Sevgi. Hiçbir beklentimiz olmadan saf bir dille söylediğimiz sevgi sözcükleri boğazımızda birer birer diziliyor ya da cevapsız bırakılıyor. Sevgimizi tüketiyoruz.
küçük kardeşim ben lisedeyken doğdu. Üniversiteye gidene kadar evdeki en büyük çocuk ben olduğum için annemin işi çıktığında ya da yorulduğunda kardeşime yarı annelik yaptım. Altını da değiştirdim, yemeğini de yedirdim, üstünü giydirip parka da götürdüm, banyosunu da yaptırdım, bebek arabasına koyup sokakları da gezdirdim, geceleri uyuttum... Büyüdükçe daha şımarık bir çocuk olsa da ve bazen ona çok sinirlensem de kardeşim benim ilk bebeğim, ilk annelik deneyimim oldu. İyi ki doğmuş.
Dış dünyadaki insanlar tarafından dertsiz kabul edilen kişidir. Herkesin bozuk psikolojisi bu insana yük olur. Bu insan hiçbir zaman acıya, üzülmeye, kırılmaya geçmemelidir. Gelirse acısı ciddiye alınmaz. Ayrıca böyle şeyler yapılmamalıdır. Herkesin bir kere de olsa yaşadığı kaldırılamaz türden acılar vardır.
Şayet o kişi doğruysa zamana ve mekana karşı gelip kendi doğrularına sığınıp yeni bir yol açabilir. Fakat ömür denen şey 75 sene. Kuytuda bir yol açıp o yoldan gitmenin bedelini kimse bilemez.
Yer yer ben olabilirim. hatalı olduğumu fark edersem kabul ederim. Fakat ben genel olarak insanlara iyi davranırım ve bu nedenle en küçük "iyi olmayan" (aslında normal olan) davranışım başkaları için haddini aşan derecede dobra ya da kırıcı oluyor. Herkes istiyor ki hep çok iyi olayım. Fakat ben, iyi niyetimin 1 kere suistimal edildiğine şahit olayım işte o zaman dünyanın en kötü insanı olurum. Orta halde kalamıyorum. Saflık derecesinde iyi ya sinir bozucu derecede soğuk biriyim. Dolayısıyla insanlar bana hatamı söylemekten çekinebiliyorlar.
Başlıkta girdiğim İlk entry sonrasında kendimden hiç beklemeyeceğim şekilde çok sevdiğime inandığım bazı insanları hayatımdan çıkarttım. Birini hayatımıza alıyorsak yükünü ve sorumluluğunu da sırtımıza yükleniyoruz. Değersiz ve kalitesiz insanları sırtımda yük etmek istemiyorum artık. Hele de eziklik kompleksine sahip olduğu için üstüme basıp geçmeye çalışan, beni basit gören insanları...
Bugün tam da bu konuyu arkadaşlarınla konuştuk. Bir tane arkadaşım 50 lira civarı para ödediği yeni kırılmaz camını çizdirmiş. Öbürü de sigara küllerini kırılmaz cama düşürmüş, cam lekelenmiş. Kırılmaz camların sigara külüne bile affı yokmuş diye düşündük. Kırılmaz camlar kalitesiz diyip geçtik.
Sonra bugünün devamında yukarıdaki olaydan birkaç saat sonra insanların ne kadar kırılgan göründüğümle ilgili bir şeylerden söz ettik. Ben hiç kırılgan görünmüyormuşum. Bana bakan insanlar benim ruh halimi hiç bilemezmiş. Ben dans edermişim, gülermişim hep.
Gün sonunda kırılmaz cama tanınan kırılma hakkının benimkinden daha fazla olduğunu fark ettim. Bazen gerektiği yerde gereğinden fazla kırılmalıymışım. Kırılmaz cam bile kırılabilirmiş. Ben daha fazlası olmalıymışım.
Zamanından çalmak. Zaman aslında ömrümüzün birimidir. Birini boş yere oyalamak, birinin hayatında umarsızca yer edinmeye çalışmak yalnızca o kişinin ömründen eksiltmektir.
Ortaokulda zihinsel engelli gibi davranan bir erkek arkadaşımız vardı. Sürekli zorbalığa maruz kalıyordu. O zamanlar aşırı sosyal bir çocuktum ve kendisini topluma karıştırma işini misyon edindiğim için ailesi onu a şubesinden alıp benim olduğum b şubesine vermişti. Sonrasında tek arkadaşı olan benimle kavga etmişti ve çocuğu biraz hırpalamıştım. (Küçük cılız bir şeydi) ailesi onu tekrar öbür şubeye aldırıp benimle iletişim kurmasını yasaklatmışlardı.
"Zihinsel engelli gibi davranan" dedim çünkü kendisini ailesiyle birlikte tanıyan arkadaşlarımız vardı. Çocuk okuldayken bu şekilde farklı birisi gibi davranıyormuş.
Ben dönem 2 başında nöro çalışırken Selçuk tıp'tan o sene mezun olan ve zorunlu hizmet ataması bekleyen bir tanıdığımız demişti ki "keşke ben de komiteye çalışsam da sınavdan sonraki o boşluk hissine düşebilsem" . Kim neden nöro komitesine çalışmak ister diye düşünmüştüm fakat kendisi haklıymış. Stajlarla birlikte çalışmaya başladığınızda emekli olana kadar nadiren tatiliniz olacak. İyi değerlendirin bu boşlukları.
Tıp fakültesinin dışarıdan çok ihtişamlı görünmesi ve herkes tarafından övülmesi nedeniyle öğrencilerin yeterince araştırma yapmadan tıp seçmesinden de kaynaklanan histir.
Eskiden tüm derslerin tüm konularında iyiydik. İstiyoruz ki aynısı hala geçerli olsun. 2 yanlış yaptığımız ders için berbat diyebilelim. Fakat aslında bunları bize anlatan ve alanında profesör hocalarımız dahi her şeye tamamıyla vakıf değiller. Tıp hem çok geniş hem de çok dar. Konular çok fazla ve detaylı ancak ucu açık olan, bilgisi sınırlı konu sayısı da oldukça fazla. Bize yüksek not almamız için değil, merak duygumuz ve ufkumuz genişlesin diye öğrenmemiz gerektiği anlatılmalı. Bir de gerçekten neyi ne kadar bilmemiz gerektiği... Neyin en önemli olduğu...
Her şeyin geçici olduğunu hepimiz biliriz. Fakat insan kısıtlı bir zaman diliminde kısıtlı bir mekanda var olur. Bu varlığın süresince geçici olan tüm düşünceler, tüm olaylar, tüm korkular, tüm travmalar aslında insanın ruhuna kalıcı olarak kazınır. 90 yaşındaki bir adam başına gelen talihsiz bir olayı 80 sene boyunca aslına yakın şekilde anlatabilir. Dolayısıyla 100 sene sonra kaybolup gidecek bir şey bizim ömrümüzün talihsiz bir zamana denk gelişine yorulmamalıdır. Ömür bizimle olduğu sürece hiçbir şeyin kolayca geçmeyebileceği kabullenilerek bazı şeyleri düzeltmek için çaba harcamak gerek.
Ailecek bazı dertlerden muzdarip olduğumuz bir dönemdeyiz. Ve şu an bu halimi birine anlatıp ağlamayı çok isterdim. Çünkü o biri beni yoruyor. Ve azıcık vicdanı varsa peşimi bıraksın istiyorum artık.