Sırf “güçsüzsünüz” diye, kanunlar da sizi korumadığından öylesine öldürülme riskinizin olması demektir. Sokakta yalnız yürürken sürekli tetikte beklemek demektir, evde yalnızsanız ve kapı çaldıysa kapıyı korka korka açmak hatta bir yerlerde kendinizi savunmak için bir cisim tutmak demektir, belli bir saatten sonra dışarı adım atamamaktır, taksiye korka korka binmektir, minibüste tek başınıza kalmamak için normalde ineceğiniz yerden önce inmektir, trafikte yaptığınız her hatanın cinsiyetiniz yüzünden olduğunun düşünülmesidir, ne giyeceğinize nasıl giyineceğinize erkekler tarafından karar verilmesidir, kendi bedeninizle ilgili kararları-kürtaj gibi-yine bir erkeğin vermesidir, nasıl oturacağınız nasıl konuşacağınız ve hangi mesleği yapacağınızın toplum tarafından kontrol edilmesi demektir, ileride anne olduğunuzda evdeki her sorumluluğu almanız üstüne çocuklarınızla 7/24 ilgilenmenizin beklenmesidir ve bunu eksik yaptığınızda “sen ne biçim kadınsın, annesin” şeklinde ithamlara maruz kalmaktır, belli bir yaşa gelmiş ve evlenmediyseniz arkanızdan “evde kaldı” denmesidir, evlenip boşandıysanız arkanızdan size acımalarıdır-sağ olsunlar-bazen de boşanmak ya da sevgilinizden ayrılmak istediğiniz için öldürülmektir, birinin onun sözde sevgisine karşılık vermediğiniz için sizi öldürmeyi kendisine hak görmesidir, hatta bir yabancının sizi güçsüz gördüğü için öldürmesidir, en sonunda mahkemede takım elbiseyle hakimin karşısına çıktı diye iyi hal indirimi alması ve sizin ölümü hak ettiğinizi düşünen bir sürü insanın olmasıdır. Sözün özü, bu ülkede hangi kesimden olursa olsun kadın olarak yaşamak zordur. Tüm kadınlara akıl sağlıklarını koruyabilmelerini diliyorum.
Onu özel kılan halkın her kesimini düşünmesi, kucaklaması; koltuk sevdasının olmamasıydı. Edit:Başlık için (yazar: inthebleakmidwinter) 'a teşekkürler.
Sevgili şoförler; o sinyal kolunu aksesuar olarak düşünmeyin, kullanmanız gereken yerlerde kullanın lütfen. Kullanın ki biz de yaya ya da arkanızdaki aracın sürücüsü olarak ona göre hareket edelim.
Bazı şeyleri fazla büyütüp felaket tellallığı yapıyorum. Bu, kısa vadede çevreme uzun vadede bana zararı dokunan bir durum; ayrıca bir insan benimle iletişimini keserse yüksek ihtimalle bu karamsarlığımdan, bardağın boş tarafını seviciliğimden keser.
Bu hayatı neden zor modda yaşayayım ki kolayı varken. Asla iki memurun çocuğu olmak istemezdim.Orta sınıfta doğmak istemezdim.Şüphesiz ebeveynlerim -Türkiye bazında-Sabancı ailesinden falan olsaydı hayatım çok daha farklı ve güzel olurdu.Ha bu demek değil ki anne ve babamı sevmiyorum,seviyorum ama bu zorluğu da istemiyorum.
Cumhuriyet Bayramı. Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük eserinin, halkın hak ettiği konuma getirilişinin yıldönümü. Öyle bir lider ki, gücü elinde toplamak yerine gücün esas sahibine yetkiyi teslim etti üstelik ilk seçeneği rahatlıkla yerine getirebilirdi. Sadece buradan yola çıkarak bile şunu söyleyebilirim:Türk milletinin başına gelen en güzel şey Mustafa Kemal Atatürk'tür. Kendisine ve tabii ki bütün bu inkılaplar sürecinde yanında olan büyüklerimize; bir kadın olarak eğitim görmemi mümkün kıldıkları, özgürce sokakta dolaşmamı sağladıkları, beni insan yerine koydukları için teşekkür ederim. Siz olmasaydınız biz gerçekten olmazdık.
Batırmak sizin için ne anlama geliyor bilmiyorum ama herhangi bir sınavda 20 30 civarı alıp sınıfı geçenler var. Bütün dönem 2 ve 3 genel hatlarıyla öğreniyormuş gibi çalışmamızın yeterli olduğu kanaatindeyim. Detayları stajlarda işleniyor (neredeyse her komitenin detayı) yani düşük alsanız da mühim değil. Bu işi öğrenmek için de sınıfı geçmek için de size defalarca fırsat verilecek. Hem stajda hem internken. Hocalarımız da bunun her zaman farkındalar.
Ben sana çalışmıştım biliyor musun, gerçekten çalışmıştım ama sen n'aptın? Nankörlük ettin, ardında bir iz bırakmadan beynimden çektin gittin. Görürsün, mahkemede hesaplaşacağız seninle. Edit: Sorun sende değil bendeymiş galiba, sen bana açsan davayı daha doğru olur gibi.
Bugün Rümeysa Berin Şen'i anmak adına Ankara Şehir Hastanesi hekimleri poliklinikleri 08.30'da kapatmış ve konuşma yapılmış. Bu sırada poliklinikte bekleyen bir hastadan “o doktor öldüyse bize bir başka doktor baksın.”şeklinde inanılmaz mantıklı(!)bir talep gelmiş. Şimdi bunu duyan hekimler, bu olayı öğrenen tıp fakültesi öğrencileri hâlâ ısrarla değişmeyen çalışma koşullarını da göz önünde bulundurarak bu ülkede bu insanlara neden hizmet etmek istesin? Kendi adıma konuşacak olursam, şu an ne pahasına olursa olsun gitmeye hazırım. Ben insanlığa, insani koşullarda yardım etmek istiyorum. Yoğun çalışma koşullarından dolayı kaza yapıp ölmek istemiyorum, mobbing yüzünden intihar etmek istemiyorum, bir hastanın ya da hasta yakınının beni öldürmesini istemiyorum. Ben emeğimin karşılığını almak istiyorum. Bir gün benim adıma da konuşma yapılmasın, ben de hiçbir arkadaşımın arkasından böyle bir konuşma yapmayayım istiyorum. Zaten zor bir meslek, zaten her aşaması zor evet ama neden üstlerimiz bunu daha çok zorlaştırıyor? Anlamak çok güç.
Bugün beni üzen çok şey oldu fakat en çok üzen şey kırk yılın başı utana sıkıla yardım istediğim kişinin bana yardım ediyormuş gibi görünüp aslında yardım etmemesi oldu. Bakın yardım edememesi değil, yardım etmemesi. Oysaki çok büyük bir şey istememiştim ondan, belki de insanlardan bir şey beklemek hata ama her hatasına rağmen sevdiğin insan sana bunu yapınca ister istemez üzülüyorsun işte. Ohh be sözlüğe içimi döktüm iyi oldu, çok da güzel oldu.
Sayın ileleualatyr, yanlış hatırlamıyorsam d2 idiniz. D2'nin sonları inanılmaz eğlenceli. Hatta gastro ve ürogenital gerçekten hallediliyor neuro cardio gibi değil. Dayanın siz. Aralıktan sonra çok güzel olucak hayat:)
Komite yaklaşırken soldan soldan gelendir. Benim beynimden; komiteden sonra ve dönem dört, beş, altıları görünce koşa koşa uzaklaşıyor bu düşünce neyse ki.