60 saniyede vakayı bil veya wordle türevi bir oyun. doctordle.org adresinden oynayabilirsiniz. her gün bir vaka oluyor ama arşivine erişilebiliyor. arada sırada 1. tahminde tek atmanın da, 6 tahminde de bilememenin de eğlencesi ayrı (bence)
son zamanlarda bende anksiyetesi oluşan olay, depremden beri yaşadığım her kayıpta yeni baştan alışmaya, hazmetmeye çalışıyorum ve aldığım ölüm ve hastalık haberleri beni buna -umduğum gibi- alıştırmaktan çok iyice germeye başladı, bir sabah uyanıp da anne babanın çocukluğunda hatırladığın kadar genç olmadığını fark etmek gibi bir his. tuhaf.
stajı boyunca gözümden nasıl kalpler çıktığına tüm a2 grubu şahit, servisin basıklığı bile neşemi söndüremedi sonunda bugünleri de yaşadık sevgili sözlük (sırada çocuk psikiyatri var)
aynı zamanda sözlü öncesi sesli çalışmada ilk defa bu kadar çok konuşabildiğim staj psikiyatri oldu, insan severek çalışınca okudukları aklında kalıyormuş cidden:")
bir de topluluktan beni hatırlayan asistanlar oldu, buna da çok şaşırdım ben kimse beni tanımaz rahat rahat takılırım diyordum bsjsnaks
genel hayat deneyimimi düşünürsem birkaç paragraf döşemem gerekir benim için dolu dolu bir seneydi o yüzden ders çalışmaktan bahsedeceğim naçizane. 3 haftalık stajlara 3 gün, 2 haftalık stajlara 2 gün çalışılır derler:)) çıkmış konusunda çok zayıfız (öz eleştiri) ama iyi tarafı elinizde derslerde üzerine not alınmış slaytlar varsa çoğu stajda not bile gerekmiyor. keşke drive arşivimi hepinize ulaştırabilsem
kendisiyle tanışmadan önce (2010'da falan) en merak ettiğim şeylerden biriydi bir robotla konuşma fikri. tanıştıktan sonra ise hiç sevmedim. hiçbir şey olmuyorsa bile yapay zekanın sanata dair herhangi bir şey yapması, yazı veya görsel üretmesi kesinlikle yasaklanmalı ama başlı başına varlığı bile insan zekasına hakaret bence
özledim desem döver misiniz? (en başta kendi preklinik hâlim döver ama intörnlük yaklaştıkça insan nostaljiye kapılmadan edemiyor)
son bir sözlü kaldı sözlük ondan sonra "ahh o kapı önü bekleyişlerini, sesli çalışmayı, fotoğraf çekilmeyi çok özledim kıymetini bilin" diye kafa şişirebilirim. dahiliye, pediatri filan almakta olan fih'le karşılaşmadan tabii.
geçen gün anksiyete bozuklukları dersinde özgül fobilere örnek verirken, ne olduğunu anlatırken bile çarpıntımın tuttuğu, başımın döndüğü fobim. hayal meyal hatırlayacak kadar küçükken bile aşırı büyük ve aşırı küçük kareler, daireler başımı döndürür, rahatsız hissettirirdi. hocamızın da dediği gibi bu fobileri öğrenmiyoruz fark ediyoruz, baştan beri zihnimizde varlar, ne tuhaf ve büyüleyici bir yer insan zihni:")
tanım: delik korkusu.
not: özellikle elin üstündeki bal peteği görünümü çok kötü bence. ya da süngerimsi kemik doku. ya da bazı histoloji preparatları
pure heroine albümünün emin olmamı sağladığı bir şey varsa o da bu kadının 'bilenlerden' biri olduğudur. bu işi biliyor, evreni biliyor, hisleri biliyor, insan doğasını biliyor... hangisi hoşunuza giderse.
az önce bitirdiğim 4 sezonluk sitcom. her sezon yaklaşık 13 bölüm ve her bölüm yaklaşık 20 dk. dizi baştan itibaren konusuyla, olayların içine yedirdiği felsefi tartışmalarıyla, bitişiyle insanın hamurundaki o neşeyle hüzünü hem karıştırıp hem birbirinden ayırabiliyor. (ambivalans)
oradakilerden biri olsam kapıdan geçer miydim? izlerken bunu çok düşündüm. ayrıca kapının insan hayatında neyi temsil ettiğini de düşündüm. intihar? ötanazi? ölümün kendisi?
fakültemizdeki bir grup öğrencinin tamamen kendi imkanlarıyla kendi fikirlerini ve duygularını ifade etmek için yayımladıkları bir fanzin. instagram'da kendilerini takip edebilirsiniz(:
tamino'nun şu andan 27 gün sonra çıkaracağı 3. albümünün ismidir. şimdiye kadar oradan birkaç parça yayınladı (sanctuary, babylon) fakat konserlerinde söylediği veya youtube'a yüklediği unofficial şarkıları da var albümden (my heroine, dissolve)
geçebilirsem bana sözlü hediyesi olacak bu albüm mayıs'taki konseri öncesi. o konserin de bir sözlü hediyesi olacağını umuyorum (yine, geçebilirsem)
merakla bekliyoruz 🥹
2026 editi: işler entry'de yazdığım gibi gitmedi pek ama hayat tam da bu demek, değil mi? ama o konsere gittim, ve evet bir sözlü hediyesi oldu o konser bana🫠
24 isimli şarkıları iki sene önce bana akşamlar boyu çevreyolunu izletmişti, kafayı kırdım mı topladım mı hâlâ bilmiyorum ama o yaz kalıcı bir şeyler oldu kesinlikle
bakalım cidden 24 olunca şarkıyla hemfikir olacak mıyım...
genevva'nın şarkısı. en sevdiğim diyeceğim ama açıkçası bildiğim tek şarkısı:) sözleriyle ve melodisiyle beni içine, o hortumun içine alabiliyor ve bir süreliğine nerede ne yapıyor olursam olayım gerçeklikten sıyrılıp dinginleşmemi sağlayabiliyor
çünkü ben hayat hakkında derin konuşmaları severim, bir şarkıyla yapıyor olsam bile...
sanırım böyle şarkılar arasına sundial'ın 24'ünü de ekleyebilirim. ya da lorde'dan ribs
sizin hayat hakkında karşılıklı derin sohbetler ediyormuş gibi hissettiğiniz şarkılar var mı sayın yazarlar?
Grup arkadaşlarınla o uyumu yakalayamamak, "hasta hazırlayacağım"ın diline yapışması, sekreterlerden hastalardan yakınlarından kaba saba laflar işitmek, çocukların bazen beyaz rengi görünce çığlığı basıp bazen gelip sarılması... karışık duygular kısaca. Preklinikteki her şey için pişmanlık duymak. Daha çok gezmediğin için de daha çok çalışmadığın için de. Bilgi eksiğin için de. Umarım dahiliye+pediatri bittikten sonrası daha çok sarıyordur, şimdilik özetle dönem 4 = her gün çekilen bel ağrısı diyebilirim
Not: henüz hiçbir pratikte bayılmadım, kendimden bu sene için en çok beklediğim şey oydu
Bu basligi acmaya gelirken coktan var olacagini hic dusunmemistim 🤯 birkac senedir severek kullandigim uygulamadir. -bir kisi haric mektuplastigim herkesin beni ghostlamasi -rastgele bir eslesme varsa karsimdakinin ya endonezya ya hindistandan olmasi gibi handikaplari olsa da cok sevdigim bir rus arkadas edindim o uygulamadan. Uygulamanin begenmedigim diger bir yonu: insanlari kirmaktan, reddetmekten cok cekindigim icin ilgimi cekmeyen, sacma sapan mektuplara bile kendimi zorlayarak cevap yaziyorum. Sonra da cevabim ghostlaniyor dedigim gibi. Biraz sinir bozucu.
Simdilerde kendimi egitmeye calisiyorum. Her gordugumuz profile mektup yazamayiz, her yazana cevap veremeyiz, bazi insanlar salak olacak onlara hak ettiklerini dusundugumuz seyleri icimizde biriktirmeden soylemek lazim, bazilari da dumduz bizi sevmeyecek bu da dogal (genel) Egitimim basarili olursa burayi da editlerim :d
Türk biriyle birlikte olup hamile olduğu dönemlerde tanıdığım, sonradan çocuğuna ender ridley adını veren ve bu Türk kişiden (bkz: alev aydın) ayrılan şarkıcı. Bence çok güzel bir kadın ve sesini de beğeniyorum. Son albümünü (bkz: the great impersonator) dahiliye çalışırken bayağı dinlemiştim.
Not: oğluna verdiği iki isim de unisex olduğu için Türk ve yabancı fanları birbirine çocuğun cinsiyetini soruyordu bir dönem
Not 2: oldukça acılar çekmiş biri. Hayatına ve gücüne hayranım açıkçası. Son birkaç yılda lupus ve t hücreli lenfoma tanısı almış. Annesi de meme kanseri tedavisi görüyordu en son.
Cevabım her ne kadar psikiyatri olsa da bugün 'topluluk' kavramını aratarak ilgili bir başlık var mı diye bakma sebebim şunu söylemekti: topluluk işleri preklinik bittiği gibi bitmeli. Stajlarda gerçekten çok yorucu oluyor
bu başlığa zamanında entry girmiştim ama kendimi stalklarken utanıp sildim. ilele hanımın yeri bende o zaman da ayrıydı hâlâ da ayrıdır 🥹 şu sıralar sözlükte aktif olan az sayıda kişiden biriymiş kuşlar söyledi.
En son bir arkadaş ucu açık, yeşil bir fosforlu kalemle yer tutmuştu, kalemi bir fiskeyle yana yuvarlayıp oturmuştum. Bir daha görürsem yine otururum. Kendisine buradan selam olsun kızmadım çok güldüm çabasına saglik