rasputin

gri
en büyük korkusu boğulmak olan, başına gelen onca belayı savıp yine de boğularak ölen bir papaz. Anlatılanlar muhtemelen halkın abartısı, zaten dikkat ederseniz kim varsa böyle mistik gücü olan hep 1920lere-1930lara kadar var. Sonra nedense??? hiç olmamış, olsa olsa kendini mesih zanneden adam falan çıkıyor ortaya

Mesih sanan adam:
https://youtu.be/eX2-qhdvYdA

Bu da yüzünüz gülsün diye uçan sabri:
https://youtu.be/kQndGCnt96w
1

yorulmak

armut
Dersler konusunda hissettiğim şeylerin, ders çalışmanın hayatımdan çaldığı zamanın kalan hayatımın tamamına yansıma şekli.

hayatta hiçbir şeyi hak etmediğini düşünmek

ruhsuz
Evet cnm buradaki neredeyse herkeste var olan 'sisi sendromu'nun türkçesi.

Performans odaklı yaşam..
Global kapitalizm öldürür derken şaka yapmıyorduk.

-'Ne kadar üretirsen o kadar kıymetlisin'
-'Bi dur aq
Dümdüz yatasım var şu an
Millet üretmeden de yaşıyor,noluyo sanki??'

-'Ama şehrine gelen etkinlikleri kaçırma,sana yeni perspektifler sunabilir.
Evet,onu da okuman lazım,bugüne kadar okumaman hata..
Popon yeterince yuvarlak,belin yeterince ince mi?'
-'ya bi siktir allah aşkına!
Ölüyodum en son,önemli olan mental sağlığım ve hala hayatta sevdiklerimle beraber olmam.'
-'madem öyle,neden bu çaba?'
-'sus amk,sadece varoluşum bile sevgiyle,huzurla yaşamayı hak ediyor.'

Kierkegaard gelse şu zihnimi avuturdu :)


2. dönem okulların açılma ihtimali

clarice starling
bir yandan gerçekleşmesini dilerken diğer yandan beni korkutan ve strese sokan ihtimal. staj yapmadan, pratik görmeden eğitimimizin yarım kalacağı kesin bu yüzden okul açılsın ve bir şeyleri düzgünce öğrenebileyim istiyorum. ama aylardır çok yoğun bir programla bize bilgi yüklüyorlar, çok kısa sürede çok şey öğrenmemiz bekleniyor. ben stajları iyi bir şekilde öğrenerek tamamlayamıyorum, geçiştirmelik bir şekilde çalışıyor gibiyim. bundan rahatsız oluyorum, daha iyi bir şekilde ve öğrenerek çalışmak istiyorum ama ne yazık ki çalışmak için motive de olamıyorum. açılacak mı açılmayacak mı vs belirsizlikleri sinirimi bozuyor. diyelim ki açıldı, sözlü-pratik derken kısacık sürelerde bir sürü sınav olacağız, eksiklerimi nasıl tamamlayacağım diye endişeleniyorum. aradan da o kadar zaman geçmiş olacak bu yüzden çalıştığım şeyleri de büyük ölçüde unutmuş olacağım. kısacası işin içinden nasıl çıkacağımı bilmediğim için açılması ihtimali beni korkutup geriyor:(((( açılsa bir dert açılmasa bir dert :'(

inthebleakmidwinter

inthebleakmidwinter
In the bleak midwinter, İngiliz şair Christina Rosetti tarafından 1872 yılında yazılmış 5 pasajlık şiirin adı.

Şiirin 4 pasajı, 1900'lerin başında yine İngiltere'de bestelenerek bir kilise ilahisi haline gelmiştir.



Şiir, Hristiyan içedönük teolojisinin verimli bir yansıması olarak Hz. İsa'nın beytüllahimdeki doğumunu anlatarak başlar. Beytüllahim (Hz. İsa'nın doğduğu yer-Kudüs), kasvetli bir karakışın ortasındaki çorak ve bitik bir yerdir. Tanrı ikoniğinin (Hz İsa) gelmesinden önce yerkürenin demir gibi sert ve suyun taş gibi katı kesildiği betimleniyor. İlk pasajda vurgulanan benim anlayabildiğim kadarıyla Tanrının yokluğunun statik, donuk ve soğuk olarak betimlediği. “In the bleak midwinter” ifadesi bu yorumun özeti bence.

Şiir, Yeryüzüne ilk gelişi ve Mesih olarak döneceği ikinci enkarnasyonu anlatarak devam eder. Daha sonra doğumuna eşlik eden meleklerin metafiziğine karşı Hz. Meryem'in fiziksel şefkati söz konusudur.

Şair Hz. İsa'ya ne kurban edebileceğini sorgular. Bir çoban olsa bir kuzu bağışlayabilir ya da bilgili biri olsa bununla üstüne düşeni yapabilecektir. Ancak ne malı ne de ilmi vardır.

Hiçbir şeyi olmayan biri olarak feda edilebileceği tek şeyin kalbi olduğunu anlatır.

Bazı teologlara göre şiirde anlatılmak istenen: Hz. İsa (tanrı olarak kabul edilir.) ne cennete ne de yeryüzüne sığamayacak, bu ikisinin kaldıramayacağı bir yüceliktedir ve o Mesih olarak hüküm sürmeye geldiğinde yer ve gök kaçacaktır. Benim bu yorumdan anladığım Hristiyan teolojisindeki İsa imgelemi ile mekansızlık arasındaki ilişkiyi kavramak.

“Sevmeyen kişi tanrıyı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir.”

Yuhanna'da geçen bu ayetle birlikte baktığımızda -ki Teoloji zaten bütünüyle insanın içine dönük bir tanrı imgesi ortaya koyar.- ve tanrıyı sevgi olarak içimizde kabul ettiğimizde sevgiyi kavramak, tanrıyı kavramaktır ve tanrıyı kavramak sevgiyi kavramaktır. Onun varlığı mekandan yücedir ve ona bağışlanabilecek yegane kurban kalptir.

Şiir ve bestesi, İngiltere çıkışlı olduğunu düşündüğümüzde biraz İngiliz milliyetçiliği de içeriyor pratikte. Çıktığı dönemin şartlarında popüler bir ilahi olsa gerek ki, peaky blinders'ta da sıklıkla ikonik olarak geçer. Tom'un kendi iç dünyasında, “sevgi” ve “ölüm” arasında kalınan ikilemlerin işlendiği sahnelerde kullanılıyor.




Sevginin hüküm sürmediği ve kalbin sevmeye kurban edilmediği her yer kasvetli bir karakışın ortasındadır yalnızca. Sevginin var olduğu yerde ise mekanın artık bir önemi yoktur.
2

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol