acımasız gerçekler

armut
Tüm romantik ilişkiler mükemmele erişildiği sanılarak başlar. Başta ortak yönleri görmekten deliye dönen çiftler ortak olanlar tükendikçe zıt düştükleri yönlerini gündeme getirmeye başlarlar. Zamanla ulaşılmaz mükemmelikteki ilişkilerinin kusurlu yönleri çoğalır ve bir yerden sonra kusurlar, ortak yönleri üstünü kapatır. Çatışmalar, eski minik tartışmaları aratır. Kalpler kırılır. Hayatında kendinden başka insanların varlığına katlanamayanlar kendilerinden çok farklı olan bu insana tahammül edemezler. İlişkinin mutsuzluğu mutluluğundan fazladır. Oysa her türlü ilişkide mutsuzluklar vardır. Mutsuzluğu mutluluğuna değmeyecekse kırık bir kalbe mal olacak hiçbir ilişkiye başlanmamalı diye düşünüyorum.
1

içi ölüm çeken birini yaşama bağlamaya çalışmak

poyrazkarayel
İlginç bir çıkmaza girmiş insan olabilir. Maddi kaygısı yoktur hatta akranlarına göre iyi bir haldedir. Ne bileyim iyi bir aşk hayatı, problemsiz aile ilişkileri vardır huzurludur ama mutsuzdur. Mükemmelliyetçi bir insandır ve istediği kişi olamamak onu yoruyor olabilir. Şöyle düşünüyordur belki:

sabah kalktım duşumu aldım kahvaltıda lezzetli envai çeşit kahvaltılıklardan birer ikişer yedim sıcak çaydan bir yudum aldım. Okula/işe gittim. Anlamsız koşuşturdum. sevgilimle el ele cadde boyu yürüdüm. Bir sokak lambasının altında uzun uzun usul usul öpüştük. Eve geldim lezzetli bir akşam yemeği yedim. Saçma bir dizi izledim. Yoruldum.Uyudum.

Uyandım. sabah kalktım duşumu aldım kahvaltıda lezzetli envai çeşit kahvaltılıklardan birer ikişer...

Yoruldum..

Kimseye bir şey anlatmadım anlamazlar dedim. Kitabın ortasındayım ve yazarın akıcı bir dili yok sanki..

Böyle birini tanıdım. Böyle demişti bir arkadaş.. dönemseldir sanırım kendi kendine bağlanır hayata inşallah. Bağlanmıştır umarım o arkadaş..

biraz uzakta kendisi merak etmiyor değilim, umarım hayatımın bir bölümünde tekrar bulurum onu.

yenidünya

highwaytohell
bizim evde ben hariç herkesin sevdiği sarı-turuncu meyve.her yaz ısrarla "ya bak bi dene,bu çok güzel :)" diye diye yediriyorlar ama hiçbir zaman öyle olmuyor.meyvenin yarısından fazlası çekirdek zaten.bilemiyorum..bir türlü sevemediğim meyvedir kendisi :(

bu ülkede ... kolay değil

fahri muzdaribi
Bu ülkede küfür etmeden veya intiharı düşünmeden yaşamak kolay değil. Ortadoğu bataklığından kurtulmadığım sürece çok sağlıklı bir hayat süreceğimi düşünmüyorum. Ülkedeki yobaz iğrenç köpeğe tecavüz eden insanlara hizmet edeciğme avrupada sürünmeyi tercih ederim. Güya müslüman ülkede yaşıyoruz...

hastalık yoktur hasta vardır

darkgreen
her hastalığın ayrı ayrı birçok belirtisi, mutlu edecek ya da üzecek birçok gidişatı ve sonucu olabileceği ve tüm bunların çok fazla kombinasyona yol açabileceğini düşünürsek ya da tıpta yüzyıllardır daha bilmediklerimizin yanında bildiklerimizin ufacık kaldığını hesaba katarsak "hastalık yoktur hasta vardır" ne demek daha iyi anlayabiliriz ve ona göre spesifik tedavilere yönelebiliriz.

teknoloji

sokratesla
bu aralar teknoloji nereye kadar ilerleyecek diye çok endişeleniyorum. bir dünyanın ortasına doğduk ve bu hepimizin daha toy olduğu bu mekanda baya trajikti. zamanlar ayak uydurur hale geldik ve sonu hakkında çoğumuzun bir fikri yok. ilahi bir güç değil, sonsuza kadar ilerleyeceğini zannetmiyorum. bir gün, bir gün gerçekten dünyadaki son damla su kuruyacak, son hayvan ölmüş olacak ve o günün sonrasında ne yapacağız merak içerisindeyim.

komik biseyler

gri
bu, grinin sigortasız çalışan olma hikayesi



benim babam biraz katı bir adamdır. bu sene mayısta, sınıfta kalacağım kesinleşince, adama hem FF hem 5000 lira kredi kartı borcu götürmemek için aksiyon aldım. gerçi bu da hoşuna gitmedi, günde 10 saat ders çalışarak finalden 112 almamın mümkün olacağına kendini bir şekilde inandırdı ve beni isyancı ilan etti. yine de burnumun dikine gittim ve kadın anamın onayını almayı başardım (bkz sokratesin savunması) ("anne bak 3. köprüyü satıyolar, hisse alalım 2050'ye zengin oluruz")

her yere başvuru verdim, sokak sokak esnaf gezdim. biraz abartmışım gerçi, hâlâ arayıp "merbalar gri hanım, nasılsınız, haftada 70 saat çalışıp 100 lira kazanmaya ne dersiniz" dedikleri oluyor. tövbeler eşliğinde bir bardak soğuk su içiyorum. çünkü ben mayısta öyle bir b** yedim ki bırakın yoğurdu üfleyerek yemeyi, yoğurdun üstüne yangın tüpü sıkıyorum.

en son bir ev yemekleri dükkanı buldum. girdim tanıştım falan, patron kadın baya sevecendi, muhabbeti hoştu. benim de kanım kaynadı. annemin de içine sinecek bir yerdi hem, alkol yok meze yok dansöz yok. anlaştım, yemekleri patron yapacak, ben bulaşık yıkacağım, bir de sabah dükkanı açacağım. ne kadar basit ve masum dimi

meğer ben suç yuvasına girmişim ***, kerhaneye girsem daha iyiymiş. ertesi gün bi geldi yanında afgan kaçak. çocuğu camide bulmuş, adını zeki koymuş, her işini yaptırıyor, para mara da vermiyor. bildiğiniz köle, bi kırbaçlamadığı kalıyor çocuğu.
her akşam it gibi içiyor dükkanda; sabah viski, rakı şişesi topluyorum. sonra takım elbiseli adamlar geliyor, yurtdışına adam kaçırıyorlar, rüşvet al ver yapıyor. el altından gırla içki satıyor, geceleri pavyona gidiyor. 1'e 1000 kâr koyup araba ev satıyor.
mesela bir evi vardı türk öğrencilerin kaldığı, kirayı arttırdı. "abla ödeyemeyiz" dediler. "******** gidin" dedi, onların yerine 10 tane suriyeli aldı. abi neler neler, her şeyi anlatsam tüm sözlük tutuklanırız. polise ihbar edilecek gibi değil, zaten etsem de faydasız 3 tane polisle aynı anda sevgili. yetmiyormuş gibi kendi kızı kokainman, dükkana her gün pilav yemeye gelen bir sapık var ve yan dükkandaki adam yobaz. her sabah arabesk şarkıları eşliğinde kepenk açıyorum, kolları sıyırıp masa taşıyorum, çay may koyarken "gri kardaş günaydın" diye kafasını kapıdan uzatıyor, sabah sabah siyasetten giriyor bitcoinden çıkıyor velhasıl iyi kafa şişiriyor*

neyse benim iş tanımım giderek genişledi, bulaşık yıka diye aldıkları yerde fellah köftesi, arnavut ciğeri, her türlü bakliyat pişiriyor paketliyorum. olmaz ben bilmiyorum diyorum dinlemiyorlar googledan tarifine bak yap diyorlar, trendyolda getirde başımıza taş gibi yorumlar yağıyor. ben de 2002'de askere gitmiş gibi şafak sayıyorum. şafağa en son 7 gün kalmıştı.

bir öğleden sonra... işten çıkacaktım ama patron yoktu, aradım. dedi ki gri ben çok uzaklardayım dükkan senin olsun :D. kaçmış gitmiş kadın, bi daha da dönmicem dedi (ıtır ruslar peşimizde ilişkimiz açığa çıkmış) ben de kepengi indirdim, afgan kölemizi yan dükkana emanet ettim gittim. 15 sayfalık sigortasız çalışan hikayemin sadeleştirilmiş versiyonu bu, şimdi size dükkanın bazı trendyol yorumlarını göstermek istiyorum dfhksjdfhkjds



evet, çünkü elle bölünmüştü. zekiye bi türlü bıçak kullanmayı öğretemedim



makarna 3 gün öncesine aitti, göndermeyelim dedim, şifa şifa dediler yanında baklavayla gönderdiler


11

dalgınlıkla yapılan saçma şeyler

armut
Lisedeki yemekhanemizde yemekleri kendimiz döküyorduk. Boş tabakları da görevliye teslim ediyorduk. Bir gün tam yemeğimi dökerken arkadaşım bir espri yaptı. Gülerken dalgınlıkla tabakların yarısını ve çatal kaşığı da yemek çöpüne döktüm. Yemek dökme görevlisi sinirli biriydi. Arkadaşım bundan dolayı "çabuk kaçalım" dedi. Korktuğum için görevliye söyleyemedim ve kaçtım. Hala pişmanım, benim yüzümden tabak ve çatal-kaşık takımları bozuldu.

yazarların şu anda düşündükleri şeyler

ileleualatyr
Sadece altı sayfa daha, sonra uyu. Bence onu eve dönünce hallet, muhtemelen şube orası çünkü. Gördün mü üç sene önceki hareketin neye mâl oldu? Bir şey eksildi ama onu annenle yapmak daha iyi hissettirecek zaten, hallolacak. Ya olmazsa peki? Hayır, olacak. Yarın gideceksin, sonra peki? Sonrasına bakarız.
Yine sıkıntı çıkaracak ama boş ver, diğerleri seni seviyor.

kitap alıntıları

kizilotesi yaralimuzesi
"Sen medeniyetin hep yükselen bir doğru ile giderek bugünlere vardığını düşünüyorsun değil mi? ... Medeniyete varan doğru inişli çıkışlıdır Füreya, hep zigzaglar çizmiştir. " Füreya - Ayşe Kulin

" Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da."
"Bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi?" Hayvan çiftliği - Orwell

sevdiğiniz birinin yüzünü unutmak

inthebleakmidwinter
İnsan her gün gördüğü halde bile unutabiliyor bazı yüzleri. Yüzünün ne surette olduğunu değil, bizatihi “çehresini” unutur insan göz göre göre.

Sevgi eğer bir anlam yükleme biçimi ise, yüklediğiniz anlamı yitirdikçe unutursunuz bazı yüzleri, bazı sesleri. Uzaktan uzağa gelir kulağınıza; bazı bazı kesilir büsbütün.

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Elbet unutulacak her şey bir gün. Unutmak değil de unuttuğunuzun farkına varmak yaralar sizi.

Unutan, iyileşir.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol