Bazen hayatımda ufacık anlarda fark ettiğimdir. Sürekli tanım yapma hastalığı, “zıpır” kelimesini kullanma. Şimdilik bendeki semptomları bu kadar. Bir seneye Ali İhsan Varol olmak istiyorum, bütünüyle.
Bugün “bakın enes'e çok üzüldük, ne derdiniz olursa olsun, kapım size her zaman açık. Ne zaman olursa olsun -mezun olduktan sonra hatta hoca olduktan sonra bile- yanıma gelebilirsiniz” temalı bir konuşma yapıp bir hoca nasıl olmalı sorusunun cevabını vermiştir. Ayrıca dersteki bazı görselleri ve esprileriyle beni güldüren “nadir” hocalardan biri. Umarım daha çok uzun yıllar bu mesleğe devam eder.
Sadece özel günler değil, hayatın rastgele anlarında da gerekli olan şeydir. Liseden bir arkadaşım lise zamanlarında bizden habersiz fotoğraflarımızı, videolarımızı çeker dururdu. Sayesinde bin medyalık arşivimiz oluşmuş, arada bizle de paylaşıyor ve açıkçası ben bunları görünce mutlu oluyorum. Böyle şeyleri hatırlamak güzeldir.
Yolda yürürken bana tip tip bakıp ardından aralarında dedikodu yapan iki kediyi görünce emin olduğumdur. Ayrıca durduk yere evin içinde koşma, yine nedensiz milletin üstüne atlama, fazla temas sevmeme, birtakım elit zevkler durumlarını da göz önünde bulundurarak kediler kesinlikle dünya dışı varlıklardır diyorum.
Yirmi yaşında, önünde uzun bir hayatı olan, en güzel zamanlarını yaşaması gereken, gelecekte belki de bir sürü insanın hayatını kurtarabilecek gencecik bir insanın; üstündeki baskıya dayanamayıp -hoş dayanılacak gibi de değil- hayatını sonlandırması bunlardan biridir. (bkz: enes kara) Bu son olsun diyeceğim de, içinde bulunduğumuz koşullar maalesef buna izin vermeyecek.
Tıp doktoru yetiştiren okul. İnsanları yaşatmak için gençliğini öldürenlerin bulunduğu yer, maalesef. Yine de arada insanı mutlu eden ufak sürprizler yapıyor, sağ olsun.
Annem, babam, kardeşim hariç herkes bu şekilde kayıtlı. Bir ara onlar da ad soyadla kayıtlıydı ama görünce üzüldükleri için revize ettim. Bu kadar da yufka yürekliyim.