Şanssız. İnsanlar bazen çok kaba ya da kötü olabiliyorlar. Kaba ya da kötü insanlar toplumdan dışlandıkları zaman içinde bulundukları durumu şanssızlık olarak tanımlayabilirler. çünkü kimse böyle insanlara nasıl biri olduğunu söyleyecek cesarete sahip değildir. Fakat bazı insanlar sadece yeni bir güne uyandıkları için yani aslında yaşamaya devam ettikleri için şans kavramından uzaklaşmaya başlarlar. Şanssız olurlar. Hayat onlara kötü senaryolar yazmıştır. Ve gerçek şanssızlar kötü olanla karşılaşılacağını bilerek yaşamaya devam etmek zorundadırlar.
Kendinizi hep kötü şeyler olacakmış gibi şartlandırıyorsunuz gibi geliyor bana. Bu belki de kolayınıza geliyordur. Şanssız olduğunuzu kabul etmek sizi içinde olduğunuz durumda biraz teselli ediyor belki. İnanın bana geçecek bu günler. Hiç öyle teselli cümleleri değil bunlar. Seri yıllar boyunca mutlu olduğunuz günleri de yaşayacaksınız. Şüphem yok.
“çünkü kimse böyle insanlara nasıl biri olduğunu söyleyecek cesarete sahip değildir.“ harika bir cümle olmuş. Durumları yazıya dökme konusunda kabiliyetlisiniz.
Objektif olmak için çok çabalayan biriyim. Ve sahip olduğum hayata ve yaşam şartlarıma göre ben gerçekten çok umutlu bir insanım. Ve umutla gülerek başladığım her gün elimden gelmeyen şeylerden dolayı beni üzecek şeyler yaşayıp duruyorum. Umut etmekten yorulduğum günler oluyor. Bugün de o günlerden birisi.
Ruhum dinlenmez. Uyursam geçer sanabilir fakat tüm gün uyusa dahi geçmez. Ruhum alışabilir sadece. Panikle ve korkuyla yaşamaya alışır. Bir de büyüdükçe zamanla her şeyin düzelmediğini aksine kötüleşebileceğini öğrenir.
Yeniden yapılmak adına 2 sene kapalı kalmadan önceki hali çok güzeldi. 7/24 açıktı. Bazı yollarla başka okullardan arkadaşlarımızı da içeri girdirebiliyorduk. Şu an pandemi koşullarının da etkisiyle sanırım zaman kısıtlaması tabi tutuluyor.
Fransız postası'ndaki performansını çok sevmekle birlikte aynı sene içerisinde gösterime giren dune filminde çelimsiz, beceriksiz, salak oğlan rolüyle beni rahatsız etmiş oyuncu.
Lisedeki ODTÜ gezimizde ODTÜ öğrencileri tarafından öğrendiğim müzik grubu. Bütün lise öğrencileri arasında 1 kişi biliyordu grubu. Odtülüler bu duruma biraz içerlediler.
Bir gün bana bir şey olursa hala beni tanımayan insanlara kim olduğumu söylemekten çekinmeyin lütfen. Ve benim çoğu kişiye ifşa olduğumu bilmeme rağmen mümkün olduğum kadar kendim gibi yazdığımı hatırlayın. Bir gün bu sözlükte ya da denk geldiğiniz tüm yazılı mecralarda fikirlerinizi açık etmekten kaçınmayın lütfen. Düşündüğümüz sürece varoluyoruz. Ve fikirlerimiz bizim sonumuza rağmen düşünmeye devam edebilirler.
Yanlışlıkla depresyon tanısı aldığım gün, ağlayarak tüm problemlerimi anlattığım odadaki kişi ben odadan çıktıktan sonra arkamdan gelip şey demişti "anlattığın şeyler rahatlamana sebep olur. Fakat sonrasında yalnız kaldığında yine eski haline dönersin. Bu nedenle iyi olduğunu sanabilirsin ama daha kötü olacaksın" demişti. Bu sözler bende şok etkisi yaratmıştı. Çünkü cidden tünelin ucundaki ışığı gördüğümü sanmıştım. Sonra anladım ki kendi yalnızlığımdan kaçıp başkalarının kalabalığına sığınarak kendimi ve dertlerimi iyi oldu sanıyormuşum. Ama hiç iyi olamamışım. Ben depresyonu yıllarca koynumda beslemişim. Kendimle büyütmüşüm. Varlığını inceden inceden reddetmişim. Kalabalıkta huzura erdim sanıp aslında kalabalıktan korkmuşum. Başkaları mutlu olsun diye yaşayıp yaşamaktan zevk almamışım. Ben varlığını inkar ettiğim her şeyin benim varlığımın dizlerinin dibine sığındığını görmekten kaçmışım.
Kardeşi neşe karaböcek'in eşi Atilla Alpsakarya ile 1975 yılında evlenen şarkıcı. İçimde aldatılmayı kaldıramayacağını bildiğim kadın tarafım mümkünse hiçbir şarkıyı Gülden Karaböcek'ten dinlemez.
Bu şarkı olaylı evlilikten 2 sene sonra,1977 tarihli bir albümle çıkan bir Neşe Karaböcek şarkısıdır. "Seni buldum ya" gerçekten bir bulunuş değil kayıp öyküsüdür.
Çocukluk arkadaşım olan bir kız saldırıya kurban gitmişti. Benden 2 yaş küçüktü. O yıllarda okumaya çok meraklı bir çocuktum. O günki günlük yerel gazeteyi okumaya teşebbüs etmiştim fakat gazete elimden alınmıştı. Anlam verememiştim. İlk sayfada arkadaşımın ölümü yazıyormuş.
Eskiden bu duruma çok sık maruz kalıyordum. Sonradan fark ettim ki benim de problemli tavırlarım varmış. Tamamen düzelmesem de güzelleştiemeye çalıştım. İğneyi de çuvaldızı da kendime doğrultuyorum.
Yalın'ın bu şarkısını ortaokuldayken dershane zamanlarımda çıkmıştı. Çok güzel bir kız vardı ismi Simaydı. Erkeklere kur yapmak için arkadaşlarıyla sınıfta bu şarkıyı açıp dans ederdi. Yaşımız 13-14 civarlarında... Simayla daha öncesinde kötü bir anım olmuştu. arkadaşıyla iddiaya girmişti ve arkadaşına kaybetme cezası olarak bana çıkma teklifi etme cezası vermişti. Arkadaşı için ceza olmamın sebebi ise çok çirkin olduğumun düşünülmesiydi. Çok asosyal, korkak, pısırık biriydim. Kendimi fiziksel olarak yetersiz bulduğum her an nedenini sorgularken bunu tetikleyen ilk insanlardan birinin Simay olduğunu hatırlıyorum. Sonra büyüdüğümü hatırlıyorum. Keşke bu şarkı son ses dinlenirken içimden dans etmek geçerken ben de dans edebilseydim diyorum. Çünkü edebileceğim tüm danslar, giyebileceğim tüm kıyafetler, gidebileceğim tüm yerler bir başkasının beğenisini kazanmak için değil; kendimi iyi hissettiğim için, ruhuma iyi geldiği için yaptığım şeyler.
Bu şarkı çıkalı neredeyse 9 sene olmuş. Simay ve yandaşları beni çirkin bulalı 10 sene kadar olmuştur öyleyse.