aralar yaklaşan üniversite sınavı sebebiyle yer bulmak zor, erken gitmek gerekiyor.
açıkçası pek çok kişi için kurtarıcı olduğunu düşünüyorum, insanlara güzel bir çalışma ortamı sunuyor. ayrıca kahve, su, çay ücretsiz. öğlen ve akşam çorba ikramı var. onun dışında bisküvi vb şeyler daha ucuz markete göre. şu aralar yaklaşan üniversite sınavı sebebiyle yer bulmak zor, erken gitmek gerekiyor.
Bazen beni merak edenlere özelden instagram kullanıcı adımı atıyorum
Kardeşimle gaza gelip mutfağa girdik..poğaça ve kurabiye yapacaktık.poğaçamız kabarmadı,içi çiğ kaldı.neyse kurabiye güzel olur belki dedik..az önce kurabiyeyi çıkarttık fırından.o da yayılmış baya hepsi birleşmiş birbiriyle.yine hüsran 🥲şu an oturmuş poğaça ve kurabiyeye bakıyoruz boş boş:(
Ağzının tadını bilen, rafine zevkleri olan insanların tercihidir genelde diyorum
Business man, yanında sekreteri olarak çalışmaya başlayan ya da aynı "şirket"te çalışmaya başlayan esas kız. İşkolikliğinden aşkı sayesinde kurtulan esas oğlan (eski business man yani) ve sürekli yeni yetenekleri ortaya çıkan esas kız. İkisi de mükemmeller, sıradan insan olmaları imkansız gibi.
bayramdan bi gün öncesi arefe bilirsiniz, arefeden bi gün öncesine de şerefe denirmiş. bana annemden rivayet olunduğu (ona da sayın ataları öyle anlatırmış) üzere şerefe gününde duş alır& banyo yaparsanız boyunuz uzarmış. az bişi uzama talebi olan tüm sözlük üyelerine duyrulur
Savaş barıştır
Özgürlük köleliktir
Cahillik güçtür
Özgürlük köleliktir
Cahillik güçtür
batuhan mutlugil'in yeni şarkısı çıkmış hiç haber vermiyorsunuz diyecektim ki tam da şu an -gerçekten- "eğer seni kırdıysam..." diye girdi. müslüm gürses coverıymış
Daisy = eyşan (change my mind)
Gece yatmadan önce tuvaletiniz az vardır ve önemsiz gelir tam uykuya dalarken çok gelir ve kendinizi ikna etmeye çalışırsınız. Yeter be idrar kesem!! Yeter böbreklerim! Zaten sürekli tuvalete gidiyorum bari gece rahat bırakın yahu
Çocuk acilde pratisyen hekim olma fikri. Gerginlikten o2 seviyem düştü. Nefes almayı ve yemek yemeyi unutuyorum. Hastane çevresinde defalarca kez tur attım. Dışarısı soğuk olunca içeriyi turladım. Üsye geçiriyorum şu an muhtemelen. Sabah nöbetten çıkarken erişkin acile uğrayıp kendime 1 (bir adet) ab yazdırmayı planlıyorum.
Furkan emirce. gerçekten komik videoları var
Pieces of a woman.
Geçen gün izledim, beni mahvetti.
Geçen gün izledim, beni mahvetti.
Tüm çabaların boşa gidecek ama bunu bile bile uğraşıyorsun, belki de haklısın kimseyi onun kadar sevmeyeceksin ama o da seni asla eskisi gibi sevmeyecek, ağladın sızladın hayatından koptun her şeyi kenara attın ama ailene en azından bu kadar yüklenme sen ne yaparsan yap o gelmeyecek ve bu gidişle tamamen yalnız kalacaksın
daha sonra izlediğimde her zaman çok duygusallaşırım. zaman çok hızlı insafsız.
Mutlulanmak. Mutlu olmak manasında kullanıyorum.
Mutlu etmek manasında ise mutlulandırmak...
Mutlu etmek manasında ise mutlulandırmak...
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?