Bizim yurdun önünde şaşı bir ankara kedisi var. Arkadaşlarına hiç benzemiyor; yabani, agresif, şapşal bi şey. Ne zaman bahçede oturup sigara içsem bu eleman geliyor, gözlerini belertiyor. Sonra da göz temasını hiç kesmeden koşup gidiyor. Ağacına işemedim, karına mamana sulanmadım, e seni şaşı yaratan da ben değilim, nedir ya bu öfken
dün gece neydi öyle ya, yurdum yukarı bahçelide olunca mecbur yokuş yukarı dereden geçer gibi geçtim, ayakkabılarım parçalandı :d çsyi, metroyu, yurtları falan hep su basmış. buraya da olayın ciddiyetiyle alakalı birkaç video bırakmak istedim
Dögol caddesi
Beşevler metrosu
E9 çs'sinden görünen gökdelenler
Metroları su basınca kapanmışlar doğal olarak, belediye ring kaldırmış, arkadaşlarım o şekilde varabilmiş eve
Küçükken bazen annemden bir şey istediğimde "istemek serbest" derdi,"isteyebilirsin, bu yapacağımız anlamına gelmez" minvalinde
O zamanlar çok anlamıyor ve biraz da acımasız buluyordum, yenilerde ne kadar gerçek ve doğru olduğunu algılayabiliyorum
Bazen harbiden istemek serbest, ee iste nol'cak? İsteklerine her zaman kulak verip onları yerine getiremezsin, zaten aslında yetişkinlik büyük oranda isteklerini dizginlemekten geçiyormuş
endokrin ve ürogenital komitesine ayrı başlık açmak istemedim, direkt burada ağlayayım
bu komitenin zorluğu konularından değil ya, konu yoğunluğu çok ve çok dağınık. komite başında ne vardıı şimdi ne var. çok tükenmiş hissediyom, doğru düzgün çalışamadım bile bu yüzden. dönem 3 müfredatını hazırlayan ekibi çok merak ediyorum. insan gücünü aşan, böyle ondan mucizeler bekleyen bi akışı var. tamam geçer not alıyoruz da doktorluğa dair ne öğrenebiliyoruz? her şey bi sonraki ay diğer komiteye çalışırken kaybolup gidiyo :<
Gütf Tiyatro kulübünün dün muhsin ertuğrul sahnesinde oynadığı 2 perdelik oyunudur. Oyunun güzelliğinin yanı sıra 2. perde kapanışında çaldıkları edepsiz komedya ile beni zevkten 4 köşe etmişlerdir. (bkz: #37265)
Tiyatro kulübünün ben fakülteye geldiğimden beri oynadıkları bütün oyunlarına gittim (4 oyun ediyor, dünkü oyunla birlikte toplamda üç tanesinin türü komedi). Her performanslarını -sahne önü ve sahne arkası ayırt etmeden- çok beğenmeme ve takdir etmeme rağmen rahatlıkla en iyi esprilerin bu oyunda olduğunu söyleyebilirim. Çok fazla şeye gönderme vardı ve çok tatlı yerleştirilmişlerdi. Oyuncuların amerikan dublajı gibi konuşuyor olmaları ve durmadan sıktıkları oda spreyinin en arka sıralara kadar kokusunun gitmesi benim hoşuma gitti açıkçası :) diğer iki komedi oyunundan daha ilginç olmasını sağladı benim için. İşin içinde emeği olan herkesi yürekten tebrik ederim
Küçücük bir eleştiri: Hepimiz tıp fakültesinde okuyoruz ve orijinal bir şeyler ortaya koymak için gerekli emek ve zamanı her zaman sağlayamıyoruz farkındayım. Ancak komedi oyunlarının hepsinin karakter ve akış matematiğinin aynı olması oyun sırasındaki heyecanı düşürüyor, belki bu konuda biraz çalışılması güzel olabilir <3
Ps: dün ayrıca serdar kulanın doğum günüymüş, selamlama teşekküründe kutladılar, bu da böyle bir bilgi xbebjx
Senaryoları, mizahları, çekimleri çok kaliteli bir içerik üretim ekibi. Gerçekten işlerini uğraşarak, düşünerek yaptıkları çok belli oluyor. Seyir zevki yüksek komik videolar üretiyorlar. Ben favori skecimi bırakayım, keşfetmek size düşsün 🏃🏻♀️
kırdığınız üzdüğünüz ve sizinle bir daha konuşmak istemeyen insanları hatırlayın. sonra bir de yakın arkadaşlarınıza bakın. kötü biri olsaydınız yalnız olurdunuz herhalde?* o zaman niye bir taraf sizi çok seviyor da öbür taraf konuşmak bile istemiyor? çünkü siz birileri için toz pembeyken birileri için siyahtınız ve bunu muhtemelen istemeden yaptınız
*(yalnızlık ve kötülük her zaman ilişik değildir ama kötülük büyük çoğunlukla yalnızlığı getirir.)
anasayfanızı kaplamamak için geri kalanını spoiler içine alacağım. bu konuyla ilgili birkaç fikrim var..
insan karakteri bir renk spektrumu gibidir ve nadiren "hue"muz değişir. yani örneğin bir insanın karakter spektrumu mavide olsun, o insanın turuncu olması çok zordur (hue'su değişmeli), ama lacivertle bebek mavisi arasında sürekli geçiş yapar.
kime ne renk olacağımıza genelde biz karar vermeyiz, oluverir. kendi hayatınızı düşünün: çok sevdiğiniz bir arkadaşınızdan (adı lilit olsun) bazıları ne kadar nefret eder. çünkü ikinizin lilit'le ilgili deneyimi aynı değildir. lilit size denizler kadar mavi iken arkadaşınıza gece kadar koyu olmuş olabilir. sorsak ikiniz de lilit için mavi dersiniz ama lilit ikinize spektrumun farklı yerlerinden yaklaşmıştır. ve spektrumun gece mavisi o kadar kötücüldür ki lilit onların hayatındaki şeytan haline gelir.
çok soyut kalmış olabilir. yeniden kendi hayatınıza bakın: neler yaptığına şaşırdığınız arkadaşlarınız olmadı mı hiç? "bu adam bunu nasıl yapmış?" demediniz mi, veya size demediler mi "nasıl yaptın bunu?" diye? evet, samimi olmadığımız insanlara karşı genelde spektrumun ortalarında takılırız, örneğin genel olarak kırmızısınızdır ama insanlarla samimiyetiniz arttıkça spektrumun bir tarafına kayarsınız: bordoya veya turuncuya doğru.
istemeden kırdığım insanları düşünüyorum bazen. acaba bir şans daha verilse onları yeniden aynı şekilde kırar mıydım? muhtemelen evet. onları sevsem bile mi? muhtemelen yine de evet. sebebi ne bilmiyorum. ahmet arifin dediği gibi: Bu, ne ayıp ne de yasak, Öylece bir gerçek, kendi halinde
Yine beraber planlar yapıp, tutamayacağımız Son sözleri vereceğiz birbirimize Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün Sonra aramıza şehirler girecek, Hiç karşılaşmayacağız Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek