Bazen ikisinin benzer bazen de apayrı şeyler olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu konuda fikirlerinizi merak ediyorum :)
savaş bunlardan biridir.
Gerçekten bu hayatta bunun kadar illet bir şey yok, her savaşta belli bir kayıp oluyor ve bu kayıp sayılardan ibaretmiş gibi duruyor fakat fazlası var.
Çocukluğu ellerinden alınan, moloz yığınları arasında tepelerinden savaş uçakları geçerken oynamaya çalışan, çocuk olmaya çalışan çocuklar var; doğru dürüst uyuyamayan insanlar var, türlü türlü işkencelere maruz kalanlar var, tecavüze uğrayan kadınlar, ufacık yaşta eline silah verilenler var. Peki ne uğruna? Gerçekten ne uğruna bütün bunlar? Sırf senden değil diye karşındakine gözünü kırpmadan eziyet etmek, çoğu zaman öldürmekten beter etmek…
Anlayamıyorum.
Gerçekten bu hayatta bunun kadar illet bir şey yok, her savaşta belli bir kayıp oluyor ve bu kayıp sayılardan ibaretmiş gibi duruyor fakat fazlası var.
Çocukluğu ellerinden alınan, moloz yığınları arasında tepelerinden savaş uçakları geçerken oynamaya çalışan, çocuk olmaya çalışan çocuklar var; doğru dürüst uyuyamayan insanlar var, türlü türlü işkencelere maruz kalanlar var, tecavüze uğrayan kadınlar, ufacık yaşta eline silah verilenler var. Peki ne uğruna? Gerçekten ne uğruna bütün bunlar? Sırf senden değil diye karşındakine gözünü kırpmadan eziyet etmek, çoğu zaman öldürmekten beter etmek…
Anlayamıyorum.
Yıllar önce kitabını okuduğum filmi bu gece izleme fırsatım oldu. Kitabı okurken ağladığımı hatırlasam da olayları tam olarak hatırlamıyordum ve filmi izleyince içime bir şeyler oturdu. Nasıl tarif edilir bilmiyorum. Bazı coğrafyalardaki çocuklar için hiçbir şey yapamıyor oluşumuz, umursamazlığımız, insanların çirkinliği,.. Biz filmlerde izleyip kitaplarda okuyup geçiyoruz belki ama bir yerlerde bu şeyler gerçekten yaşanıyor. Bizim elimizden bazen hiçbir şey yapmak gelmiyor ve bazen de gerçekten üç maymunu oynuyoruz bilerek. Neyse efenim, filme dönelim biz. Film kitapla ne kadar paralel bilemiyorum çünkü dedigim gibi kitabı çok önceden okumuştum ve pek hatırlamıyorum.
Amir, Afganistan'da yaşayan zengin birinin oğlu ve yanlarında yaşayan hizmetçinin oğlu Hassan ile arkadaş. Amir oldukça sessiz, kendini koruyamayan biriyken Hassan Amir için her şeyi göze almaya hazır. Birlikte uçurtma ucuruyorlar. Afganistan'da henüz her şey tam anlamıyla bozulmamisken çocukların eglenebildigi uçurtma turnuvalarina katılıyorlar. Amir de Hassan sayesinde birinci oluyor. Her şey böyle güzel gitmiyor tabiki! Hassan'in başına gelen dilime bile alamayacağım kötü olayı görüp sessiz kalan Amir her geçen gün vicdan azabı çekiyor. Bu yüzden Hassan ve babasını evden yollamaya çalışıyor. Vicdan azabı Hassan'dan uzaklasmasina ve ona daha çok sinirlenmesine sebep oluyor. Çünkü Hassan her şeye rağmen ona iyilikle geliyor. Filmi izlerken Amir'e olan sinirim asla geçmedi ve sonunda yaptığı güzel şeye rağmen de geçmeyecek gibi duruyor. Eğer bir gün 2 saatliğine de olsa dünyadaki gerçeklere gözünüzü açmak isterseniz izleyebileceğiniz gerçek bir film.
Amir, Afganistan'da yaşayan zengin birinin oğlu ve yanlarında yaşayan hizmetçinin oğlu Hassan ile arkadaş. Amir oldukça sessiz, kendini koruyamayan biriyken Hassan Amir için her şeyi göze almaya hazır. Birlikte uçurtma ucuruyorlar. Afganistan'da henüz her şey tam anlamıyla bozulmamisken çocukların eglenebildigi uçurtma turnuvalarina katılıyorlar. Amir de Hassan sayesinde birinci oluyor. Her şey böyle güzel gitmiyor tabiki! Hassan'in başına gelen dilime bile alamayacağım kötü olayı görüp sessiz kalan Amir her geçen gün vicdan azabı çekiyor. Bu yüzden Hassan ve babasını evden yollamaya çalışıyor. Vicdan azabı Hassan'dan uzaklasmasina ve ona daha çok sinirlenmesine sebep oluyor. Çünkü Hassan her şeye rağmen ona iyilikle geliyor. Filmi izlerken Amir'e olan sinirim asla geçmedi ve sonunda yaptığı güzel şeye rağmen de geçmeyecek gibi duruyor. Eğer bir gün 2 saatliğine de olsa dünyadaki gerçeklere gözünüzü açmak isterseniz izleyebileceğiniz gerçek bir film.
sevmem, hatta hiç sevmem
Komplike birisi değilsin. Seni çözmek kolaydır. Zaaflarını keşfedip seni kırmak da kolaydır.
yunanca andro="erkek" ve gennan="üretmek" sözcüklerinden türetilip biyoloji literatürüne kazandırılmış.
androjenler, pregnenolonun vücudun çeşitli dokularında, özellikle de gonadlarda ve adrenal bezlerde dönüştürülmesiyle üretilen 19 karbonlu bir steroid sınıfını ifâde eder. androjen steroidlere örnek olarak testosteron, dihidrotestosteron (dht), dehidroepiandrosteron (dhea) ve dehidroepiandrosteron sülfat (dheas) verilebilir. popüler anlayışın aksine androjenler erkeksi fenotip ve davranışın pek çok yönünden sorumlu olmasına rağmen tamâmen erkek hormonu değildir. normal erkek fetal dönem ve doğum sonrası gelişimdeki önemine ek olarak androjenler hem modern insanlarda hem de insan olmayan primatlarda çeşitli davranışlarda önemli rol oynar ve düzeyleri davranışlardan, duygulardan, çevresel koşullardan etkilenir. örneğin üreme davranışındaki mevsimsel değişiklikler, ilişkili agonistik etkileşimler ve bölgesel saldırganlık, gonadal androjen düzeylerindeki değişimlerle alâkalıdır. benzer şekilde gonadal androjenler modern insanlarda bireyler arası fiziksel veya zihinsel rekâbet hâlinde elevasyona uğrar ve kazananlarda yüksek seviyede seyretmeye bir müddet devâm ederken kaybedenlerde düşüşe geçer. dolaşımdaki gonadal androjenlerin seviyesi potansiyel olarak diyet ve vücut kompozisyonundaki farlılıklarla ilişkili olarak modern insan popülasyonları arasında büyük ölçüde değişmektedir. androjenlerin uzun süreli, kronik olarak yükselmiş düzeyinin modern insanlarda prostat kanseri gibi ciddi hastalıklar başta olmak üzere pek çok sağlık bozukluğuyla ilişkili olduğu gösterilmiş.
androjenler, pregnenolonun vücudun çeşitli dokularında, özellikle de gonadlarda ve adrenal bezlerde dönüştürülmesiyle üretilen 19 karbonlu bir steroid sınıfını ifâde eder. androjen steroidlere örnek olarak testosteron, dihidrotestosteron (dht), dehidroepiandrosteron (dhea) ve dehidroepiandrosteron sülfat (dheas) verilebilir. popüler anlayışın aksine androjenler erkeksi fenotip ve davranışın pek çok yönünden sorumlu olmasına rağmen tamâmen erkek hormonu değildir. normal erkek fetal dönem ve doğum sonrası gelişimdeki önemine ek olarak androjenler hem modern insanlarda hem de insan olmayan primatlarda çeşitli davranışlarda önemli rol oynar ve düzeyleri davranışlardan, duygulardan, çevresel koşullardan etkilenir. örneğin üreme davranışındaki mevsimsel değişiklikler, ilişkili agonistik etkileşimler ve bölgesel saldırganlık, gonadal androjen düzeylerindeki değişimlerle alâkalıdır. benzer şekilde gonadal androjenler modern insanlarda bireyler arası fiziksel veya zihinsel rekâbet hâlinde elevasyona uğrar ve kazananlarda yüksek seviyede seyretmeye bir müddet devâm ederken kaybedenlerde düşüşe geçer. dolaşımdaki gonadal androjenlerin seviyesi potansiyel olarak diyet ve vücut kompozisyonundaki farlılıklarla ilişkili olarak modern insan popülasyonları arasında büyük ölçüde değişmektedir. androjenlerin uzun süreli, kronik olarak yükselmiş düzeyinin modern insanlarda prostat kanseri gibi ciddi hastalıklar başta olmak üzere pek çok sağlık bozukluğuyla ilişkili olduğu gösterilmiş.
Brokoliden yapılan bir salata önereyim hemen sevgili yazarlara! Brokolimizi haşlıyoruz. Haşlandıktan sonra közlenmiş kırmızı biberleri küçük küçük doğruyoruz. Kornişon turşumuzu da doğruyoruz. Brokoli, turşu ve közlenmiş biberleri bir kaba alıyoruz. Konservesinden çıkardığımız mısır tanelerimizi de kaba ekliyoruz. Hepsini bir güzel karıştırıyoruz. Azıcık zeytinyağı ve limon ekliyoruz. Birazcık da tuzladigimizda salatamız hazırrrr! Afiyet olsun efenim! :)
bazen benimdir. ruh halim sosyalleşmeye uygun olmadığında yani kısacası kendimi "yabani" hissettiğimde, bir de misafirler beni sarmayan tipler olduğunda çıkmıyordum. bazen hala çıkmıyor olabilirim, neyse. çıkmamak bir şey değil de en kötüsü ne biliyor musunuz? selam vermek için yanına gitmediğiniz misafirle evin başka bir yerinde karşılaşmak. yani misafir içeride oturuyor zaten diye düşünüp mutfaktan bir şey almaya gidiyorsun ve bir bakmışsın misafir mutfakta! utana sıkıla selam veriyorsun filan. bana bundan olmuştu 1 2 kez ve gerçekten çok mahcup hissetmiştim. o yüzden canım hiç istemese bile 10 saniyeliğine içeri girip "hoş geldiniz." demek daha mantıklı geliyor. bu arada misafirlere "hoş geldiniz." demek için yanlarına girmenin bazen benim için çok zor olduğunu, kapının önünde birkaç dakika sallanıp zıplayıp kendimi buna hazırlamaya çalıştığımı ve en sonunda annemin durumu fark edip "teyzeleri bakın bu da benim kızım." diyerek içeri girmeme yardımcı olduğunu biliyor muydunuz? odamızdan çıkmıyorsak bir nedenimiz vardı yani. :')
en sessiz ortamda çıkan seslerdir
kendime içsel olarak psikolojik terapi yaparım. özellikle dalgın ve mutsuz olduğum zamanlarda durur, geçmişte yaşadığım olayların bugünkü karakterim, korkularım, kaygılarım, güvensizliklerim, eksikliklerim üzerindeki etkilerini düşünürüm. bu şekilde bazı sorunlarımı çözmeye çalışır, kendimi teselli ederim.
mesela bir konuda özgüven eksikliği yaşıyorumdur, bunun neden olduğunu düşünürüm önce. sonra aklıma bazı olaylar gelir. o olaydaki kişileri düşünürüm, neden bana öyle hissettirdiklerini düşünürüm, onları affetmeye çalışırım. kendimi de avutup bu konuda bir suçum olmadığına ve artık o zamanki gibi toy olmadığıma inandırmaya çalışırım :) ve işe yaradığını görüyorum çoğu zaman..
pek açıklayamadım ama siz de deneyin bir tavsiye ederim, insan kendini dinlemeye başlayınca şahsi sorunlarını daha kolay çözümleyebiliyor :)
mesela bir konuda özgüven eksikliği yaşıyorumdur, bunun neden olduğunu düşünürüm önce. sonra aklıma bazı olaylar gelir. o olaydaki kişileri düşünürüm, neden bana öyle hissettirdiklerini düşünürüm, onları affetmeye çalışırım. kendimi de avutup bu konuda bir suçum olmadığına ve artık o zamanki gibi toy olmadığıma inandırmaya çalışırım :) ve işe yaradığını görüyorum çoğu zaman..
pek açıklayamadım ama siz de deneyin bir tavsiye ederim, insan kendini dinlemeye başlayınca şahsi sorunlarını daha kolay çözümleyebiliyor :)
Annem şuan duman mı dinliyor ben mi yanlış duyuyorum evet dinliyor mutluluk :))
Oda arkadaşım bu düşünce. Birkaç yıldan beri. Görmeden duramam kendisini özellikle sınavları arefelerinde
asteriks ve oburiks. farklı ağızdan türkçe konuşmaları mısırlı insanların diline yedirmeleri çok keyifli gelmişti.
Her gece
o kadar hayat doluyken bi anda her şeyden elimi eteğimi çekesim geliyor(bu dönem dönem tekrarlıyor.).e iki saniye önce "hayat çok güzel!" naraları atan sen değil miydin be highwaytohell..anlayamıyorum seni bi tuhafsın vallahi ;(
Başı öne eğilmesin
Aldırma Gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın aldırma gönül aldırma...
Aldırma Gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın aldırma gönül aldırma...
Bizim fakülte için Kemikler için sobotta kemikler çıktısı, diğerleri için netter kullanılması yeterli olacaktır
damar yolu açarken adımları karıştırsam ne olur :(
Soğuk havalarda verilen nefesin havada buhar şeklinde görülmesi. Hali hazırda soğuğun vermekte olduğu dinçlikle birlikte insanı canlı hissettirir
normalde böyle şeylere çok inanmam ama geçen cuma uzaktan gördüğüm 1,5 yaşlarında sarışın kıvırcık saçlı bebek için "ayy, bu ne tatlılık" dememle bebeğin yere kapaklanması bir oldu. sanırım cidden çocuğun enerjisini falan bozdum, bir şeyler yaptım.
Göremedik :(
ne insanlık olarak ne de ülke olarak iyiye gitmiyoruz. hayatımız bence acınası bir hal almaya başladı. yozlaşma, yolsuzluk, haksızlık, kötülük birbirine kenetlenmiş büyümeye devam ediyor. dünyanın ve ülkenin sorunlarına kafa yormak insanın mental sağlığını etkileyecek boyutlara ulaştı. gözümüzü açıp bakmaya korkar olduğumuz bir hayatı benimsedik gidiyoruz. insanlığın ahlak ve doğruluk kavramları yozlaşmaya başladı. bireyler mükemmellik olgusunu öyle yanlış anladılar ki kendilerini çeşitli hallere sokmaya başladılar. insanlar ünlü olmayı, parıltılı sandıkları bir hayatı yaşamayı çok değerli görüyorlar. eskiyi özlüyorum dostlarım. muhabbetin, samimiyetin olduğu zamanları. bizim hiç sahip olamadığımız zamanları. insanların farklılıklara saygı gösterdiği; dini, hayati, siyasi görüşleri farklı olan insanların birbirlerine duyduğu saygıdan ötürü birbirlerinin hassasiyetlerine dikkat ettiği zamanları.
Kendini kandırıyorsun.
Kurumuş çiçek.
Orada burada görülen ve kişiye gelen her çiçekten bir örnek alınır, en kalın kitabın arasına konulur, birkaç gün beklenir ardından Şeffaf Banda yerleştirilir, üstü de bantla kapatılır, bir kutuya konulur. Afiyet olsun.
Orada burada görülen ve kişiye gelen her çiçekten bir örnek alınır, en kalın kitabın arasına konulur, birkaç gün beklenir ardından Şeffaf Banda yerleştirilir, üstü de bantla kapatılır, bir kutuya konulur. Afiyet olsun.
yol (1981) - yılmaz güney
Kendinizi sevin
Şimdi size acemi cadı karakter analizi yapıyorum.
Öncelikle Karakterlerimizin hepsi özel bir okulda okuyorlardı.
Selim muhtemelen spor bursuyla gelen, memur bir ailenin en büyük çocuğuydu. Ahlak kurallarına son derece uygun yaşıyordu. Fazla düzgündü. Fazla düzgün ve iyi insanlar izlerken bize keyifli gelse aslında gerçek hayatta bu insanları yanımızda bulundurmaktan hoşlanmayız. Çünkü hepimiz hayatımızda bir kere dahi olsa yalan söyleriz ya da dedikodu yaparız. O iyi insan bu durumda yaptığımız ahlak dışı şeyleri bize mutlaka hatırlatır.
Ayşegül ebeveynlerinden değil dedelerinden zengin olarak büyümüş, istediği insan olmaktan korkmayan, hiçbir zaman maddi kaygı yaşamadığı için hırsları olmayan bir kızdı. Dolayısıyla sevmekten korkmuyordu. Hırs, özellikle de parayı kapsıyorsa sevgiyi daima geriye atarak büyür. Ancak Ayşegül'ün herkesi sevebilecek kadar hırssızdı.
Toygar muhtemelen okula bağış yapan, zengin ailenin hiç sevilmemiş çocuğuydu. Ailesi o etkinlikten bu organizasyona koşarken bakıcıların inisiyatifine kalmış fakat her türlü maddi imkana sahip biriydi. Hayattaki en büyük isteklerinden birisi muhtemelen sevgi görmekti. Hırslarına yenik düşen insanlarla geçirdiği bir ömürden sonra Ayşegül gibi insanların varlığına şahit oldu. Toygar sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen biriydi. Sevgisini maddi şeylerle kazanmaya çalıştı. Kendi bildiği tek yolla... Fakat asla başarılı olamadı. Sevilmemeye devam etti.
Öncelikle Karakterlerimizin hepsi özel bir okulda okuyorlardı.
Selim muhtemelen spor bursuyla gelen, memur bir ailenin en büyük çocuğuydu. Ahlak kurallarına son derece uygun yaşıyordu. Fazla düzgündü. Fazla düzgün ve iyi insanlar izlerken bize keyifli gelse aslında gerçek hayatta bu insanları yanımızda bulundurmaktan hoşlanmayız. Çünkü hepimiz hayatımızda bir kere dahi olsa yalan söyleriz ya da dedikodu yaparız. O iyi insan bu durumda yaptığımız ahlak dışı şeyleri bize mutlaka hatırlatır.
Ayşegül ebeveynlerinden değil dedelerinden zengin olarak büyümüş, istediği insan olmaktan korkmayan, hiçbir zaman maddi kaygı yaşamadığı için hırsları olmayan bir kızdı. Dolayısıyla sevmekten korkmuyordu. Hırs, özellikle de parayı kapsıyorsa sevgiyi daima geriye atarak büyür. Ancak Ayşegül'ün herkesi sevebilecek kadar hırssızdı.
Toygar muhtemelen okula bağış yapan, zengin ailenin hiç sevilmemiş çocuğuydu. Ailesi o etkinlikten bu organizasyona koşarken bakıcıların inisiyatifine kalmış fakat her türlü maddi imkana sahip biriydi. Hayattaki en büyük isteklerinden birisi muhtemelen sevgi görmekti. Hırslarına yenik düşen insanlarla geçirdiği bir ömürden sonra Ayşegül gibi insanların varlığına şahit oldu. Toygar sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen biriydi. Sevgisini maddi şeylerle kazanmaya çalıştı. Kendi bildiği tek yolla... Fakat asla başarılı olamadı. Sevilmemeye devam etti.
Boğaz ağrısına gargara iyi gelirmiş doktorumuz yazsın hadinmiş. Benim de gece gargara yapmadığım aklıma gelsin lavaboya giderim şöyle. Doldururum ölçeği diklerim kafaya, düşünememeye çalışırım tadını hissi; bi iki üç dört koyunlar atlıyor çitten. Birden aklıma garagaranın iğrençliği gelir ve midem bulanır. Sonra sen gel sn refleks o suyun birazını yutturt. O da haklı şimdi yutturtmasa hep kefen. Kusmak istiyorum sözlük gece gece tüm keyfim kaçtı
"çay içmem lazım." çay, çay, çay. Daha fazla çay. Karadenizli arkadaşım ve onun çay sevdası. :)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?