Bazen 2016 ygs birincisi cemre efe karakaş'ın linkedin hesabına bakıyorum, kendime “sen nasıl insansın, bak millet neler yapmış” diye kızıp kapatıyorum. Not: En son Londra'daydı, bu sene bitiriyormuş okulu. Edit: Bu arada ben kendisini arada spotify'dan da takipliyorum.
Yine ve yine elimizde salak saçma şarkılar var. Henüz favorim değişmedi, her gün senin için müzik tanrısı'na dua ediyorum Bulgaristan. Edit: Ben Kuzey Avrupa ülkelerinden ümitliyim ama.
Bir ara bunun üstüne, instagram yemek sayfalarının bulabildikleri her sosu döktükleri karanlık bir dönem yaşamıştık. Allah bu millete bir daha böyle bir şey yaşatmasın.
Sana hediye alacak kimse yoksa mantıklı, sana hediye alacak biri varsa yine mantıklı. Hatta şey yapıyorum bazen ben, bir şey alıyorum kendime, hediye paketine koyduruyorum, içine not yazıyorum, çalışma masama bırakıyorum, unutmuş gibi yapıyorum, beş dakika sonra “aaa, biri bana hediye almış” cümleleri eşliğinde sürpriz(!) hediyemi açıyorum.
Sizi bir de sizden dinleyelim sorusuna cevap olan tür. Bence yazması çok zor. Olay sadece x yılında doğdum, şu şu okullara gittim değil çünkü. Her şeyi yazıyorsun, bir de hiç bitiremezsin, hayat devam ediyor çünkü. Yazanlara büyük saygım var.
sözlükte kimse yok anlaşıldı dediğim anda sayfayı yenileyip gördüğüm entryleriyle beni sözlüğe bağlayan yazarımız. buradan kendisine 128 entrysi için tek tek teşekkür ederim.
reçete defteri. her şey bilgisayara geçmeden önce doktora giderken mutlaka yanımızda bulunmalıydı ki doktor abla/abi oraya ilacımızı falan yazabilsin. çok hasta olursan çabuk biterdi. benimki augmentinle-şurup olanı- doluydu, öyle ki yazımını öğrendiğim ilk kelime olabilir. 2008'de kendisini nostalji kapsülüne yolladık, ben de augmentin'in daha az iğrenç olan hap versiyonuna geçtim zaten. edit:ayrıca sağlık karnesinin kağıdına yazı yazmak çok güzeldi, küçükken doktor olmak istememin sebeplerden biriydi.
barış manço'dan arkadaşım eşek ve ardından gelen ayten alpman'dan memleketim. bu şarkıları ne zaman duysam; öğleden sonra güneşli ve hafif rüzgarın mevcut olduğu bir havada, karne almamıza iki hafta kadar kalmışken, sınıfta şarkı söylüyormuşum gibi hissediyorum.
1907'de doğmuş, dünyamızı eserleriyle güzelleştirmiş yazar, şair, öğretmen. Kısa sayılabilecek yaşamında edebiyatımıza üç güzel romanı, birçok güzel şiiri ve hikayeyi bırakmıştır. 41 yaşındayken hayatını kaybetmeseydi kim bilir bize daha kaç tane güzel eser bırakacaktı? entry'i, kendisinin en sevdiğim romanı olan kuyucaklı yusuf ile kapatayım. "zaten, bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası; o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir."
Alüminyum oksit'in kristal formu, değerli bir taş. Safir, mavinin bir tonuymuş. Adı da buradan geliyormuş. Sadece mavisi değil yeşili, grisi falan da var sanırım. Bazı kaynaklarda gücün bazı kaynaklarda güzelliğin sembolü olarak geçiyor. Neticede pahalı bir taş. Not: Bu entry televizyondaki pırlanta reklamından ilham alınarak yazılmıştır.
Eleştiriyi, yaptığın hatayı kabullenmek. Bakınca ne var ki bunda diyorsunuz, beğenmediğini söylesin ona da hazırım diyorsunuz fakat eleştiri gelince ya da usulünce de olsa hatamız söylenince hemen kendimizi savunma çabasına giriyoruz. “O zaten ne bilir?” “Boş boş konuşuyor işte.” “Ama sen de böyle yapmıştın.” “Ama o da böyle yapmıştı.” “Tabii ki saygı duyarım ama…” Keşke karşı tarafa kendimizi savunmaya uğraştığımız kadar hatayı düzeltmeye, yaptığımız şeyi güzelleştirmeye çalışsak. Umarım ben de bu alışkanlığımdan kurtulurum; kurtulamazsam, hep yerimde sayacağım demektir.
İnsanlara o anda aslında hangi üslubun ne kadar da ofansif geldiğini bilemeyiz. Ve eleştiriyi kaldırmak da o kadar kolay bir şey değil. Bence kolay da görülmüyor. Tüm doğru bildiklerini birisi laf ediyor gibi de düşünebiliriz. Tabi olması gereken herkesin en kibar tutumla kendini törpülemesi.
İnsanlara o an düzgün bir şekilde, hakaret içermeden, nazik bir dille eleştiri yapıldığında kendilerini savunma ihtiyacı hissi geliyorsa; ben “aaa çiçek çok güzelmiş” dediğimde de onlara böyle bir his gelecek. Yani o an o insanla zaten bir şey konuşamam ben :) teşekkürler.