Evet evet, hemen albümü baştan dinledim zaten. Grubu adults are talking şarkısından tanıyordum meğer aynı albümdeymiş. Teşekkür ediyorum güzel öneriniz için
1- pek göz teması kurmayın. Onları kullanmak dünyanın en sıradan şeyiymiş gibi davranın
2- temas ettiğinizde heyecanlanmayın veya üzüntünüzü çaktırmayın. Nabzınızın yükseldiğini hemen fark edip "ben önemliyim" havasına girerler
3- sakın düzenli temizlemeyin. Önemlerini fark ettikleri anda kendilerini yere atmak, sağa sola fırlatmak suretiyle imha olurlar. Mesela bu hafta salı mı yıkadınız? Haftaya cumartesi yıkayın ki kafası karışsın ve değersiz hissetsin
4- sakın ama sakın o eşyayı ne kadar sevdiğinizi birine anlatmayın. Duyarlar. Onlar için gerçekleri öğrenmenin en hızlı ve garanti yoludur
5- önce siz inanmalısınız. Unutmayın eşyalar her zaman replase edilebilir. eşyalarınıza dünya malı olduklarını ve bu kadar inada gerek olmadığını anlatın ama işin sonunda onlar ne ki?? Değersiz birer paçavra!! Puh!!!
Çok sevdiğim eşyalarıma sürekli etmek zorunda kaldığımdır.
Ruj çakmağım, katanam ve şimdi de ruffleslı çorabım. Çorabım kül oldu ya? Bunu en son 4000 yıl önce urfada ibrahim peygamber yaşamıştı (bizzat kendisi)
Mutlak musibet eğrisine göre, bir eşyaya olan sevgi ve bağlılığınız arttıkça başına bir musibet gelme ihtimali artar. Eşyanızı sevdiğinizi eşyanızdan saklayarak ihtimali bir süreliğine duraklatmanız mümkün. Fakat kaçınılmaz sonu engelleyemezsiniz
19 Mayıs sadece bir tarih değil, bir başkaldırının, bir dirilişin adıdır. O gün Samsun'da yakılan meşale, bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna öncülük etti. Bugün hâlâ bir yerlerde karanlığa karşı yakılan her umut kıvılcımı, o meşalenin devamıdır.
Gençlik dediler… Umut dediler… Ve o umut, bir asırdır sönmeyen bir meşaleye dönüştü. Atatürk bu ülkeyi gençliğe emanet etti; biz de o emaneti sadece sözle değil, duruşumuzla, inancımızla ve cesaretimizle taşıyoruz. Çünkü 1919'da atılan adım, hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatanı bizlere emanet eden tüm kahramanları saygı ve minnetle anıyoruz. 19 Mayıs'ta yakılan o meşale, bir milletin yeniden doğuşunu simgeliyordu ve o umut hiç sönmedi, sönmeyecek. Her adımda, her hareketimizde, o meşaleyi yaşatmaya ve geleceğe taşımaya devam edeceğiz. 19 Mayıs, sadece bir tarih değil; özgürlüğün, direncin ve umudun sembolüdür.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!
bugün, millet iradesinin en saf haliyle temsil edildiği, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün geleceğimizin teminatı olan çocuklara armağan ettiği 23 nisan ulusal Egemenlik ve çocuk bayramı'nı kutluyoruz. bu özel günde,koltuklara çocuklar oturur.çünkü koltuklar, geleceğe umutla bakan,temiz yürekli çocuklara çok yakışır.
umarız ki büyükler de bu minik temsilcilerden ilham alır; koltukları bir amaç değil,bir araç olarak görür. Zira koltuğu sevip,sorumluluğu sevmemek... çocuklara göre değil!
bugün biz büyükler için bir hatırlatma,çocuklar içinse bir bayram. geleceğimizin ışığı olan tüm çocukların 23 nisan'ı kutlu olsun!
Hala birileri var, birileri var Ruhunu, şerefini zalimin gölgesine satmayan Birileri var, birileri var Masumun nefesini koruyan birileri var Yeter ki hep böyle kal..
Hukukun h'sinin bile kalmadığı ülke. Cumhuriyet, egemenlik, geçmiş dönemde kazandığımız her şey bir bir elimizden kayıp giderken akıl sağlığını korumanın bir yolu yok. Çok üzücü ve çok yazık.
Birine sahip olamayacağı güzellikleri bir anlığına göstermek, deneyimletmek. Bu aralar fiyatından şikayetçi olduğum için çilek örneğinden gideceğim. Hayatında hiç çilek alamayacak birini düşünelim. Bir gün o kişiyi alalım ve sadece bir günlüğüne çilek tarlasına götürelim. Çileğin kokusunu, tadını öğretelim ama bunun sadece bir günlük bir şey olduğunu asla söylemeyelim. Gün sonunda onu çileğe sahip olamayacak hayatına tekrar yolcu edelim. O kişi artık çilekten haberdar ve bir daha tadına bakamayacak. Eğer biz ona bunu hiç göstermeseydik hayatında bir çilek eksikliği hissetmeyecekti ama artık hissedecek. Bunu her türlü iyi davranışa uyarlayabiliriz. Bir şeye sahip olamamakla sahip oluyormuş gibi olup bunun farkında olmak acısal olarak farklı düzeyde seyrediyor. O yüzden sürdürülebilir olmayan iyilik iyilik midir yoksa birine yapılabilecek bilinçli bir kötülük müdür diye sorgulamakta fayda var.
bugün ders çalışmadım bi bahanem yok çalışmadım iste ama keske çalışsaydım aslında hala çalışabilirim ama çalışmicam bilmiyorum işte bu kadar diyebileceğim baska bi şey yok özür dilerim
aşağı yukarı şöyle bir akış içerir: -hocaların pratik derste soru sorması -hocam daha anlatılmadı ilk haftadayız yanıtının verilmesi -siz dönem 2 ve 3'te bunları gördünüz bu bir bahane değil karşı yanıtının alınması -eğer dönem 2 ve 3'teki bilgilerin yeterli olduğunu düşünüyorsanız neden aynı ders tekrar dönem 4'te de anlatılıyor yanıtının stajdan kalırım korkusuna sekonder olarak verilememesi -yerdeki karelerin seyredilmeye başlanması -hocanın cevabı anlatmaya başlaması -yanındaki tabletli arkadaşın hocanın söylediklerini tak taak tak tiki tak diye tablet kalemiyle yazması
(kapanış)
işbu entryde hiçbir hocaya sallanmamıştır umarım saygısızlık olarak anlaşılmaz bunlar aklımdan yerdeki kareleri sayarken geçen ufak bi şeyler.
“Biz stajyer doktoruz da sizden hastalığınız hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?” sorusundan sonra hastaya sorulan o biraz bilginin babaannesinin 3.kuşak akrabalarının son adet tarihini içermesi.
yemekhanemizin neredeyse her hafta en kötü ihtimalle 2 haftada bir çıkardığı öğrencileri aç bırakarak zorlu hayat koşullarına adapte etmenin birincil amaç olduğu yemeğimsidir. 40dk yemek sırasında bekliyosun ve tam kart basma yerine geldiğinde milletin tepsisine bakıyosun... sonra anlıyosun ki zamanın boşa geçmiş... aynı dün anatomi çalışarak kaybettiğin ve aklında hiçbir şey kalmayan zaman gibi bu da boşa geçmiş
Bizim yüzümüz hiç gülmeyecek mi? Bize reva görülen gündem bunlar mı? Birileri bir şey yapmayacak mı? Hep başkasından beklemek de doğru değil ama bu hep böyle mi gidecek?
Umut ışığımız kalmadı artık. Arada tesadüfen güzel bir şey olursa seviniyoruz.