Hayat zaten oldukça zor. Gelin birbirimize daha fazla zorluk çıkarmak için çaba göstermeyelim. Dolu olduğunu anladığınız sandalyeleri bırakın, sahipleri otursun onlara...
Bugün anneler günüydü. Annemi aradım, gününü kutladım. Sonrasında bana bir konu hakkında bir şeyler anlattı, dinledim. Ama annemi haksız buldum. Anneler de haksız olabilir. Ancak benim annem haksız olamaz. Gece tekrar aradım. Beni mutsuz edecek şeyler sarf etti. Ama sesimi çıkaramadım. Çünkü annelere cevap verilmez. Ben annemi dinleyip beni mutsuz etmeyi bitirmesini bekledim. Bitirdi, kapattık. Sonra çok üzüldüm. Aralıklı olarak saatlerce ağladım. Az önce deniz dülgeroğlunun hikayelerine denk geldim. Annesinin mutsuz bir anne oluşunu ifade ettiği için, annesini eleştirdiği için annesi telefonlarını açmıyormuş. Keşke annelerin dokunulmaz olmadığı, annelerin suç işleyebileceği herkes tarafından kolayca kabul edilebilir olsaydı. Benim kendimi bir türlü sevemeyen ve tüm hatalarımı çok iyi bilen biri olmam, ayıplanırım korkusuyla yaşamaktan çekinmem, başıma bir şey gelirse diye değil de babamın onuru için yaşamam... Ailem beni hiç istemediğim o kişi yaptı ve bazı şeylerden kurtulması çok zor. Yetersiz hissediyorum. Diğer insanlara ve dünyaya karşı asla yeterli olamayacak kadar...
Yeni tanıştığım insanlara güvenmek. Doğrusu sıfırdan başlayıp 100'e gitmek iken ben 100'den başlayıp eksiltiyorum. Ama eksilen her puanda benim kişiliğimden de bir şeyler eksiliyor. Daha sert birisi olmaya başladığımı fark ettim.
en erken 24 yaşımda mezun olacağım bir fakülteye girip 4 sene de uzmanlık yapacağımı ve en az 5 sene daha evlilik düşünmediğimi tüm teyzelere açıklamak zorunda kaldığım sorudur.
Ailemizde benden büyük olan kadınların hepsi üniversite mezunu. Ülkemizin kadını her şeye sahip olup erkeğine minnet etmeyince tercih edilmiyor. Erkeklerimiz çok özgüvensiz. İstiyorlar ki kadın maddi boyundurukları altında bulunsun. Hal böyle olunca benim ailemin kadınları çok geç evlendiler. Akrabalarımız bizim ailenin kadınlarını bu konuda oldukça darladı. Fakat bir şekilde hepsi evlendiler. (30 yaşından sonra evlendiler). Sorunun tek muhatabı olarak kaldım.
Yüzümde 2 tane minik iz var. Kolumda bir minik yara izi var. Bacağımda da doğum lekesi var. Yüzümdeki izlerken birisi muhtemelen bir dikiş izi olmasına rağmen kimse başıma ne geldiğini hatırlamıyor. Ben ortanca çocuğum her şeyim araya kaynamış.
Yürüyecek kadar iyi durumda değilim ve kendimi hızlıca kurtarmak için koşmak zorundayım. Koşmayı bıraktığım anda ne kadar kötü olduğumu fark edeceğim. Yorulursam yürümek bile zor olacak.
Eskiden sıkça iltifat ederdim. Özellikle yakın arkadaşlarıma özgüvenlerinin düşük olduğu konularda iltifat ederek destek olmaya çalışırdım. Fakat sonra anladım ki benim söylediğim pembe yalanlar onların egosuna haddinden fazla yatırım yapmış. Artık sadece hak edenlere iltifat ediyorum.
Yabancılık çekmiyorum. Hep benimleymiş ve benle kalmalıymış gibi bir his var içimde. Bırakıp gidersem kader illa ki karşıma çıkaracak, biliyorum. Nereden bildiğimi anlayamıyorum fakat çok eminim. çok tanıdık bir his var içimde.
Yoksunluğunu hissettiğim duygu. Kıskanmak eksilirken beraberinde hırsı ve azmi de götürüyor.
Edit ihtiyacı: eskiden okuduğum bir okulda (aileme göre) maddi durumumumuzun öğrencilerin önemli bir kısmının üstünde kalması nedeniyle ailem tarafından mütevazı olmaya itildim. Fakat bu durum benim, hayatımdaki diğer alanlarda da bu duyguya kapılmama sebep oldu ve kıskanç olma yetimi büyük ölçüde kaybettim. Bizi dengelemesi için olumsuz duygulardan da beslenmeliyiz. Ancak ben nazardan sakınmak için mümkünse kapalı kapalı arkasında gizlenerek büyümeye alıştım. Nazara inanıyorum. Fakat ortalama bir ailede büyüyen birisi olarak elimdeki maddi ve manevi imkanların ailemin sandığı gibi göze battığını düşünmüyorum. Bence asıl nazara fazla inanmak nazarı çağırmak oluyor bence. Nazarı çağırmamaya dikkat edelim.