donanımhaber

ileleualatyr
ölücüsü meşhur forum.
yks zamanında tyt/ayt forumunu az okumadım :)
bir çocuk vardı hatta, şu an boün bilgisayarda sanırım. hem sayısalda ilk beşteydi hem de eşit ağırlık birincisiydi. ayrıca 2016 ygs birincisi olan cemre'nin de hesabı vardı orada.
oradan da anlatacak çok şeyim var aslında.
1

karedeki kedi

ileleualatyr
Köpek saldırısı sonucu öldüğü söylenen kedi.
Of. Biz mezun olduktan hatta belki hoca olduktan sonra bile sen orada durmayacak mıydın? Canın isteyince sevdirip istemeyince bize kötü kötü bakmayacak mıydın?
3

perdenin ardındakiler

ileleualatyr
şu aralar yükselişte olan grup.
Kendileriyle geçen sene "beni kendinden kurtar" ile tanışmıştım. Bir tek "yağmurlar"ı sevmiyorum, diğer şarkılarının hepsine bayılıyorum. Özellikle mark eliyahu ile yaptıkları "uzaklara savrulalım" çok güzel.
24 Şubat'ta Ankaradalar, keşke sınava yakın olmasaydı. Neyse, bir dahakine.

unutamadığınız bir an

armut
Sene 2009 henüz küçük bir çocuğum. Televizyonda haberleri izliyoruz. Kanalı da hatırlıyorum Show tv. Güzel bir kızın resmi geçiyor ekrandan: Münevver Karabulut. Aklımın almayacağı kadar korkunç bir ölüm şekli duyuyorum muhabirden. Gitar kutusunun içinde bedeni bulunmuş ve bedeni kutuya sığması için parçalara ayrılmış. Sonra katilini gösteriyorlar. Yakışıklı bir genç görüyorum. Birini öldürdüyse aklı fikri yerinde olmamalı herhalde bir nedeni olmalı diyorum çocuk aklımla. Bir nedeni bile yok. Öldürmek istemiş. Haftalarca bununla ilgili yeni gelişmeleri takip ettim ardından. O zamanlar birinin 17 yaşında olması çok büyük olduğu anlamına gelirdi gözümde. Oysa şimdi anlıyorum. Münevver daha annesinin kuzusuymuş. Çocukmuş daha. Ben daha çocuktum Münevver'den bilemedim o zaman.
2

istanbul

dbb
Necip Fazıl bir şiirinde

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

diyor, istanbul için şahsi düşüncelerim de yukarının özeti niteliğindedir.

+ trap/alternatif dinlemeyi sevenlere mavi&güneş'in "benim istanbulum sensin" şarkısı önerilir!!!

başlıkların ötesinde

lavinia
Duygularım, aklım çok karışık hep. Önceliğim ne hayatta neyden keyif alıyorum artık bunu bulamıyorum. Eskiden hep hayallerim vardı zor da olsa onlar için çalışır çabalardım. Artık hayal dahi kurmuyorum, kuramıyorum. İnsanlar mi beni bu hale getirdi yoksa yalnızca büyüdüm mu anlayamiyorum. Herkes zor şeyler yaşıyor biliyorum hayat herkese zor ama bazen artık katlanamayacagim şeyler oluyor ve ben buna da sabır diyorum. Bunca olaydan sonra hala da insanların nazını çekmek zorunda kalmak beni çileden çıkartıyor. Yorgunum artık. Karışığım bilmiyorum. Ben buyum diye haykırmak istiyorum çogu zaman. Ben buyum! Sizin düşündüğünüz kalıba soktuğunuz insan olmak istemiyorum. Sizin kullanmak adına manipüle ettiğiniz kişi olmak istemiyorum. İnsanları geçtim. Ben yoruldum. Ruhum yoruldu, aklım yoruldu, ellerim- gözlerim kimse görmese de bir şeyler anlatmaktan yoruldu. Halbuki çok açık biliyorum görülsün istiyorum. Bakar mısınız? Hayat zor herkese zor biliyorum ama. Ama kolaylastiramaz mıyız? Bilmiyorum lanet olsun ki bilmiyorum işte. Uzaklaştım artık bazi seylerden istemiyorum böyle olmasını. Benim ona ihtiyacım var biliyorum neden olmuyor neden kendimi geri itiyorum. Ben muhtacım ben yorgunum ben buyum. Sorum değil ama çok büyük bir sorun. Neyse ne. Yazdım bir daha okumam ne yazdığımı. başlıkların ötesinde her şeyin ötesinde belki benim ötemde bu işte. Neyse ne

geceye bir şiir bırak

clarice starling
Ya senden çok uzak olmalıydım
Aramızda aşılmaz engeller olsun istiyordum
Büyük dağlar, derin denizler olsun istiyordum.
Sana gelmeye gücüm yetmemeliydi
Çaresizliğimin bütün hıncını mesafelere yüklemeliydim
Dağda yanan bir çoban ateşi gibi
Gökte bir yıldız gibi
Seni görmeli
Seni yaşamalı ve senden çok uzaklarda olmalıydım

Biliyorum güzelliğin yer altı nehirlerine benzer
Biliyorum bir sır gibi güzelsin
Hani anlatılmaz duygular vardır
Hani şarkılar vardır
Sevip söyleyemediğimiz
Şiirler vardır unuttuğumuz
Aşina çehreler vardır hani
Zaman zaman hatırlayamadığımız
İşte sen o kadar güzelsin
Ve ben o kadar karanlıklar içindeyim ki
Şunlar ellerindir diyorum, tutamıyorum
Şunlar gözlerindir diyorum, bakamıyorum.
Düşün kahrımdan ölmeliyim artık
Ölemiyorum.

İnanmak var olmaktır, bilirsin
İnandığımız şeyler için yaşayalım
Nice sabahlar, nice aydınlıklar
Gelecek nice günler için yaşayalım.

Sarı gülleri seversin
Sarı karanfilleri seversin
Sarı kasımpatılarını
Sarı bir dünyayı seversin
Ben sende olan bütün renkleri seviyorum
İşte tek farkımız bu
Yoksa hiçbir şey önemli değil bu dünyada
Senden başka.
Ne zulümler
Ne kavgalar
Ne günler, ne geceler hiçbiri önemli değil
Sen yaşadıkça.
Ve yaşamak hiçbir zaman
Bunca güzel olmayacak
Sen yaşadıkça.

Bir kalbim var et, kan, sinir
İki gözüm var seni görür
Ayaklarım sana gelir
Ellerim seni arar
Bir dünya ki kocaman
Bir evren ki sonsuz
Sen olmasan neye yarar

Şimdi söyle bana bütün çirkinliğimi
Yalanlarımı
Kötülüklerimi yüzüme vur artık
Utandır beni yaşadığıma
Çaresizliğimi suratıma bir tokat gibi indir
Yanağımda beş parmağının izi kalmalı
Sonra geç karşıma
Olanları unutalım
İki eski dost gibi
Her şeye yeniden başlayalım
Yeniden yaşayalım geçmiş, gelecek bütün yılları
Bütün keder ve sevinçleri paylaşalım
Sana sevinç düşsün, bana keder
Benim ellerimde kanlı diken yaraları
Senin ellerinde kanlı güller.

Bir yere yaklaşıyoruz
Kulağıma sesler geliyor
Bir gemi demir alıyor olmalı
Belki bir adam ölüyor
Ne biliyorsun
Belki de bir sona yaklaşıyoruz
Yum gözlerini her şeyi zamana bırak
Yum gözlerini nasılsa akşam olacak

Korkma yaklaş karanlığa
Orda ben varım
Çaresizliğimize, zavallılığımıza
Gel, beraber ağlayalım.

aşk

zeyyy
herkesin başına gelirken niye benim başıma gelmiyor dedirten tarzda yıldızımızın bir türlü uyuşamadığı duygular bütünü

bugün sizi mutlu eden şey

clarice starling
çooook uzun zaman önce hindistan cevizi kabukları biriktirmiştim. zamanım olduğunda bir şeyler yapacaktım kabuklarla. yaratıcı bir şeyler yapmak için yeterince zaman ayıramayınca en azından saksı olsun dedim. birkaç farklı parça vardı, saksı yapmaya en uygun şekle sahip olan parçayı boyadım önce, sonra beğenmedim, boyasız sade halinin daha estetik durduğunu düşündüm o nedenle en güzel parçam çöpe gitti. parçalardan biri o kadar kırıklıydı ki onu kullanamam diye düşünürken bir baktım babam tel gibi bir şey kullanarak birleştirmiş kırık yerlerinden, o kadar estetik olmuş ki. dik durabilmesi için bir platforma ihtiyacı vardı tabi, kamış kullanarak bir platform yapmış bir de. saksının bir bitkiye ihtiyacı vardı tabi, gidip çok sevimli bir kaktüs seçtik annemle. yanına da minnak bir süs aldık mantar şeklinde. öyle sevimli ki. babama hediye ettim tabi kaktüsü, iş yerinde masasının üstüne koysun ve sürekli beni hatırlasın diye aahahhaha. kaktüsümüzün ismini "tiny dancer" koydum, babama da söyledim adı bu diye. tiny dancer bugün babamla birlikte gitti, yerine güzelce yerleşmiş. babam bana fotoğraf attı. her şey zaten çok güzel, çok mutluyum ama babamın saksının üstüne "tiny dancer" diye yazması ve altına da dans eden bir kız çizmesi beni acayip mutlu etti, hem komik hem aşırı tatlı. şeker komasına girmişim gibi hissettim. bakın hanımefendi şu şekilde:
4

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol