Çok sevdiğim bir yiyecek. Kışın dondurmasız, yaz ve bahar aylarında dondurmalı tercih ediyorum. Kışın dondurma yiyecek motivasyonum yok çünkü. Bunla ilgili bir anım var, anlatıp gideyim artık :) Dört yaşında falandım, o güne kadar hiç kağıt helva yememişim. Bir gün babam bana söz verdi, sana kağıt helva yedireceğim diye. Ben de bu söze dayanarak bir akşam vakti babama ısrarla kağıt helva yemeye gitmemiz gerektiğini çünkü çok merak ettiğimi söyledim. O gün üşenmiş olacak ki, bana kağıt helvanın kağıttan yapıldığını ve kağıt yesem aynı şey olacağını söyledi. Ben de başladım gazete kemirmeye, sonra benimle dalga geçe geçe beni kağıt helva yedirmeye götürmüştü.
Yapılacak çok şey olduğunda; neye nereden başlasam, neyi nereden kurtarsam bilemediğimde bu his çöküyor üzerime. Nasıl geçer bilmiyorum; kendimi azar azar zorluyorum sadece, o kadar.
Nedense bu beni korkutuyor, o yüzden hep gündüz vakitlerinde otobüs yolculuğu yaparım. Otobüs firmaları çoğu zaman pek güvenli değil bildiğiniz üzere, şoförün uyuması durumu da genelde gece vakti gerçekleşiyor. Riski en aza indirmeye çalışıyorum. Hayattan bu kadar bıkıp bazı şeyleri neden bu kadar kafama taktığımı da bilmiyorum.
Dışı yeşil çikolatalı içi limonlu buzlu bir dondurma vardı. Ben bakkaldan ronaldinho dondurması diye istediğimde veriyordu, orijinal adını bilmiyorum. Geri dönse keşke. Edit: Şundan işte.
Filmi izlemedim bu yüzden bir yorumum yok fakat ben gerçekten ateşböceği görmedim. Keşke görsem ama görmedim. Mesela sizi de keşke görsem ama göremiyorum, siz ateşböceği değilsiniz, neden göremiyorum? Demek ki siz de ateşböceğisiniz.
Şalgam adlı pancarımsı bir bitkiden üretilen genelde içine siyah havuç falan da konulan içecek. Acılısı makbul olup içerken kendimi beyaz atlet giymiş göbekli 50 yaş üstü dayı gibi hissetmemi sağlıyor.
Ortaokulda, herkesin kağıda “senden hoşlanıyorum, benimle çıkar mısın” yazıp kalplerle süslediği ve bu kağıtla ilan-ı aşk ettiği dönemlerde sınıftan bir erkek arkadaşım aynen böyle bir kağıdı elime tutuşturup hiçbir şey söylememişti, ben de donup kalmıştım. Kafamı hayır anlamında belli belirsiz iki yana sallamıştım, bunun üzerine bana “irem'e vereceğim, sence nasıl olmuş?” Demişti ve o an yer yarılsa da içine girsem demiştim, tabii içimden. Dışımdan söylediğim şey “çok güzel, bence ver.” Olmuştu. Not: Kağıdın bana gelmediğine çok eminim çünkü sonra birkaç kıza daha gösterdi.
Beni on kişi falan biliyordur, ben de onları biliyorum o yüzden sorun yok ama beni bilmeyip benim bildiklerim de var…hayat bazen böyle, eşit değil, napalım.
bugün başınıza iyi bir şey gelmemiş olabilir fakat bir yılı 22 ay yaparsak 22.22.2222 tarihinde başınıza mutlaka iyi bir şey gelecektir. bunda da olmazsa, zamanda yolculuk yaparak 11.11.1111 tarihine gittiğinizde göreceksiniz ki bir atanızın başına öyle güzel bir şey gelmiş ki sizin neslinize güzellik kalmamış, tüm hakkınız orada tükenmiş. rica ederim.
Anneannemin sen seviyorsun diye yaptım böreği ve bergamotlu çayıyla daha güzel olan ev. Bir sürü terlik, ansiklopedi, anneannemin hacıdan getirdiği takılar ile daha da güzel.
ben de bunu instagram'a falan girince çok düşünüyorum, aynı şeyi arkadaşlarımdan da duyuyorum. gençliğimizi yok ettiler; umudumuzu, neşemizi, heyecanımızı aldılar. o yüzden bizimki yaşamak değil nefes alıp vermek.