15.51, 20.02 gibi tersten okunuşu aynı olan saatlere denk gelince hoşuma gider.
rize yaylalarında bir mıhlama keyfine hayır demem.
Ben ve depresyon
Şehir içi Otobüsün herkese ücretsiz olduğu bir gün yaptığım otobüs kullanma hatasını henüz kabullenememişken ve o kalabalıkta otobüsten inmeye çalışırken yolculardan birinin bana söylediği “bence in, yoksa inemeyeceksin.” sözüdür.
Aynı gün, kolum o otobüste kaynağını bilmediğim çok derin bir yara almıştı ve yara izi hâlâ mevcut. Yara izime her baktığımda bu mana dolu söz üzerine düşünüyorum.
Edit:İnmeyi başardım, sonra bir kaldırıma oturup bir saat kadar ağladım. Kolumda yara, elimde kitaplar, kan ve gözyaşı…
Aynı gün, kolum o otobüste kaynağını bilmediğim çok derin bir yara almıştı ve yara izi hâlâ mevcut. Yara izime her baktığımda bu mana dolu söz üzerine düşünüyorum.
Edit:İnmeyi başardım, sonra bir kaldırıma oturup bir saat kadar ağladım. Kolumda yara, elimde kitaplar, kan ve gözyaşı…
+ "zaten ilk defa gideceğim okula, kesin herkes çok sıkı dost olmuştur şimdiye yalnız kalacağım garanti, zaten sosyalleşmekle sorunlarım var Allahım ne yapacağım ben" şeklinde düşünceler... ne giyeceğimden nasıl davranmam gerektiğine, kaybolma ihtimalinden derslerin zorluğuna bir sürü derdim var arkadaşlar. oh be, sözlüğe dert yanmayı nasıl özlemişim :dd
"Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki, neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar." Paulo Coelho
Yumurcak tv'de yayınlanan, sefiller'in çizgi film uyarlaması.
Bu her zerresiyle bir varoluş meselesiyken benden vazgeçmemi ve kabul etmemi istiyorsun.
Kini,nefreti neredeyse hiç anmayıp onlardan,onları ananlardan uzak durarak. Konu ne olursa olsun sevginin hangi türü gerekiyorsa onu ruhuma işleyip konuya içimden yaklaşarak. Elimin uzandığı yapraklara,ağaçlara,dallara,çiçeklere dokuna dokuna yürüyerek. Gökyüzüne sık sık bakıp önce mavisine dalıp sonra gözlerimi kapatıp derin bir iç çekerek. Yolda karşılaştığım hayvanlara selam verip onlarla konuşarak bazısınınsa tüylerini okşayarak. İnsanların ne dediğini düşünmeden sadece kendi içimi dinleyecek şekilde hareket ederek. Kendime,yalnızlığıma zaman ayırıp onun dediklerini kağıtlara dökerek…
Ama En çok da şükrederek. Olana,olmayana;gidene,kalana. Her şeye şükrederek.
Ama En çok da şükrederek. Olana,olmayana;gidene,kalana. Her şeye şükrederek.
Az az ama istikrarlı ders çalışmanın ne kadar önemli olduğunu anladığım sene bu oldu.
Komite komite söylemek gerekirse ilk komite toplayabildiğiniz kadar puan toplayın, mikrocular insaflı soruyo gözünüz korkmasın.
Neoplazi komitesi kolay değil! Hani bu kolaydı diyip kendinizi depresyona sokmayın.
Bundan sonraki komiteler için "Patofizyoloji" çok önemli o yüzden önce pato sonra klinik çalışıp aralara farma serpiştirmek iyi bi seçenek.
Patolojide bazı tanı koyduran görüntüler vardır. Bunlar çok çok önemli.
Klinik soruları daha çok hastalığın mekanizmasına yöneliktir. Zaten tedavi vs kısmına stajlarda gireceklerini söylüyorlar.
Farma çok nankördür. En çok tekrar edilmesi gereken ders bence farmaydı. Kafanızda ilaçları gruplandırmanızı öneririm. Sık kullanılan, ciddi yan etkileri olan, hamilelerde kullanılabilen veya ön ilaç özelliği olan ilaçlar soru değeri yüksek ilaçlardır. Ama bazen de hocaların canı ister, şunu da sorayım der ve bilemezsiniz. Sağlık olsun.
Sene içinde ders çalışırken final sınavının varlığını unutmayın. Komitelerin ardından çok kısa bir sürede resmen bütün tıbbi bilginizi tekrar etmeniz gerekecek yani sene içinde dersleri oturtmaya dikkat edin.
Biraz da ders çalışma materyalinden bahsedersek Zeitung notları tam ve pdf halinde. Patoloji için Robbins okumayı şiddetle tavsiye ederim. Murray'de özetler var, ordan mikro hızlı tekrar yapabilirsiniz. Ninja nerd ve osmosis sıkıştığınız yerde imdadınıza yetişir.
Komite komite söylemek gerekirse ilk komite toplayabildiğiniz kadar puan toplayın, mikrocular insaflı soruyo gözünüz korkmasın.
Neoplazi komitesi kolay değil! Hani bu kolaydı diyip kendinizi depresyona sokmayın.
Bundan sonraki komiteler için "Patofizyoloji" çok önemli o yüzden önce pato sonra klinik çalışıp aralara farma serpiştirmek iyi bi seçenek.
Patolojide bazı tanı koyduran görüntüler vardır. Bunlar çok çok önemli.
Klinik soruları daha çok hastalığın mekanizmasına yöneliktir. Zaten tedavi vs kısmına stajlarda gireceklerini söylüyorlar.
Farma çok nankördür. En çok tekrar edilmesi gereken ders bence farmaydı. Kafanızda ilaçları gruplandırmanızı öneririm. Sık kullanılan, ciddi yan etkileri olan, hamilelerde kullanılabilen veya ön ilaç özelliği olan ilaçlar soru değeri yüksek ilaçlardır. Ama bazen de hocaların canı ister, şunu da sorayım der ve bilemezsiniz. Sağlık olsun.
Sene içinde ders çalışırken final sınavının varlığını unutmayın. Komitelerin ardından çok kısa bir sürede resmen bütün tıbbi bilginizi tekrar etmeniz gerekecek yani sene içinde dersleri oturtmaya dikkat edin.
Biraz da ders çalışma materyalinden bahsedersek Zeitung notları tam ve pdf halinde. Patoloji için Robbins okumayı şiddetle tavsiye ederim. Murray'de özetler var, ordan mikro hızlı tekrar yapabilirsiniz. Ninja nerd ve osmosis sıkıştığınız yerde imdadınıza yetişir.
Her firak bir parça keder, bir parça vuslat. Başka bir yere. Başka bir şeye.
Muhyiddin-i Arabi der ki: “var mısın ki, yok olmaktan korkarsın?”
Dön de bir bak bastığın zemine.. sen hiç, bir yere ait oldun mu da ayrılmaktan korkarsın?
Muhyiddin-i Arabi der ki: “var mısın ki, yok olmaktan korkarsın?”
Dön de bir bak bastığın zemine.. sen hiç, bir yere ait oldun mu da ayrılmaktan korkarsın?
iyimser olmak
Hannibal. Doğru dürüst bir finali bile olamadı, rezalet.
Bir de how i met your mother var ki onun hakkında diyebileceğim bir şey yok, önceki sezonların hatrına susuyorum.
Bir de how i met your mother var ki onun hakkında diyebileceğim bir şey yok, önceki sezonların hatrına susuyorum.
The Office- Male Prima Donna (başka açıklamaya gerek yok):
https://www.youtube.com/watch?v=aQuw-TMPzzg
Chuck- En sevdiğim top 5 diziden biri olan Chuck'ın beni en öldüren sahnesi:
https://www.youtube.com/watch?v=fUUi_BEoSe0
2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda Sırbistan-Türkiye maçının son anları (çocuktum o zamanlar, taşikardiyi bu maçla öğrenmiştim):
https://www.youtube.com/watch?v=2eGA_wWn2lU
Stephen Fry, Yunan Mitolojisi üzerine olan kitabını anlatıyor:
https://www.youtube.com/watch?v=9KK2OBZIcRw
Kung Fu Panda'nın klipleri
Seth Macfarlane'nin seslendirme videoları:
https://www.youtube.com/watch?v=Fy61iYRUN1M
-Aklıma geldikçe eklerim gütfsözlük:)
https://www.youtube.com/watch?v=aQuw-TMPzzg
Chuck- En sevdiğim top 5 diziden biri olan Chuck'ın beni en öldüren sahnesi:
https://www.youtube.com/watch?v=fUUi_BEoSe0
2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda Sırbistan-Türkiye maçının son anları (çocuktum o zamanlar, taşikardiyi bu maçla öğrenmiştim):
https://www.youtube.com/watch?v=2eGA_wWn2lU
Stephen Fry, Yunan Mitolojisi üzerine olan kitabını anlatıyor:
https://www.youtube.com/watch?v=9KK2OBZIcRw
Kung Fu Panda'nın klipleri
Seth Macfarlane'nin seslendirme videoları:
https://www.youtube.com/watch?v=Fy61iYRUN1M
-Aklıma geldikçe eklerim gütfsözlük:)
Öncelikle ben “inanç” diyeceğim, dini görüş değil. İnanç her şeyin üzerindedir ve her insan inanmak zorundadır. Neye inandığınız artık estetik zevkinize kalsın. Bilime inanılmaz, bilim icra edilir. Zira kesinliklere inanılamaz. Madem herkesin bir şeylere inanıyor olması gerekir o halde zannımca en mükemmele inanmak gerekir. Sanat da felsefe de bilim de... hasılı her şey doğru ve mükemmele inanıldığı taktirde bir anlam kazanabilir. Ahlakı olanların dine ihtiyacı olmaz söylemine katılamam ama ahlaka sahip olmak da her şeyin önündedir orası ayrı. Buna karşın, ahlakımızı da vizyonumuzu da inançtan almak bizi daha güçlü kılar. Beni etkileyen olay, sorgulamadır. Neyin sorgulaması peki bu? Büyük düşünür ve sanatkarların en sonunda öyle ya da böyle bir mükemmel tasvirine varmalarının bu sorgulama. Bir yerlerde bir mükemmel var ve ben buna inanıyorum. Mükemmel olanın ahlakına inanıyorum. Mükemmel olanın vizyonuna ve disiplinine inanıyorum. İcra ettiğimiz her şeyin böylece nihayetinde tek bir noktaya varması beni motive etmekle birlikte var ediyor. Kaos algısının yanılgısı Aristoteles'in ilk nedeninde de olduğu gibi sonunda neden yaşadığımız fikrini yitirmemize neden olur. Bundan kurtulmanın tek yolu da mükemmel olana inanmaktan geçer.
Mutlu ol ✔
Hayatı seviyordur
Masaya neden masa demişler acaba?
Sürekli havaya, suya düştüğü iddia edilip; baharın gelişine bağlanıyor. Ancak cemre düştü dendikten sonra da hava kötüleşebiliyor. Çok spesifik bir bulgu değil gibi o yüzden. Bir de kime göre düştü onun da bence standardize edilmesi lazım.
bana yeni düşünce gelmiyor sanırım eskiden market listemi bile buraya yazardım son 1 aydır baya az yazıyorum. hatta ne zamandır yazmadım deyip yazmaya başlıyorum sonra yazacağım şeyin ortasına gelip bunu neden paylaşayım ki deyip siliyorum :(
Bir kere adım atmaya korkan kardeşim elimi bırakamadan adım attığım ve onu düşürmekten korktuğum için kendim düşmüştüm. Evet, boylu boyunca. Çok utanmıştım...
çalışma isteği bazen kronometreli online çalışma uygulamalarıyla, bazen çalışma düzeni size uyan bir "buddy"(?) ile, bazen yeni alınan birkaç farklı renkte kalemle sağlanabilir.
başlamadan önce kısa ve uzun vadeli çalışma planları yapılarak zihin kargaşadan kurtarılabilir. bu planlara tabii ki her zaman tam anlamıyla uyamayız ama tamamen bırakmaktansa gevşeterek de olsa sürdürmeye çalışmak istikrarlı bir çalışma düzenini inşa etmek için faydalı olacaktır.
bir mobil uygulamayla, bir buddy ile, renkli kalemlerle, yaptığımız plana uyma motivasyonuyla gaza gelemediysek... kendimizi karşımıza alıyoruz ve şu soruyu soruyoruz: eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya geldik?
başlamadan önce kısa ve uzun vadeli çalışma planları yapılarak zihin kargaşadan kurtarılabilir. bu planlara tabii ki her zaman tam anlamıyla uyamayız ama tamamen bırakmaktansa gevşeterek de olsa sürdürmeye çalışmak istikrarlı bir çalışma düzenini inşa etmek için faydalı olacaktır.
bir mobil uygulamayla, bir buddy ile, renkli kalemlerle, yaptığımız plana uyma motivasyonuyla gaza gelemediysek... kendimizi karşımıza alıyoruz ve şu soruyu soruyoruz: eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya geldik?
özgürlük tdk sözlük tanımında birincil olarak şöyle geçer: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma. bu tanıma göre eğer aklıma gelen herhangi bir düşünceyi herhangi bir yolla ifade etmekten kaçınıyorsam bu özgür olmadığım manasına gelir. günümüzde tüm ülkelerin kendine göre yasaları vardır. pek çok ülkede bazı şeyleri düşünmek ya da davranmak hak ihlaline girer. bu durumda ılımlı özgürlük veya belli alanda tutulmuş özgürlük 2021 dünyası için daha doğru bir tanım olacaktır. fakat bu tanım sözlükteki özgürlük tanımına ters düşer. bize verilen haklar doğrultusunda seçim yaparken tamamıyla serbestiz. fakat istediğimizi seçmek konusunda özgür değiliz. çünkü tek bir kişi istediğince yaşadığı anda bile diğer kişilerin istekleri göz ardı edilmiş olacaktır. tek bir kişinin özgür olması diğer tüm özgürlükler için tehdit oluşturur. bu nedenle özgür olmamak çoğu yerde özgür olmaktan üstün gelir.
saygıdeğer emolla bu ortamın saygı çerçevesinde yürüyebilmesi bazı kurallar olması gerekmektedir. takdir edersiniz ki bu platform öğrenci çabasıyla, öğrenci maddiyat ve maneviyatıyla kurulmuş olmasına karşın gazi tıp çatısı altında kuruldu. gazi tıp her ne kadar eleştirsek de saygın bir eğitim kurumudur. hiç yoktan benim gazi tıp öğrencilerinden beklentim en az okulu düzeyinde saygın ve saygılı olmalarıdır. bu nedenle bu ortamda polemiklere yer verecek, saygı çerçevesinden çıkmaya yöneltecek içeriklerin bulunmaması ve bulunanların da silinmesi geleceğin doktorlarını aynı zamanda kendinden korunması için gereklidir diye düşünüyorum. entry'inizi görmedim ama bu konuda hassasiyetleri gözettiği için admine bizzat teşekkür ederim. saygılarımla...
'İnsanların dünyasında çok fazla çelişki var' demekte deli bir arkadaşım :)
Yanınıza 10 gün boyunca şemsiye alırsınız, almadığınız 11.gün yağmur yağar.
O sene bu sene
"bunu da bileceksiniz."
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?