Yarın şu saatte uyansam, şu kadar çalışsam… Şimdi bir hırsız gelse, apartmana girse, ayakkabıları çalsa…Eyvah! Ya bir dur be çocuğum(üst kattaki) artık, tavanı çökerteceksin!
bunun kullanıldığı vakitlerde e-okul diye bir şey henüz hayatımızda yokken, öğretmenler öğrencilerin notlarını bir deftere yazardı. Bir kere anneminkini alıp karalamıştım ve başını belaya sokmuştum birazcık. Bunları anlatıyorum ki dünya nüfusunu azaltma planımız işe yarasın.
Bazen 2016 ygs birincisi cemre efe karakaş'ın linkedin hesabına bakıyorum, kendime “sen nasıl insansın, bak millet neler yapmış” diye kızıp kapatıyorum. Not: En son Londra'daydı, bu sene bitiriyormuş okulu. Edit: Bu arada ben kendisini arada spotify'dan da takipliyorum.
Yine ve yine elimizde salak saçma şarkılar var. Henüz favorim değişmedi, her gün senin için müzik tanrısı'na dua ediyorum Bulgaristan. Edit: Ben Kuzey Avrupa ülkelerinden ümitliyim ama.
Bir ara bunun üstüne, instagram yemek sayfalarının bulabildikleri her sosu döktükleri karanlık bir dönem yaşamıştık. Allah bu millete bir daha böyle bir şey yaşatmasın.
Sana hediye alacak kimse yoksa mantıklı, sana hediye alacak biri varsa yine mantıklı. Hatta şey yapıyorum bazen ben, bir şey alıyorum kendime, hediye paketine koyduruyorum, içine not yazıyorum, çalışma masama bırakıyorum, unutmuş gibi yapıyorum, beş dakika sonra “aaa, biri bana hediye almış” cümleleri eşliğinde sürpriz(!) hediyemi açıyorum.
Sizi bir de sizden dinleyelim sorusuna cevap olan tür. Bence yazması çok zor. Olay sadece x yılında doğdum, şu şu okullara gittim değil çünkü. Her şeyi yazıyorsun, bir de hiç bitiremezsin, hayat devam ediyor çünkü. Yazanlara büyük saygım var.
sözlükte kimse yok anlaşıldı dediğim anda sayfayı yenileyip gördüğüm entryleriyle beni sözlüğe bağlayan yazarımız. buradan kendisine 128 entrysi için tek tek teşekkür ederim.
reçete defteri. her şey bilgisayara geçmeden önce doktora giderken mutlaka yanımızda bulunmalıydı ki doktor abla/abi oraya ilacımızı falan yazabilsin. çok hasta olursan çabuk biterdi. benimki augmentinle-şurup olanı- doluydu, öyle ki yazımını öğrendiğim ilk kelime olabilir. 2008'de kendisini nostalji kapsülüne yolladık, ben de augmentin'in daha az iğrenç olan hap versiyonuna geçtim zaten. edit:ayrıca sağlık karnesinin kağıdına yazı yazmak çok güzeldi, küçükken doktor olmak istememin sebeplerden biriydi.
barış manço'dan arkadaşım eşek ve ardından gelen ayten alpman'dan memleketim. bu şarkıları ne zaman duysam; öğleden sonra güneşli ve hafif rüzgarın mevcut olduğu bir havada, karne almamıza iki hafta kadar kalmışken, sınıfta şarkı söylüyormuşum gibi hissediyorum.
1907'de doğmuş, dünyamızı eserleriyle güzelleştirmiş yazar, şair, öğretmen. Kısa sayılabilecek yaşamında edebiyatımıza üç güzel romanı, birçok güzel şiiri ve hikayeyi bırakmıştır. 41 yaşındayken hayatını kaybetmeseydi kim bilir bize daha kaç tane güzel eser bırakacaktı? entry'i, kendisinin en sevdiğim romanı olan kuyucaklı yusuf ile kapatayım. "zaten, bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası; o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir."