Ölümsüzlüktür; fakat bedenen değil ismen ölümsüzlük.
Muhtemelen Pasteur'ün, Platon'un, M.Kemal Atatürk'ün, Van Gogh'un, Mozart'ın, Pascal'ın falan ulaştığı makamdır. Yüzyıllar geçse bile çoğu kişi isimlerini hatırlayacak ve onları böylece ölümsüz kılacaktır.
Düşününce milattan önce yaşamış Hammurabi'yi bilmeyen yoktur, çoğumuz ise yüz sene sonra bile hatırlanmayacağız çünkü ardımızda kayda değer bir eser bırakmayacağız. Öylece yaşayıp öleceğiz, yeryüzündeki varlığımız bir taştan ibaret olacak bir süre sonra. Hatta bazılarımız için bu da olmayacak belki. Ardımızda bir eser bıraktığımızdaysa ölümsüzlük fırsatını elde edebileceğiz ki bu pek çok kez belirttiğim gibi Dünya'da sayılı insan tarafından yapılabilmiş bir şeydir.
Dolandırıcılıktır. Bir kere ben onu, kırılmıyor diye aldım. Sen bana bunu vadettin, bu kırılmıyordu vaadin bu yani ama noldu? Telefon düştü, orada bir çizgi var. O çizgi neden oldu? Senin kırılmaz dediğin ekran kırıldı da ondan oldu! En azından ismini kırılmaz yapmak yerine “az kırılan ekran” “zor kırılan ekran” “size kırılmayan ama yere düştüğünde kırılabilir olan ekran” yapsaydınız. İşte o zaman dürüst olurdunuz ama siz, dürüst olmak istemiyorsunuz; siz, bizi kandırmak istiyorsunuz.
Böyle başlıklarda aklıma yazabileceğim hiçbir şey gelmiyor. İşte o zaman hayatımda kimseyi o anlamda sevmediğimi anlıyorum, sevseydim mutlaka aklıma gelirdi.
Habil ve Kabil'in bir çizgi filmi vardı, hatırlarsınız mutlaka çünkü en az bin kez televizyonda yayınlandı. Orada hem Kabil'den hem de Kabil'i, Habil'i öldürmesi için teşvik eden şeytan figüründen çok korkuyordum. Bu nedenle gözümün bir kısmını kapatarak izliyordum.
Ankara Kalesi'nde ruhumu teslim ettiğim gün. Cidden orayı yaya olarak kat etmek çok zormuş, bir daha asla çıkmam. Gerçi çıktığıma değdi gibi ama olsun. Bir de Rahmi Koç Müzesi'nde mavi gözlü bir kız çocuğuyla eczacılık oynadım, güzel bir gün bu yüzden.
Bence bunu ilk etapta düzgün yapamıyorum. Yani her yeni ortamda kendimle uyuşmayan insanlarla birlikte oluyorum(kötü anlamda değil, yıldızımız barışmadı anlamında :)) sonra düzeliyor ama bilemiyorum. Hayatımın her evresinde böyle oldu.
üzgün surat... a box with a question mark inside. another box with a question mark, another box with a question mark and yet another box with a question mark
Duyunca yahut görünce “bu ne ya?” Dedirten isimlerdir.
Genelde sanat filmlerinin ismi böyledir, uzun uzun kapının sahnelendiği filmler var ya onlar fakat çoğu zaman içerikle örtüşür isim ve sonunda “vay be” dedirtir.
Netter belki bazı şeylerde işe yaramıyordur. Anatomi masa arkadaşımın bir atlası var, şekle bir takla attırmadıkları kalmış. Toplam üç cilt, adını hatırlamıyorum. Edit: Dönem birler bundan alabilir bence, güzel bayağı. Netterden çok daha iyi.
Benim için sorun teşkil etmez diyen insanların yüzde doksan dokuzu, bu olayın gerçek olması halinde bir süre sonra ortalıktan kaybolacaktır.
Fiziksel özelliklerin hemen hemen hiç değişmediği hastalıklarda, zorluklarda bile insanlar birbirini terk ediyor. Böyle bir durumda ilişkiyi korumak zor. Benim başıma böyle bir şey gelse-umarım gelmez- karşımdakinden benimle olan ilişkisini devam ettirmesini beklemem, bir kere beni artık beğenmeyip bana sadece acıdığı ya da merhamet göstereceği için ilişkimizi devam ettirse benim için çok daha kötü.
Tabii buradan ahkam kesmek kolay, yaşamadan bilemeyiz.
Edit: Ayrıca ileride kanser falan olmam halinde de bunu karşımdakinden istemem.
Benim elimin yüzeyel derisine kıymık batmıştı. Fakat çıkartmayı denediğim halde içeride bir kısmı kaldı. Kendi kendine çıkabileceğini ikna ettim kendimi fakat bir süre sonra ben çıkartmak zorunda kalmıştım.
Bu yaşta bu konuda ahkam kesemem ama zor ve büyük risk bence. Çıkacak ürünün ne olacağı belli değil, neye benzeyecek bilmiyorsun. Sağlıklı olacak mı o bile belli değil. Ölene kadar sorumlu olduğun bir birey. Timsah olsan hadi neyse, kanguru bile olabilirsin o bile daha iyi bence. Ebeveynliklerinin bir sonu var, insanınkinde yok. Annem başı sıkışınca annesine koşuyor, annem kırk yaşını geçti yani düşünün. Kırk senedir sorunlarının çözümü genelde anneannemde. Zor yani, çekilecek dert değil.