ölüm

lygt
üzerinde doğru şekilde düşünüldüğü takdirde insana çok şey öğretiyor bence, fakat düşünülebilecek belki de en hassas ve en derin konu olduğu için ihtiyatlı yaklaşılması gerektiği fikrindeyim.

ihtiyatı bir kenara bırakırsak eğer, nedense bana erken ulaşacağını hissediyorum ölümün. kendimi bundan 30 yıl sonra hala yaşıyor olarak hayal edemiyorum. sanki göğsümde atan kalp zamanla yoruluyor, yıpranıyor, tükeniyor, bir noktada tamamen pes edecek gibi geliyor. bir gün gelecek ve kendimi tüketmemin sonuçları beni yakalayacak, ben biteceğim ve perdeler kapanacak. bunun ağırlığı zaman zaman üzerime çöküyor ve yalnızca bir kuruntu mu yoksa öngörü mü bilemiyorum, belki de başka bir problemimin tezahürüdür. her halükarda şuanda yaşıyorum ve o yüzden korkulacak birşey yok. (bkz: ben varsam ölüm yok ölüm varsa ben yokum)
1

yeni biriyle tanışmak

yasyasyasyasgiley
bunu başlatan taraf olamıyorum. aslında tanışmak istemediğimden değil ilk önce karşı taraftan bekliyorum. tanışmak istese o başlatırdı zaten demekki istemiyo deyip suskunluğumu koruyorum. sanırım bu durumlarda dışardan soğuk görünüyorum o yüzden yeni arkadaşlıklar kurmam zorlaşıyor ama kurduklarımla da uzun süreli oluyor çok şükür. bu huyumu değiştirmeye çalışıyorum bir süredir yavaş yavaş oluyor gibi. bana başarılar.
2

inanmak

ruhsuz
İnandığım bir insanın en başından beri kuyruklu yalanlar söylediğini fark etmiştim ancak ona karşı olan derin sevgim görmezlikten gelmeme sebep olmuştu.
Sonrasında haddini hududunu tamamen aştı ve tüm iletişim kanallarını kapattım. Kendisini hala çok seviyorum,hatta bazen acaba? Dediğim de oluyor ama ciddi ciddi aklımla dalga geçmeye,bilinçaltıma oynamaya başladığı geliyor aklıma ve sol tarafımda hissettiğim şeyi görmemezlikten geliyorum.
Anlattıklarının doğruluk payı vardı ancak bana kötü niyetle yaklaştığını duygu sömürüsü yapmaya başlayınca fark ettim.
Ne halt ettiğini biliyordur da iş işten geçti ve inancımı kaybettim.
Ona saf sevgi ve saf inançla yaklaşmıştım,o ise bana bunları reva gördü.
Bunu da tecrübe etmek varmış diyip geçiyorum şu anda ama yaşarken kalbim ağrıyordu.
anlattıklarım asla romantik değil,bir akrabamla ve onun yaşadığı problemlerle alakalı. Ne kadar uğraşsak da bazı insanlara yardım edemiyoruz. Öyle vakitlerde en doğrusu bir köşeye çekilip izlemek.

yüzüncü entry

privileged of medic
Hislerimi,hissedemediklerimi ,sevdiklerimi,sevmediklerimi,yaşadıklarımı,yaşamak istediklerimi… kısacası içimdekileri yazı dökmeyi çok seviyorum.bu yüzden gütfsözlüğün benim için anlamı büyük.hem de burada anonim olmak (umarım öyleyimdir:)) beni daha mutlu ediyor.çünkü yazdıklarım yine bende saklı kalıyor bir başkasına açıklamak durumunda kalmıyorum.
İlk hedef tamamlandı sıradaki hedef 200. Entrye. İyi ki varsın gütfsözlük. 💙
3

neden tıp okuyorum ki

ruhsuz
Çok düşündüm ben bunu.
Zor ile geldim,bırakamadım,daha mantıklı bir seçeneğim de yoktu.

Defalarca bırakmanın eşiğine geldim.
Başka şeylerin eşiğine de geldim. "Acabası" bile psikolojik destek almayı zorunlu kılan bazı şeyleri düşündüm. O sıralar kimseye doğru düzgün anlatmıyordum ama hayatım korkunçtu. Düşündüğüm şeyleri ilaç etkisinde düşündüğümü bilecek kadar bilincim yerindeydi çok şükür. Büyüttü filan ayrı mesele o ama hala da çoğunu dillendiremiyorum. Neyse.

Ben biraz Kalender yetiştirildim. Belli standartlarım sağlandıktan sonra gözüme gelmez para pul,harcama alışkanlıklarım zihnimi doyuracak,ruhumu sevindirecek şeyler üzerine kurulu şu anda. Yani en basitinden bindiğim arabanın modelini pek umursamam. Dolmuşa,otobüse binmeyi de pek umursamam. (Yıllarca özel okulda okumuş,okula çoğumuz gibi servisle gitmiş,dersaneye ise babası götürmüş,yani üniversiteye kadar toplu taşımayı lafta bilen biri olarak söylüyorum bunu.)

Benim için var olmak çok zordu. Bu,maddi var oluş değildi. Kendimi kabul ettirmek. Benimsediğim hayatı kabul ettirmek. Erkek kuzenlerimle eşitçe var olmak. Onlar kadar pay almak. Evet,babam kabul ediyordu çoğunu ama benim konuşma hakkım yoktu gibi bir şey Geniş ailemizde. Hâlâ da tam sağlayamadım. Lâkin şöyle bir şey var: ben mezun olduğumda kendi memleketime dönünce iş bulmak için soyismimin referansına ihtiyaç duymayacağım. O soyisim kendi başıma özgür bir kadın olarak var olduğumda benim için nimet olacakken referansına muhtaç olursam nikmet olacak.
Bunun bilincinde olunca devam ettim durdum.

Gelelim içsel diğer sebeplerime;
insan iyileştirme motivasyonum yoktu.
Tıbbın nebahatını da anlamamıştım.
Çiğ kalıyordum,bu ilme yakışmıyordum.

Yıllar içinde çok güzel insanlar tanıdım,elimden tuttular.
Yakın zamanda tanıdığım biri var ki tatlılığını,başarısını,kıymetini kelimelerle anlatamam.

Göre göre ne olmak istediğime karar verdim.
Görev insanı olmanın bilincini kavradım.

Neden tıp okuyorum ki? Başta kendime(bu en önemlisi) ve yanımdakilere faydam olduktan sonra hayatım,birilerinin hayatına karışabilsin diye okuyorum sanırım. Bilimsel bilgiler ışığında kaotik süreçlerin yönetilmesi esasına dayanan bu sanat "nedir" ve de "ne değildir" anlamlandırmaya başlamışken bırakmak yakışık olmaz.

Devam edip olacakları görmek lazım gibi duruyor. :)

barış manço

poyrazkarayel
cem karacayla birlikte bana Anadolu rockı sevdiren güzel insan.her şarkısında mesaj verme çabası ,insanlara bir yerlerden dokunma yol gösterme arzusu onu diğer sanatçılardan epey farklı bir konuma taşıdı.yalnızca müzik icra etmekle kalmayıp gittiği farklı farklı ülkelerde türk kültürünü tanıtması ,unutulmaz japonya konseriyle iki milleti birbirine bağlaması unutulmaz anlardır hafızamda.

Bugün bu dünyadan zahiren göçüşünün 23. sene-i devriyesi.iyi ki vardın , iyi ki varsın barış abi..

anonimlik

daenerys targaryen
tarihe not düşün ben bugün açığa çıktım dostlar. üstelik ağzımı kapalı tutsam hiçbir şey olmayacaktı. her olayda olduğu gibi bu olayı da şöyle özetleyebiliriz: aptal dany aptallıklar yapıyor. :(

kedi

clarice starling
yaşam felsefesi olarak "rızkımı veren hüda'dır, kula minnet eylemem" cümlesini benimsemiş muhteşem hayvan. peki neden muhteşem?
öncelikle temiz. iki lokma bir şey yese bile oturup üç saat kendini yalıyor temizlenmek için. pis şeylere temas etmiyor, uzaktan kokluyor neyin ne olduğunu anlamak için ve pis bir şey varsa hiç yaklaşmıyor ona. tuvaletini yapacağı yerin bile temiz olmasına dikkat ediyor, kum kutusundaki en temiz yeri bulup oraya yapıyor tuvaletini.
sonra asil ve özgüvenli. evde bir yürüyüşü var, sanki serengeti'de bir aslanmış gibi. kimseyi umursamıyor, sadece o sevmene izin verdiği zaman onu sevebilirsin, sen onu sevmek istediğinde değil. canı istemezse dokunmana bile izin vermez, canı istediğinde ise gelir oturur kucağına, sevdirir kendini.
acayip temkinli bir hayvan. uyurken bile kulaklar hep hazır vaziyette. yabancı olduğu bir şeyi detaylıca inceleyip güvenli olduğuna emin olmadan asla gardını indirmiyor. tabi 9 canlı olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu.
yeteneklerine diyecek yok zaten. çatıya çıkar gezer, yerden metrelerce yüksekte balkon kenarlıklarında yürür ama en ufacık bir şey gelmez başına. ayrıca ev kedilerinin bu özelliğini sadece oyun oynarken görebilsek de çok iyi avcılar aslında.
diğer bir özelliği ise yaptığı her işi muazzam bir ciddiyetle yapması. bazen çok komik şeyleri bile öyle bir ciddiyetle yapıyor ki insanı kahkahalara boğuyor.
masumluğundan bahsetmezsek olmaz. kaç yaşında olursa olsun tüm kediler bebek gibi. kucağında bir kedi uyutsan tüm dertlerinden kurtulursun bir anda. öyle huzur verici bir şey.
benim bebeğimle birlikte tüm kediler, iyi ki varlar. kediler olmasa dünya çok daha kötü bir yer olurdu.

hız tutkusu

deli dumrul
Bu isimde bir film var. Çekimleri ilk başladığında Fast and Furious'a rakip gelecek diye bi kitle oluşturdular. Need for Speed çıkacakmış oyunu da var hanii.. dediler. Ben bir ikna olmuştum ama bizim çevirmenler hız tutkusu diye çevirince nfs'yi, ı ıh izleme isteğimi çöp ettiler. Anlatacağımın bu olayla alakası yok tabi

Bugün bayağıdır hal hatır sormadığım(3ay) bir arkadaşım mesaj attı, bu sürede neler oldu sohbetinde konu öyle böyle arkadaşımın kaza yapmasına çıktı. Başta pek umursamazca "herkesin başına gelebilen ufak tefek aksilikler" repliğimsi sözler yazarken, ibre 130'da takılı kalmış yazısını görünce; ben de yazıyor ibremi çevrimiçi'ne alıp, tekrar yazıyor'a sonra da oha ciddi misin mesajına çektim.. küçük çocuklar çıkınca karşısına onlara çarpmamak için direksiyonu kırmış ve park halindeki araca çarpmış. Beyin kanaması geçirmiş ve bir hafta yoğun bakımda kalmış :/ Hafızası başlarda gidikmiş sonra yavaş yavaş oturmuş yerine

Bazı durumlar başıma hiç gelmediğinden nasıl tepki verilmesi gerektiğini bilmiyorum. Bu da onlardan birisiydi. Nasrettin hocanın ağaçtan düşmesi olayı gibi, Ben ordaki hoca iyi misin rölündeki köylüydüm galiba..

Sonuç: Tek ölme hakkımız var hız tutkusuna değmez

pişmanlık

poyrazkarayel
İsraf ettiğim o cevher vakitlerin çalar saati acı acı çalarken ruhumda, benim için bir avuçluk uykudan bile değersizdi 'bir zamanlar'.

Şimdilerde dönüp bakınca arkama, cömertçe harcanmış dahası geç kalınmış ilk randevular...

küçükken en sevilen çizgi film

elegantmoon
İlk sırayı Avatar'ın hiçbir zaman kimseye kaptırmayacağı kıyaslamadır. İlk çıktığında nickeledeonda bölüm bölüm, devamında ise babama yalvarmak suretiyle tüm bölümleri torentten indirerek baştan sona sayısız kez hatmederek izlediğim çizgi filmdir. Netflix'e gelmiş bu sene. On sene önce havuzda "ben su büküyorum" diye dolaşan, lisede ise "acaba hangi uygarlıkların ve felsefelerin izlerini görmek mümkün" diye diğer inekleri toplayıp tartışan ben açıkçası üzüldüm netflix'e geldiğini görünce. Neyse. İkinci sırayı ise trt'de yayınlanan "bayan mallard'ın maceraları" alır. Bir dedektif, aynı zamanda bir ördek olan bayan mallard gizemli suçları çözmektedir. Gerçekten mükemmeldi. YouTube'dan açıp izlesem mi?
1

nur baran aksakal

darkgreen
Öğrencileriyle daima ilgili, samimi, güleryüzlü ha ri ka bir hocadır. dönem 1 lerin henüz onu tanıyamamasına üzülüyorum. okullar açılsa da bir sohbet edebilsek canım hocam :)

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol