Bazen yetmeyendir.
Öyle zamanlar oluyor ki “o”nun seni sevmesini istiyorsun, “o” tarafından sevilmek istiyorsun.
Bu hastalığın sebebi tevehhümü ebediyettir. (her şeyin sabit ve ebedi görünmesi) her an gelebilecek olan o ertelenemez şey gelmeden bu hastalıktan kurtulun. Hayatınızın ucuz ve değersiz olmadığını hatırlayın.
Bugünüyle yarına aynı olan ziyandadır-Hadis
Bugünün işini yarına bırakma-Atasözü
Bugünüyle yarına aynı olan ziyandadır-Hadis
Bugünün işini yarına bırakma-Atasözü
Tam şu an yaşadığım durumdur.neden böyle hissediyorum çözemedim sözlük..uykum kaçtı vallahi :(
Sen işten değil iş senden korksun
Gece uyurken açık unutulan pencere
İlk başta destek olmak için girmiştim daha sonra bağımlısı oldum😍 şimdi biraz azalttım çok şükür
Hafif kır saç, siyah bir güneş gözlüğü, bir miktar göbek, sinekkaydı tıraş, kurnazlık ve sıkıntılı durumlarda inşaatı terk edip kaçan gizemli kişilik bileşimi
Dilencisinden akademisyenine her türden insanı görmek mümkündür. Sözde çok şikayet edilir yine de vazgeçemezsiniz. Toplulukların gözde stand yeri, grupların ana buluşma noktasıdır. Güzel kız/erkek kesilir. Öğle arası oturmaya gittiyseniz anca havanızı alırsınız. Tek başına oturan birinin yanına ilişmek isterseniz önlüklü olmanız işe yarayabilir. Çaylarında hafif deterjan tadı vardır ama yine de poğaçanıza katık edersiniz. Yönetimi gizemli çalışanları tatlıdır. Ayrıca langırtı da öğrendiğim yerdir :) Kısacası bir gütf'linin 6 yıllık hayatında yeri fazladır.
yaşıyor olmak savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir...ismet özel.
Avusturyalı stefan zweig'dır. akıcılığı, betimleme gücü, anlatım tarzı olsun çok sevdiğim bi yazardır. intihar edip hayatını noktalamıştır. :((
Yav kardeşim bu bir diyalog olmalı, ben niye burada monolog çeviriyorum
'' ... yaşamın kendisi için değil de onu aşan büyük bir düşünce için, en yüce olan için yaşayanların hilesi, ona bir anlam verir ve ona ''ihanet eder''. ''
küçük çocuklara limon yedirip tepkilerini izlemek
sayılarının hiçbir anlamı yoktur. sadece bakarım, yüksek numaralı ise iyi olabilir düşük numaralı ise kötü olabilir diye düşünürüm ama asla benim için bir yargı mekanizması olamaz. sevdiğim çoğu şeyin aldığı oy düşüktür hatta bu sitede. dalga geçer arkadaşlarım ben bir şey önerince, imdb bakalım kesin kötüdür derler.
kısacası, puanlaması asla tek başına yol gösterici olmayandır benim için
kısacası, puanlaması asla tek başına yol gösterici olmayandır benim için
Asla affetmem dedikten sonra aniden gelen bir daha dünyaya gelmeyeceğiz deyip affetmemdir. Her ne kadar çok üzülmüş, kırılmış olsam da biraz zaman geçtikten sonra affederim herkes ikinci şansı hak etmez mi?
Bazen Prometheus oldum çarmıha gerilircesine
Bazen Spartaküs oldum aslanlara yem olurcasına
Bazen Cem Sultan, ilmiği boynunda Pir Sultan oldum, yâr
Bazen Şems'ini arayan Mevlana
Bazen Mevlana'yı arayan Şems
Dinginlerde Yunus, yokluğa kanat geren bir garip
Mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğüne koşarcasına geldim yâr
Bazen Spartaküs oldum aslanlara yem olurcasına
Bazen Cem Sultan, ilmiği boynunda Pir Sultan oldum, yâr
Bazen Şems'ini arayan Mevlana
Bazen Mevlana'yı arayan Şems
Dinginlerde Yunus, yokluğa kanat geren bir garip
Mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğüne koşarcasına geldim yâr
Bir sövesim var sözlük bir sövesim öyle böyle değil neyzen tevfik misali sebepsiz gelene geçene
Artık hayal etmek istemiyorum. Hayal etme gücüm de kalmadı zaten. Yoruldum
Geçtiğimiz günlerde yufkacıya kaçan eltiler vakası sosyal medyada gündem olup da dikkatimi fazlaca çektiği için ilgili bölümü seyrettim ve fantastik esra erol evrenine bu şekilde dahil olmuş oldum. gerçekten hiç beklemeyeceğimiz tipteki insanların ne kadar ilginç hayatlarının olduğuna hayretler içinde tanık oldum.
Bahsettiğim olay hatırladığım kadarıyla tam 3 adet hamide duman adında kadın içeriyordu ve bu 3 hamide duman'dan 2 tanesi eşlerini çocuklarını bırakıp aynı yufkacıya kaçıyorlardı.
Kılık-kıyafetleriyle de toplumun görece gelenekçi kesiminden oldukları izlenimi uyandıran hamide dumanlara şaşkınlık içinde, cem Yılmaz'ın "hani marjinal bizdik" sözüyle seslenmek ve entry'mi burada noktalamak istiyorum sayın yazarlar :)
Bahsettiğim olay hatırladığım kadarıyla tam 3 adet hamide duman adında kadın içeriyordu ve bu 3 hamide duman'dan 2 tanesi eşlerini çocuklarını bırakıp aynı yufkacıya kaçıyorlardı.
Kılık-kıyafetleriyle de toplumun görece gelenekçi kesiminden oldukları izlenimi uyandıran hamide dumanlara şaşkınlık içinde, cem Yılmaz'ın "hani marjinal bizdik" sözüyle seslenmek ve entry'mi burada noktalamak istiyorum sayın yazarlar :)
bir günde 2 3 film fiks izleyen biriyken şimdilerde 1 filmi bile bitiremez oldum sözlük. ders çalışma isteği, yaşama hevesi falan onları geçtim zaten...
Gazi Tıp gibi bir okulda verilmeyen kart.
Yokluğuyla servis kapısında dakikalarca bekletmişliği vardır.
Yokluğuyla servis kapısında dakikalarca bekletmişliği vardır.
ölüyoruz -Bağzıları
''ölüyoruz, sadece dinliyorlar
yarınlarımızdan bırakın bize biraz''
''ölüyoruz, sadece dinliyorlar
yarınlarımızdan bırakın bize biraz''
çocukluk crushım
sözleri belki de en güzel istekleri barındıran bir necdet tokatlıoğlu türküsü:
“kader hep gülsün sana, mutluluk gölgen olsun
lâyıksın övülmeye, lâyıksın sevilmeye
seni üzüp ağlatan hasret kalsın gülmeye”
“kader hep gülsün sana, mutluluk gölgen olsun
lâyıksın övülmeye, lâyıksın sevilmeye
seni üzüp ağlatan hasret kalsın gülmeye”
Uyuyamıyorum
Edit önceki entryleri görmemiştim şok oldum fnsns
Edit önceki entryleri görmemiştim şok oldum fnsns
Komite çıkışı her şeyi öyle bir unutuyorum ki neyi sürekli unuttuğumu yazacak kadar hatırlayamadım :')
kendimizi ifade etmek için güzel bir yoldur. konuşmaktan daha kolaydır, daha rahattır bazen. küçükken babamla tartıştığımda ya da ona bir şey anlatmak istediğimde ona mektup yazardım bazen, kendimi ifade etmek için. düşünüyorum şimdi, tam olarak neden böyle yapıyordum diye. konuşurken ağlayasım geldiği için belki, yazarken kafamı daha iyi topladığım için belki, konuşmak içimden gelmediği için belki. nedeni ne olursa olsun kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyormuşum belli ki, daha rahat hissediyormuşum yazarak anlatınca. geçen gün annemle sohbet ederken bir şey söyledi, çok şaşırdım. annem de eskiden babamla tartıştıkları zaman mektup yazarmış babama. konuşurken konu dağılıyormuş, daha da sinirleniyormuş galiba. o yüzden yazarak anlatıyormuş ne hissettiğini, ne düşündüğünü. annemin böyle bir şey yaptığından habersiz olarak benim de aynı yöntemi seçmiş olmam ilginç geldi. hoşuma gitti aynı zamanda.
sadece tartıştığımız zamanlarda ya da dert anlatmak için yazmıyordum tabi. babama çok bağlıydım küçükken, 1 haftalık bir iş seyahatine bile çıksa çok özlüyordum onu. o nedenle bazen gitmeden önce bir şeyler yazıyordum ona. bir keresinde küçük kağıtlara bir şeyler yazmıştım, muhtemelen ağlaya ağlaya. bavula koyacaktım gidince okusun diye, gizlice koymayı beceremediğim için daha evdeyken okumuştu yazdıklarımı. bir keresinde de 2 aylığına bir seyahate çıkıyordu, sevdiğim bir kitabın ilk sayfasına not yazıp onu vermiştim.
babam da yazarmış bu arada, anneme şiir yazarmış mesela. 1 tane cümle var aklımda, fena sayılmaz doğrusu. küçük clarice' in bir fotoğrafının arkasına yazı yazmış clarice daha 2 3 yaşındayken, hem de yazıyı clarice yazıyormuş gibi onun ağzından yazmış. sonra başka bir şehirde yaşayan babaanne ve dedeye gönderilmiş o mektuplu fotoğraf, ne tatlı. :)
ağlaya ağlaya neler yazdım biliyor musunuz? uzun uzun düşüne düşüne. çok şey anlattım kendi kendime. kendimizi her zaman başkalarına ifade edecek değiliz, kendimi kendime ifade etmek için de çok yazdım. kendimi anlatmak ve kendimi anlamak için. yazdığım bazı şeyleri yok etmem gerekiyor, birisinin bulup okumasını hiç istemeyeceğim şeyler yazmışım. çok his barındıran şeyler. çok fazla soru sormuşum, çok soru az cevap. bazı şeyleri sonradan tekrar okuyayım diye yazmadım ki zaten, o an ihtiyaç duyduğum için yazdım. yani yok edilmeleri sorun olmayacaktır.
güzel anıları da yazmışım. gereksiz şeyleri de yazmışım. ne yaptım, nereye gittim, ne aldım falan filan. saçma sapan şeyler bile sonradan okuyunca eğlenceli geliyor. eskiden tuttuğum günlükten 2013 2014 yılından kalma anlamsız şeyleri okumak bile keyif verici.
bir tane küçük defterim var, ortalama bir cebe sığabilecek boyutta. neredeyse her zaman çantamda taşıyorum onu. insanın ne zaman yazmak isteyeceği belli olmuyor. şiir yazmışım, dinlediğim şarkının sözlerini yazmışım, arkalara bir yerlere hasta bilgileri ve ders notları bile yazmışım. ama o defteri asıl olarak ne için kullanıyorum biliyor musunuz? yazdırmak için. sevdiğim biriyle bir yerde oturuyoruz mesela, uzatıyorum defteri bir şey yaz diye. ne isterse yazabilir, o an ne yaptığımız olur, nerde olduğumuz olur, nasıl hissettiğimiz olur, konuştuğumuz şeylerle alakalı bir şeyler olur, şiir ya da güzel bir söz olabilir vs vs. saçmalamak da serbest. bir tarih, bir de imza. anı kaydediyorum. çok özel bir şey bu benim için.
çok yazdım be sözlük, yine çok yazdım. yazmak güzel şey. kim bilir daha neler yazacağım, mutluluktan uçarken, hayal kurarken ya da ağlarken... :)
sadece tartıştığımız zamanlarda ya da dert anlatmak için yazmıyordum tabi. babama çok bağlıydım küçükken, 1 haftalık bir iş seyahatine bile çıksa çok özlüyordum onu. o nedenle bazen gitmeden önce bir şeyler yazıyordum ona. bir keresinde küçük kağıtlara bir şeyler yazmıştım, muhtemelen ağlaya ağlaya. bavula koyacaktım gidince okusun diye, gizlice koymayı beceremediğim için daha evdeyken okumuştu yazdıklarımı. bir keresinde de 2 aylığına bir seyahate çıkıyordu, sevdiğim bir kitabın ilk sayfasına not yazıp onu vermiştim.
babam da yazarmış bu arada, anneme şiir yazarmış mesela. 1 tane cümle var aklımda, fena sayılmaz doğrusu. küçük clarice' in bir fotoğrafının arkasına yazı yazmış clarice daha 2 3 yaşındayken, hem de yazıyı clarice yazıyormuş gibi onun ağzından yazmış. sonra başka bir şehirde yaşayan babaanne ve dedeye gönderilmiş o mektuplu fotoğraf, ne tatlı. :)
ağlaya ağlaya neler yazdım biliyor musunuz? uzun uzun düşüne düşüne. çok şey anlattım kendi kendime. kendimizi her zaman başkalarına ifade edecek değiliz, kendimi kendime ifade etmek için de çok yazdım. kendimi anlatmak ve kendimi anlamak için. yazdığım bazı şeyleri yok etmem gerekiyor, birisinin bulup okumasını hiç istemeyeceğim şeyler yazmışım. çok his barındıran şeyler. çok fazla soru sormuşum, çok soru az cevap. bazı şeyleri sonradan tekrar okuyayım diye yazmadım ki zaten, o an ihtiyaç duyduğum için yazdım. yani yok edilmeleri sorun olmayacaktır.
güzel anıları da yazmışım. gereksiz şeyleri de yazmışım. ne yaptım, nereye gittim, ne aldım falan filan. saçma sapan şeyler bile sonradan okuyunca eğlenceli geliyor. eskiden tuttuğum günlükten 2013 2014 yılından kalma anlamsız şeyleri okumak bile keyif verici.
bir tane küçük defterim var, ortalama bir cebe sığabilecek boyutta. neredeyse her zaman çantamda taşıyorum onu. insanın ne zaman yazmak isteyeceği belli olmuyor. şiir yazmışım, dinlediğim şarkının sözlerini yazmışım, arkalara bir yerlere hasta bilgileri ve ders notları bile yazmışım. ama o defteri asıl olarak ne için kullanıyorum biliyor musunuz? yazdırmak için. sevdiğim biriyle bir yerde oturuyoruz mesela, uzatıyorum defteri bir şey yaz diye. ne isterse yazabilir, o an ne yaptığımız olur, nerde olduğumuz olur, nasıl hissettiğimiz olur, konuştuğumuz şeylerle alakalı bir şeyler olur, şiir ya da güzel bir söz olabilir vs vs. saçmalamak da serbest. bir tarih, bir de imza. anı kaydediyorum. çok özel bir şey bu benim için.
çok yazdım be sözlük, yine çok yazdım. yazmak güzel şey. kim bilir daha neler yazacağım, mutluluktan uçarken, hayal kurarken ya da ağlarken... :)
Kadınları ilgilendiren bir fıkra.kadınları ilgilendiriyor.dünyanın en kısa fıkrasıdır bu da.iki kadın sessizce oturuyormuş ..
-sir Sinan engin
-sir Sinan engin
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?




