ben

clarice starling
bazı geceler içimde bir çığlıkla uyur, bazı sabahlar içimde bir çığlıkla uyanırım.
o çığlık hiç susmaz aslında. her zaman bağırırım ben. bazen diğerlerinin gürültüsü o çığlığı bastırır, yok olmuş gibi hissederim bazen ama o ses her zaman ordadır, sadece ben daha az duyuyorumdur ya da daha az dinliyorumdur. shhh!
1

unpopular opinion

qwerty
işyerlerinde -buna intörnlük sürecimiz de dahil- sigara molası, namaz, keyfî telefonla konuşma gibi opsiyonel mini offlar olmamalıdır. çünkü her zaman hakkı yenecek ve buna sinir olacak olan sigara içmeyen, namaz kılmayan veya keyfî telefonla konuşacak kimsesi olmayan birileri vardır.
illa olacaksa da bunun hesabı tutulup namazın 25dk sürdüyse ben de tam 25dk tamamen keyfimden hava almaya çıkıyorum tarzı bir ayarlama yapılmalıdır. çünkü sen 25dk namaz kılmayı kendinde zorunluluk olarak görüyorsun diye ben de sende bunu zorunluluk olarak görmek zorunda değilim.
bu durumu ibadete saygısızlık veya bağımlı birini zor durumda bırakmak olarak yorumlamak da patolojik olacaktır.

izafiyet

emnecbaba
gütfsözlük'teki ilk entry'mi attıran oyun olacağını bilmeyerek izlediğim oyun :) 2 ana 1 yan karakter ile ve tek mekan kurgusu ile 1,5 saat sıkmadan kendini izlettiren bir tiyatro deneyimi sunabilecek akıcılıktadır. gülüp eğlenmekten ziyade farklı 2 bakış açısının karşılıklı çatışmasını görmenin heyecanını yaşamak isteyenler için müthiş bir oyun.

--spoiler--

oyunla alakalı fikrimi de belirtmek istiyorum. önce izlemeyenler için özetleyeyim: oyunun ilerleyen kısmında, einstein'a röportaj yapmaya gelen gazetecinin aslında einstein'ın yıllardır ilgilenmediği, neredeyse varlığından bile bi haber olduğu öz kızı olduğunu öğreniyoruz. einstein karakteri de o an öğreniyor. kız ilk başta bunu çaktırmadan einstein'a alttan alttan giydiriyor. "siz insanlığa çok büyük faydalar vermiş olabilirsiniz ama ailenizle yeterince ilgilendiniz mi" gibi sorularla einstein'ın ailesiyle ilgili gerçek düşüncelerine ulaşmaya çalışıyor. einstein da gevşek gevşek "ya yemişim ailesini, ben bu dünyayı değiştirdim hayırdır" gibi cevaplar verince kadın en sonunda (haklı olarak xd) dayanamayıp, "ben senin kızınım bizi bırakıp gittin bi de arkamızdan ne gibi konuşuyorsun" gibi bir yere bağlıyor. einstein da kendisini savunuyor. oyunun güzel noktası şu ki, ikisini de dinledikten sonra hak veriyorsunuz :D bu durum oyunu gerçekten çok akıcı yapıyor. ama bence bu konuşmada einstein haklı. bu yazıyı okuyan herkesin şu anda baktığı ekran einstein sayesinde karşısında. fotoelektrik olay yaklaşık 120 yıl önce einstein tarafından keşfedildi. eğer einstein 1900lerin başında "aaa bir metale ışık tutunca elektronlarını daha yüksek enerji seviyesine çıkarabiliyormuşuz ya laaa" demeseydi teknolojide çok daha geride olabilirdik, lazer ışık diye bir şey hiç olmayabilirdi, 'ekran' diye bir şey hiç olmayabilirdi. büyük ihtimalle olurdu ama 2025 yılında olmayabilirdi. daha özel görelilik kuramından, genel görelilik kuramında, kütle enerji denkleminden bahsetmedim bile. işte tam da bu yüzden; 76 yıllık ömrüne böylesine inanılmaz buluşlar, böylesine çığır açan bilimsel çalışmalar sığdıran bir adama kimsenin "sen niye karınla ilgilenmedin, niye kızınla ilgilenmedin" diye hesap soramayacağını düşünüyorum. bu hesabı einstein'a sorma hakkına sahip sadece 1 kişi var o da kızı. işte einstein isimli tiyatro oyununun akıcı ve kendini sorgulamaya iten yapısının sebebi de bu. kız einstein'ı köşeye sıkıştırdıkça bir yandan "sen kimsin de bu adama böyle sorular soruyorsun, adam dünya tarihini kökten değiştirmiş" diyorsunuz. ama bir yandan da o soruları sormayı en çok hak eden kişinin o kadın olduğunu hatırlayıp kadına hak veriyorsunuz. hiçbir çocuk babası tarafından bu kadar ilgisiz kalmayı da hak etmez. ama hiçbir baba da einstein olamaz. işte böyle tatlı bir ikilem. ben einstein'cıyım.

--spoiler--

kitap satın alma hastalığı

leavesfromthevine
Benim kardeşimde var bundan. Hayatımın çok kısa bir dönemimde bende de vardı. Elinize geçen üç kuruşu buna yatırırsınız, madde bağımlılığından farksız yani bu konuda. Tabii onunla kıyaslanamaz ama benzetme yönümü anladınız siz. Gerçi uyuşturucu bir tarafı da yok değil hani, insanı dünyadan soyutlar kitaplar. Okudukça bambaşka biri olduğumuz da doğrudur bence. Kendini yoğurmak diyebiliriz herhalde.

iç hastalıkları

kaira
Öyle bir iç hastalıkları staj programı var ki aşağı yukarı yirmi tane yandalı olan ana bilim dalında 2 tanecik bölüme gidip konuyu kapatıyorsunuz. Mükemmel. Bu sene alacak olanlara Allah sabır versin.
2

tartışmaktan çekinmek

clarice starling
tartışmalar bir sonuca bağlanmıyorsa ve sürekli dönüp dolaşıp aynı konularla ilgili tartışmalar çıkıyorsa, tartışmanın bitiminde elde kalan tek şey incinmiş insanlar oluyorsa böyle tartışmalara girmekten kaçınmak gerekir. aynı şeyleri tartışıp durmak insanı çok yoruyor ve anca tarafların birbirine beslediği hislerin kötüleşmesine sebep oluyor. bu yüzden artık kendimi ifade etsem de anlaşılmayacağımı bildiğim, sonunda kalbimin kırılacağından emin olduğum tartışmalardan mümkün olduğunca kaçınıyorum, haklı olduğum bir konuda kendimi savunmayı dahi istemeyerek böyle tartışmalara girmekten çekiniyorum. özellikle aile içinde bir şey olduğunda konuyla ilgili söyleyecek bir şeylerim olmasına rağmen "tamam siz haklısınız, ben bir şey demeyeceğim, tartışmak istemiyorum" vb cümleler kuruyorum ve ortamdan uzaklaşarak tartışmadan kaçıyorum.

kronik eksileyiciler

armut
Olmadığına inandığım kesimdir. Eksi verme sıklığının nispeten fazla olduğu yazarları bile asla tanımadığımı bilerek yeri geldiğinde favori de yaparım. Bir düşünceyi sevmedim diye bir insanın o düşünceden bağımsız tüm düşüncelerine bütüncül ve saygısız bir tutum sergilemekten çekinirim. Belki tüm yazarların olmasa da çoğusunun benzer bir tutum sergilediği kanaatindeyim. Ayrıca toplam eksi ve artı sayısına bakılarak eksilerin ne kadar az olduğunu gözlemleyebiliriz. Her entry çok artı almasa dahi genel olarak artı alıyor. Yani entrydeki fikre katılan insan sayısı az olsa dahi eksilemek yerine artılamamayı tercih ediyorlar. Bana kalırsa kronik eksileyicimizin olmadığı gibi henüz yeterince eksileyicimiz bile yok.
1

özdemir asaf

highwaytohell
“Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bize masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden.
Büyük anneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
Demek bunun için gittiler hikâyelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden. “
...

eve gelen misafirin bir türlü gitmemesi

lospolloshermanos
Eğer misafir geldiğinde odadan çıkıp görüşülmediyse daha da odadan çıkmayıp aslında varlığı hiç mevcut değilmiş tavırlarına girilerekten uzun süreliğine F tipi oda hapsine dönüşecek durumdur. İkinci varyasyonunda Misafir eve ilk defa geliyorsa bir de odaları gezdirme merasimi vardır ki o zaman parmaklıkların kilidi kırılır… :) ufaktan yalancı bir hoşgeldinizle durum savuşturulur

siyaset

nagareboshi9
Bu süreçte arkadaşını, komşusunu, akrabasını taban tabana zıt düşüncelerde dahi olsa kırmayanlara selam olsun. Popüler söylemlere rağmen ayrışmaya, kutuplaşmaya, fanatizme direnen herkese sevgiler. Daha güzel günler görmemiz dileğiyle. <3
2

lisedeki almanca dersi

ulker cikolatali gofret sevmeyen birey
Bir keresinde hocamız sıfatları anlatırken herkesi tahtaya çağırıp bir sıfat söylüyordu sonrasında da tüm sınıfa söyletiyordu çok uzun arkadaşıma uzun sarışın arkadaşıma sarışın gibi bana geldiğinde de türkçe çirkin demişti tüm sınıfta bana bakıp almanca çirkin deyip gülmüştü :/ açıkcası sonrasında uzun bir süre bunun için depresyona girmiştim ama bunları da aştık artık diyelim sözün özü benim için pek güzel anıları olan bir dersti diyemem.
3

geceye bir şiir bırak

lavinia
Tanrı olsaydım eğer, bir gece haykırırdım tüm meleklere
Güneş sikkesini karanlığın körüne atsınlar diye
Dünya bahçesinin hizmetçilerine öfkeyle söylerdim
Sarı ay yaprağını gecenin dalından koparsınlar diye

Yarı gece ulu katımda
Öfkeyle gürleyen pençelerim dünyayı altüst ederdi
Yorgun ellerim, suskun binlerce yıl sonra
Dağları, denizlerin açık ağzına dökerdi

Çözerdim prangaları hummalı binlerce yıldızın ayaklarından
Akıtırdım ateş kanını ormanların sönük damarında
Duman perdelerini yırtardım, rüzgarın haykırışıyla
Ateş kızı estikçe dans etsin diye ormanların bağrında

Gece rüzgarın büyülü kavalına üflerdim,
Susamış yılanlar gibi yataklarından kalksınlar
Bir ömür ıslak göğüsleri üzerinde sürünmekten yorgun ırmaklar
Gecenin karanlık yatağına aksınlar

Rüzgarlara usulca söylerdim, hummalı gecenin deltasına
Kızıl güllerin esrik kokulu sandalını salsınlar
Açardım mezarları, binlerce avare ruh
Bir daha, tenlerin kalesinde saklansınlar

Tanrı olsaydım eğer haykırırdım bir gece tüm meleklere
Kevser suyunu cehennemin kazanında kaynatsınlar
Yakıcı meşale ellerinde, sakınanların sürüsünü
Cennetin yeşil taze otlağında atsınlar

Tanrısal sakınımdan yorgun, gece yarısı İblis'in yatağında
Yeni hatanın uçurumunda sığınak arardım
Tanrısal altın tacıma karşılık
Bir günahın kucağındaki karanlık acıyı tadardım

ileleme🧡
2

caspar david friedrich

red
5 Eylül 1774 doğumlu Alman ressamdır. Resimleri özellikle peyzaj cinsindendir. Çalışmalarında Romantizm akımının etkisi altında kalmıştır. Özellikle kariyerinin orta dönemlerindeki alegori peyzajları ile ünlüdür. Bu çalışmalarında karanlık silüetler, sabah sisi ve kıraç ağaçlar önemli derecede yer almaktadır. en bilinen eseri bulutların üzerinde yolculuktur. 7 Mayıs 1840 yılında ölmüştür.

1

yeni stajyerlere tavsiyeler

naturalkiller
4.sinifa yeni geçmiş nelerle karşılacagini bilmeyen ve merakla bekleyen bizlere önerilerinizi, deneyimlerinizi, sürecin nasıl işlediğini ( notlar , ders çalışma sistemi vs.) aktarmaniz güzel olurdu.. umarım üst dönemlerden çok yazar vardır. Teşekkürler şimdiden
5

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol