the divison bell - pink floyd:
https://open.spotify.com/album/7wzStEU2keGohEu8jpVMZW?si=Tlj6HXWXRQmxIkdWIRlK4Q
days of future passed - the moody blues: https://open.spotify.com/album/3ZS8uTlViMWAMM1q6lgPRu?si=fqQAiQ2QTke17-wSgJsc6g
10 mart 2007 istanbul konseri - şebnem ferah (aslında od albümünü koymayı düşünmüştüm ama bu da çok iyi bir konser albümü, şebo hakkımı bundan yana kullanıyorum. zaten arada od'u da söylemiş oldum lol):
https://open.spotify.com/album/1vnsqCMjk5Eim1shVIvOO4?si=376d10ac593046e7
yeniden doğuş - hardal: https://open.spotify.com/album/5htsOyCb7GDYPr9NvVNDk4?si=gCf7os4bRlO2ehP8HajXRw
gütfsözlük yazarlarının "şöyle bir ilaç olsa nasıl olurdu" diye muzipçe düşündüğü hayali ilaçlardır
-yerel yöneticiler ve politikacıların kullanacağı bir hap. aslında öyle olmasa da seçim zamanına az kalmış hissiyatı veriyor. böylece yöneticilerin ve politikacıların halka daha yakın olmasını ve halkın isteklerini yapmak için daha fazla çaba göstermelerini sağlıyor.
-kargosunu dört gözle bekleyenlerin ve bu bekleyişten yorulanların içeceği bir şurup. kargonuz yola çıktıktan sonra bu şuruptan bir ölçek içiyorsunuz ve vücudunuz o kargoyu hiç beklemiyormuş gibi sakinliğini koruyor.
-fenerbahçeli futbolcuların süreceği bir krem. şampiyon olmanızı sağlıyor.
-yerel yöneticiler ve politikacıların kullanacağı bir hap. aslında öyle olmasa da seçim zamanına az kalmış hissiyatı veriyor. böylece yöneticilerin ve politikacıların halka daha yakın olmasını ve halkın isteklerini yapmak için daha fazla çaba göstermelerini sağlıyor.
-kargosunu dört gözle bekleyenlerin ve bu bekleyişten yorulanların içeceği bir şurup. kargonuz yola çıktıktan sonra bu şuruptan bir ölçek içiyorsunuz ve vücudunuz o kargoyu hiç beklemiyormuş gibi sakinliğini koruyor.
-fenerbahçeli futbolcuların süreceği bir krem. şampiyon olmanızı sağlıyor.
Daha kötüsü çok bilmiş 9 yaşlarındaki kız çocuğu
diğer psikolojik gerilim filmlerinden daha marjinal, yeterli diyebileceğimiz bir film
filmi izlemeden önce amy ablam ve jake cilenhal oynadığı için zaten filmden beklentim yüksekti, izleme esnasında da heralde sonunda olaylar patlayacak dedim ama ı-ıh. olmadı, tatmin etmedi, kızgınım bu filme.
6/10
filmi izlemeden önce amy ablam ve jake cilenhal oynadığı için zaten filmden beklentim yüksekti, izleme esnasında da heralde sonunda olaylar patlayacak dedim ama ı-ıh. olmadı, tatmin etmedi, kızgınım bu filme.
6/10
Aşırı üşeniyorum, başka açıklaması yok. Gerçi telefonda konuşmayı da sevmem.
Yüz yüze göz göze iletişim kurmak daha güzel.
Yüz yüze göz göze iletişim kurmak daha güzel.
Karedeki kedinin kendini çok nadir sevdirmesi ve bize nefretle bakması.
Çözüm olarak da kendisine “insan sevgisi aşısı” yapılmasını öneriyorum.
Çözüm olarak da kendisine “insan sevgisi aşısı” yapılmasını öneriyorum.
Ege'de yer alan, İzmir'den daha az Uşak'tan daha fazla Egeli olan şehrimiz.
Her yerde farklı boyutlarda horoz heykeli görebilir, Hacı Şerif'ten irmik helvası yiyebilir, Pamukkale'de Asyalı turistlere el sallayabilirsiniz. Bekleriz.
Her yerde farklı boyutlarda horoz heykeli görebilir, Hacı Şerif'ten irmik helvası yiyebilir, Pamukkale'de Asyalı turistlere el sallayabilirsiniz. Bekleriz.
...tam bir muamma
Çok kez yazılmış ama yazarlarımızı, özellikle iki yazarın kim olduğunu çok merak ediyorum.
Eveet, 2.tur oylamasını açıyorum. Buyrunuz.
https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSf0lNLGYgTloRPHj5EgAVXmsaf9S8ixK59hlBXPznFceqCb3g/viewform?usp=sf_link
https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSf0lNLGYgTloRPHj5EgAVXmsaf9S8ixK59hlBXPznFceqCb3g/viewform?usp=sf_link
Herkese ısrarla tavsiye ettiğim bir şey. Malumunuz üzere şu günlerde Türkiye'de canı olan şeylere karşı çok fazla şiddet var
bence admin doktor oldu, yeni admin olmayı talep ediyorum
schattschneider'e göre halkın karar alma sürecine katılabilmesine olanak sağlayacak şekilde liderlerin ve organizasyonların alternatif kamu politikaları için yarıştıkları bir rekabetçi politik sistem; kant'a, platon'a, rousseau'ya, aristo'ya göre despotizm yahut mutlaka despotizme dönüşendir.
yine platon "demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar." der ve ben de buna katılırım.
bana göre teoride müthiştir ama pratikte işe yarar olması için ideal varlıkların seçmen olması gerekir.
Benim düşüncemi rousseau şöyle ifade etmiş: “tanrılardan oluşan bir halk varsa, işte onlar kendilerini demokratik bir biçimde yönetecektir.”
edit: (yazar: aquaregia) sayesinde rousseau'nun sözünü ekledim. Kendisine teşekkürler.
yine platon "demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar." der ve ben de buna katılırım.
bana göre teoride müthiştir ama pratikte işe yarar olması için ideal varlıkların seçmen olması gerekir.
Benim düşüncemi rousseau şöyle ifade etmiş: “tanrılardan oluşan bir halk varsa, işte onlar kendilerini demokratik bir biçimde yönetecektir.”
edit: (yazar: aquaregia) sayesinde rousseau'nun sözünü ekledim. Kendisine teşekkürler.
yağmuru düşündüm bugün biraz. uzun zaman sonra yağmurun altında yürüyüş yapınca yağmuru ne kadar çok sevdiğim geldi aklıma. her şeyini seviyorum yağmurun. çatıya ya da şemsiyeye düştüğünde çıkardığı sesini, toprakta bıraktığı eşsiz kokusunu, damlaların yüzüme dokunuşunu, havaya karışmış yağmurun ciğerlerime bir şekilde doluşunu... başımı yukarı kaldırıp dilimi çıkarırım bazen damlalar dilime düşsün diye, 5 duyumun tümüyle hissedesim varsa demek.
yağmurun havayı, toprağı temizlemesini seviyorum. ağlamak gibi biraz yağmur. ağlayınca da bir şeyler temizleniyor ya içimizde. bulutlar doluyor doluyor, en sonunda tutamıyor ya, ağlamak da öyle işte. ağlamak demişken, yağmurun altında ağlamayı da seviyorum ben. gözyaşlarımın yağmura karışmasını seviyorum. daha özgür ağlıyor insan yağmurun altında. bir keresinde sırf rahatça ağlayabilmek için dışarı çıkmıştım yağmur yağarken. tam istediğim gibi, yoğun yağıyordu yağmur. ben de dolmuşum bulutlar gibi, onlar tutamayınca ben de boşaltmak istedim. sokakta kimsecikler yoktu zaten. yağmur sesiyle hıçkırıklarımı kamufle etti. eve döndüğümde ağladın mı sen diye soramazlar, yanaklarımdaki kızarıklığın nedeni yağmurlu havanın soğukluğu çünkü. ağladığımı belli edecek hiçbir şey yok, gözyaşlarım yağmura karışıp gitmiş. ağlaya ağlaya dua ettiğimi hatırlıyorum o gün, yağmur yağarken dua etmek de ayrı güzel doğrusu.
lisedeyken ne zaman yağmur yağsa bahçeye çıkardık arkadaşımla, yağmurda ıslanalım diye. sonra o sık sık hasta olmaya başladı, bu alışkanlığımızı rafa kaldırmak zorunda kaldık. çok daha eskilere dayanıyor aslında benim yağmur sevgim. 5 6 yaşlarımdayken yine bir gün dışarı çıkmıştım yağmurlu bir havada, o günü de hiç unutmuyorum. yağmurun altında ıslanmak yeterli gelmemiş olacak ki, çatının kenarındaki su borusunun altında deli gibi ıslanmıştım. öyle keyifliydi ki. eve döndüğümde annem beni öyle sırılsıklam görünce farklı bir işler çevirdiğimi anlamıştı tabi. kızmıştı bana biraz o su temiz su değil ki diye, apar topar banyoya sokmuştu beni. kızarsa kızsındı valla, ben alacağımı almıştım yağmurdan.
içimde başka bir sürü şeyi daha tetikliyor yağmur. bu tetiklenen şeylerin bir tanesi bile kötü değil ama, hepsi güzel şeyler. zaten böylesine güzel ve rahmet dolu bir şey nasıl kötü bir şeyi tetikleyebilir ki?
son olarak; yağmurun yağmasından zevk alan, yağmur yağdığında kendini mutlu ve huzurlu hisseden kişilere "𝑝𝑙𝑢𝑣𝑖𝑜𝑓𝑖𝑙" dendiğini biliyor muydunuz?
yağmurun havayı, toprağı temizlemesini seviyorum. ağlamak gibi biraz yağmur. ağlayınca da bir şeyler temizleniyor ya içimizde. bulutlar doluyor doluyor, en sonunda tutamıyor ya, ağlamak da öyle işte. ağlamak demişken, yağmurun altında ağlamayı da seviyorum ben. gözyaşlarımın yağmura karışmasını seviyorum. daha özgür ağlıyor insan yağmurun altında. bir keresinde sırf rahatça ağlayabilmek için dışarı çıkmıştım yağmur yağarken. tam istediğim gibi, yoğun yağıyordu yağmur. ben de dolmuşum bulutlar gibi, onlar tutamayınca ben de boşaltmak istedim. sokakta kimsecikler yoktu zaten. yağmur sesiyle hıçkırıklarımı kamufle etti. eve döndüğümde ağladın mı sen diye soramazlar, yanaklarımdaki kızarıklığın nedeni yağmurlu havanın soğukluğu çünkü. ağladığımı belli edecek hiçbir şey yok, gözyaşlarım yağmura karışıp gitmiş. ağlaya ağlaya dua ettiğimi hatırlıyorum o gün, yağmur yağarken dua etmek de ayrı güzel doğrusu.
lisedeyken ne zaman yağmur yağsa bahçeye çıkardık arkadaşımla, yağmurda ıslanalım diye. sonra o sık sık hasta olmaya başladı, bu alışkanlığımızı rafa kaldırmak zorunda kaldık. çok daha eskilere dayanıyor aslında benim yağmur sevgim. 5 6 yaşlarımdayken yine bir gün dışarı çıkmıştım yağmurlu bir havada, o günü de hiç unutmuyorum. yağmurun altında ıslanmak yeterli gelmemiş olacak ki, çatının kenarındaki su borusunun altında deli gibi ıslanmıştım. öyle keyifliydi ki. eve döndüğümde annem beni öyle sırılsıklam görünce farklı bir işler çevirdiğimi anlamıştı tabi. kızmıştı bana biraz o su temiz su değil ki diye, apar topar banyoya sokmuştu beni. kızarsa kızsındı valla, ben alacağımı almıştım yağmurdan.
içimde başka bir sürü şeyi daha tetikliyor yağmur. bu tetiklenen şeylerin bir tanesi bile kötü değil ama, hepsi güzel şeyler. zaten böylesine güzel ve rahmet dolu bir şey nasıl kötü bir şeyi tetikleyebilir ki?
son olarak; yağmurun yağmasından zevk alan, yağmur yağdığında kendini mutlu ve huzurlu hisseden kişilere "𝑝𝑙𝑢𝑣𝑖𝑜𝑓𝑖𝑙" dendiğini biliyor muydunuz?
" güldün güller açıldı penceremin demirlerinde, ağladın avuçlarıma döküldü inciler"
Son tus düzenlemesi mevzusundan sonra makul bi yaklaşım sergilediğini düşündüğüm tiptir
Şaka bi yana hayat kısa kuşlar uçuyor bu yaşlar gelmez bir daha hayatı yaşayın diyorum hatta yaşayayım diyorum kıpss;)
Şaka bi yana hayat kısa kuşlar uçuyor bu yaşlar gelmez bir daha hayatı yaşayın diyorum hatta yaşayayım diyorum kıpss;)
gütfsözlük yönetimi tarafından yatırılan maaşlardır. Adminin favladığı her entry için +10 TL yatırılıyor, öyle diyorlar yani. insta hesabına çıkanlara ikramiye ya da çift maaş öyle bir şey galiba tam hatırlamıyorum. Benim gibi insta hesabına çıkamayanlara da jetkarta aylık 40 TL atıyorlar yemek yiyoruz okulda. bu ayki mayış henüz yatmadı ama olsun..
Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hala bulunamayan kolalı jelibona 2 sene sonra bir eşini kaybettiğim kulak tıkacım eklendi.
Evi süpürdük,odamdaki eşyaları çekip altına baktım ancak bulamadım. 18 mart esrarengiz bir tarih olmaya devam edecek.
Evi süpürdük,odamdaki eşyaları çekip altına baktım ancak bulamadım. 18 mart esrarengiz bir tarih olmaya devam edecek.
o kadar başlarına buyruk ve kural tanımazlar ki. her şeyi kafalarına göre yapıyorlar ve hiçbir denetçileri filan yok gibi. delirmemek elde değil. ama arada tek tük iyileri de çıkmıyor değil. neyse, ben zaten dolmuş kullanmayı bıraktım bir süredir. gençleştim resmen, bu kadar mı fark eder?
-de ve -ki yazımıyla ilgili sorunlar
Bu şarkı ile keşfettim ve hayran kaldım. Yorum yok, kadın muhteşem!
her yerde eşya olması.ve her yer eşyayla dolu olmasına rağmen hala eve eşya alınması..oradan eşya çıkıyor,buradan eşya çıkıyor.ben anlamıyorum kimse rahatsız olmuyor mu bu durumdan.göz yoruyor bir kere.toplaması da ayrı bir dert.ya da ben sadeliği sevdiğimden bundan rahatsız oluyorum.bilemedim..
hakkında ne söylesem az kalacağı için açmaktan çekindiğim bir başlıktır. bana göre gelmiş geçmiş en iyi dizidir. kişilik testlerinin birinde anne'le aynı kişilik tipinde çıkmıştım :") (netflix ve cbc ortak yapımı olan dizi kanada'da geçmektedir.)
ana karakteri anne adında kızıl örgüleri, çilleri, kocaman gülümsemesi ve sınır tanımayan hayal gücüyle bir yetim kızdır. (amybeth mcnulty gerçekten harika bir iş çıkarmış. kendisine ayrıca bayılıyorum.) hikâyemiz, 10-11 yaşlarındaki bu kimsesiz çocuğun yanlışlıkla green gables adında büyüleyici bir çiftlikte yaşayan marilla ve matthew cuthbert kardeşlere verilmesiyle başlar. sadece utangaç, sessiz matthew ve ilk başta bu çocuğu istemiyor görünen marilla değil; bütün avonlea anne'le birlikte değişecek, unutulmaz maceralar yaşayacaktır.
dizide feminizm, ırkçılık, güzellik standartları, lgbt gibi birçok konu, hikayeye yedirilerek, göze sokulmadan işlenmiştir. maalesef yeterli reyting sağlayamadığı öne sürülerek 3 sezonun sonunda bitirildi.
not: anne of green gables uyarlamasıdır. bu kitap serisinden geçmişte de bir sürü uyarlama yapılmıştır.
1. sezon fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BMuJ95LibeE
ana karakteri anne adında kızıl örgüleri, çilleri, kocaman gülümsemesi ve sınır tanımayan hayal gücüyle bir yetim kızdır. (amybeth mcnulty gerçekten harika bir iş çıkarmış. kendisine ayrıca bayılıyorum.) hikâyemiz, 10-11 yaşlarındaki bu kimsesiz çocuğun yanlışlıkla green gables adında büyüleyici bir çiftlikte yaşayan marilla ve matthew cuthbert kardeşlere verilmesiyle başlar. sadece utangaç, sessiz matthew ve ilk başta bu çocuğu istemiyor görünen marilla değil; bütün avonlea anne'le birlikte değişecek, unutulmaz maceralar yaşayacaktır.
dizide feminizm, ırkçılık, güzellik standartları, lgbt gibi birçok konu, hikayeye yedirilerek, göze sokulmadan işlenmiştir. maalesef yeterli reyting sağlayamadığı öne sürülerek 3 sezonun sonunda bitirildi.
not: anne of green gables uyarlamasıdır. bu kitap serisinden geçmişte de bir sürü uyarlama yapılmıştır.
1. sezon fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BMuJ95LibeE
bizi hatırlayan son kişi de öldüğünde hiç yaşamamış gibi olacağız.
az önce ilk 2 eksimi aldım hem de artarda bir anda oldu. Allah'ım dünyayı yok et tam şu an :(
ankaradakiler gerçekten bahçeli evler, bir nezihler bir güzeller ki sormayın. Mozaiklisi, taş binası, boydan boya balkonlusu, sıvasızı, 60'ları, 80'leri...
bu aralar bağımlısı oldum sayın yazarcımlar. tüm arkadaşlarımla yapıp uyumumuzu görmek sonrasında ise yeni şarkılar keşfetmeme neden oldu. harika bir şeyyyy! şimdiye kadar en yüksek %97 gördüm
Anatomi çalıştığım günler Türkçe konuşmayı unutuyorum.
Çok severek izlediğim bir dizi. Özellikle Batı nın eski adetlerine bayılan (okuduğum kitaplardan ötürü) biri olarak önerebileceğim bir dizi. Ha bir de Matheww ın yeri bende ayrıdır
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
