En uzun gece. Tıpçılar daha çok çalışabilsin diye var bence
Bu akşam canım çok çekti beşevler metroya gidip alcaktım ama yurda geç kalacağım için (yalan aslında üşendiğim için) canım çeke çeke yurda döndüm :')
"eyleme geçmeyen farkındalık pişmanlıktır."
Arkadaşlar bu konu hakkında Sinan Canan'ın bir videosu var şuraya bırakayım izleyin. Biyolojik açıklaması bu :)
https://youtu.be/JnKuS-5Kf9w
https://youtu.be/JnKuS-5Kf9w
tıp fakültesi
Doğum gününüz kutlu olsun sayın ruhsuz, dileklerinizin gerçekleştiği mutlu, sağlıklı ve huzursuzluk kavramını unuttuğunuz bir ömür geçirmeniz dileğiyle nice senelere :)
Zor günlerden geçenlerin bildiği bir şey vardır:
İnsanı yıpratan, hatta yer yer hasar bırakan dönemlerin bile bir noktada geçici olduğunu fark edersin. Gelmeyecek gibi duran iyi günlere bile zamanla alışabileceğini, hatta kendini yeniden kurabileceğini öğrenirsin. Bu süreç, her şeye rağmen insanı büyüten ve olgunlaştıran bir döneme dönüşür.
Ve yine zor günlerden geçenler şunu bilir:
Hayatında seni seven insanlar olsa bile bazı şeyler vardır ki tek yaşanır, tek atlatılır. Anlaşılmadığını hissettikçe daha fazla yıpranmak yerine, bir süre sonra bu gerçeği kabullenmeyi öğrenirsin. İşte o kabulleniş, insanı hem güçlendiren hem de özgürleştiren bir eşiğe dönüşür.
İnsanı yıpratan, hatta yer yer hasar bırakan dönemlerin bile bir noktada geçici olduğunu fark edersin. Gelmeyecek gibi duran iyi günlere bile zamanla alışabileceğini, hatta kendini yeniden kurabileceğini öğrenirsin. Bu süreç, her şeye rağmen insanı büyüten ve olgunlaştıran bir döneme dönüşür.
Ve yine zor günlerden geçenler şunu bilir:
Hayatında seni seven insanlar olsa bile bazı şeyler vardır ki tek yaşanır, tek atlatılır. Anlaşılmadığını hissettikçe daha fazla yıpranmak yerine, bir süre sonra bu gerçeği kabullenmeyi öğrenirsin. İşte o kabulleniş, insanı hem güçlendiren hem de özgürleştiren bir eşiğe dönüşür.
Anlamak için önce dinlemek gerekir. Ve insanlar dinlemeyi bilmiyorlar.
Bazen posterleri için satın aldığım dergiler.
bence direkt bir algoritması bile yok. her 15-20 kişide bir algoritması değişiyor ve yaptığı algoritmanın içine alakasız kişileri ekliyor. bu konuda snapchat kraldır. izlenme zamanına göre sıralar kafada soru işareti bırakmaz.
Hamlet
ilk olarak canlarımla bahçelide saçma sapan yürümek istiyorum, kızları yurttaki odama atmak ve onlarla minnacık odada yan odadan sessiz olun uyarısı gelene kadar gülmek istiyorum, tüm tayfa toplanıp makara dolu bir yemek yiyelim istiyorum, yine canlarımla beraber ders çalışıp mola verip rahatça ağlaşmak istiyorum, abartılı tepkilerime gülsünler, saçma salak şakalarıma gözlerini devirsinler istiyorum yine.
Lol lol hadi kop gel parti parti
Lol lol dize getir aşk kalbi kalbi
Lol lol hadi bu neyin harbi harbi
Yaşasın hayat, budur manifesto
Lolcü kardeşlerime armağan olsun. Bu da bu başlığa farklı bir giri olsun :)
Lol lol dize getir aşk kalbi kalbi
Lol lol hadi bu neyin harbi harbi
Yaşasın hayat, budur manifesto
Lolcü kardeşlerime armağan olsun. Bu da bu başlığa farklı bir giri olsun :)
Yine bir no.1 alıntısı yapalım...
'Bir taraf zengin, bir taraf fakir
Aslına bakarsan başka taraf yok'
'Bir taraf zengin, bir taraf fakir
Aslına bakarsan başka taraf yok'
"merdümgiriz". Kalabalıkları sevmeyen, insan içine çıkmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan kimse anlamlarına gelen farsça kökenli kelime. Benim genel halimi anlatıyor diyebilirim :))
Sürecin en zor kısmı benim için.
Mesela şu an ders çalışmaya başlayamıyorum ama başlasam her şey daha kolay olacak, biliyorum.
Mesela şu an ders çalışmaya başlayamıyorum ama başlasam her şey daha kolay olacak, biliyorum.
türkiyedeki "herhangi bir şey" nefreti de denebilir.
"Gelişmekte olan" ülkelerin ortak problemidir, herkes "Niye gelişemiyoruz ya??" sorusuna bir sorumlu arar. Kimisi de doktorları seçer. Normal aslında yaaani. Görmezden gelin, kibar olun, işinizi yapın geçin.
"Gelişmekte olan" ülkelerin ortak problemidir, herkes "Niye gelişemiyoruz ya??" sorusuna bir sorumlu arar. Kimisi de doktorları seçer. Normal aslında yaaani. Görmezden gelin, kibar olun, işinizi yapın geçin.
Çizgili pijamalı çocuk final sahnesi...
Favori asistanının sana tavuklu dürüm ısmarlaması.
Benim beyefendidir.
Tırnakları, parmakları, genel elinin hatları, teni o kadar düzgün ki. Güzel bir bey genel anlamda eheheh.
Tırnakları, parmakları, genel elinin hatları, teni o kadar düzgün ki. Güzel bir bey genel anlamda eheheh.
en sevdiğim üyesi yağmur. çok garip bir kafası var, hedefim onun kafasına erişmek.
Bahçası var, bağı var
Ayvası var, narı var
Atamızdan yadigâr
Bizde atabarı var
İçinde bana dair bir dey taşır ondan daha çok da severim
Ayvası var, narı var
Atamızdan yadigâr
Bizde atabarı var
İçinde bana dair bir dey taşır ondan daha çok da severim
Bir arkadaşım aşk mevsiminde olduğumuzu iddia etmişti. Dikkat etsin herkes kendine.
Bir ara bir sürü entry giriliyordu hepsini okuyamıyordum bile şimdi yine sessizleşti gibi:(
Her insanda bulunan haslet. Herkes kendinde ne varsa onu paylaşır. Alim ilim, zengin para, münafık nifak vs. Velhasılıkelam unutulmamalıdır ki insanlar bizi olduğumuz gibi bilemez, bizi paylaştıklarımızla, etrafımızda bıraktığımız izlenimlerle, yaptıklarımızla bilir
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!
Cihan padişahı emir veriyor,
“Herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz”
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.
Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.
İçine o zamanın Osmanlı İstanbul'unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.
Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.
Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:
“Herkes yediğinden ikram eder.”
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!
Cihan padişahı emir veriyor,
“Herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz”
Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.
Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor.
İçine o zamanın Osmanlı İstanbul'unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.
Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum.
Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.
Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:
“Herkes yediğinden ikram eder.”
süs eşyası olarak kullanılan, uğur getirdiğine inanılan hatta çocuk sağlığını koruduğuna dair inançları da barındıran fosil hale gelmiş kozalaklı ağaç reçineleri. içlerinde başka hayvan fosillerine de rastlanabilir tabii
Gitar olan bir ortamda bir iki şarkıları mutlaka çalınır, söylenir.
(bkz: belki üstümüzden bir kuş geçer)
(bkz: aşk durdukça)
(bkz: haydi gel içelim)
"Döneceksin diye söz ver" şarkıları mükemmel
(bkz: belki üstümüzden bir kuş geçer)
(bkz: aşk durdukça)
(bkz: haydi gel içelim)
"Döneceksin diye söz ver" şarkıları mükemmel
bazı anlar oluyor gerçekten kontrolü kaybedebiliyorum ama genel anlamda kontrol altında tutmaya çalışıyorum öfkemi çünkü beni yıpratmaktan başka bi işe yaramıyor kendileri..
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
