confessions

deli dumrul

1. nesil Yazar - Yazar

  1. toplam entry 328
  2. takipçi 9
  3. puan 16964

the killers of the flower moon

deli dumrul
İmaxte izlemiştim the Irishman'den sonra aynı ayarda hatta çok daha üst seviyede bir ambiyans vardı. En iyi kadın oscarı bekliyordum o gelmedi. Filmden nasıl bir konu çıkar ki merak duygum giderek gerileme dönüşmüştü. Böyle huzursuzluk duygusu çok fena insanı etkisi altına alıyor. Uzunluğa aldanmayın akışa bırakın bir çırpıda bitiyor. şiddetle tavsiye

tıpta motivasyon kaynağım

deli dumrul
Bazı insanlar saf ve salt hırs üzerine yaratılmış başarısı oradan geliyor çevresinde bir rekabet edecek insan arıyor ki bölümdeki çoğunluğunun motivasyonu bu ama farkında değiller. Bazıları da bilinçsiz herkes yapıyor herkesle uyum içinde olanı var onların da motivasyonu herkesin ne yaptığı. Ana gerekçe zengin olma gayesi bir kısımınki de para. Bazıları öyle gelmiş böyle gider bir kere çalışmış artık bırakamıyor 680. Snap serisinden sonra snapi silemeyen bünyeye eşdeğer bağımlılık alışkanlık arasında arafta bir yer. Derece oynayanlara saygım sonsuz.

Gözlemlediğim ve aklıma gelmeyen örnekler hariç motivasyon kaynağı örnekleri bunlar yani bolca. Bendeki motivasyon tezahürü yok gibi. Yazarken insan var diye yazmıştım o hala derinlerde destek atıyor. Önceden de muassır medeniyetlere ulaştıracak kişiyim ben diye freestyle atıyordum lakin muassır medeniyet işi için doktor avukat dişçi marangoz esnaf.. bilumum bu mesleklerden ziyade mühendisler ana faktör. Bizler hizmet tarafında halkın ihtiyaçlarının primer gidericileriz. Girişimci arge üretken mühendislere bıraktım muassır medeniyet seviyesini. Sanayinin hizmetten daha çok rağbet ve değer görmesi dileklerimle saygılar, okuyanlara teşekkürler

eurovision 2024

deli dumrul
Gri'nin listesine ve en çok dinlenenlere baktım aşırı objektifim (israili bile dinleyecek kadar < finlandiyanın sonunu getirecek kadar) o kadar şarkıyı üst üste dinleyip aklımda kalanlar en iyileridir diye düşünerek dinlediklerime baktım şöyle bir liste: Holanda, Hırvatistan, italya, Ermeniler

Lobi kimi seçer bilemiyorum da Holanda elenmeseydi favorimdi Hırvatistana kaldı ondan sekerse Italya. irlanda veya finlandiya lobisi iş yaparsa şaşırmam

2
gri gri
israilin değil de hollandanın diskalifiye olması tam bir fiyasko
deli dumrul deli dumrul
He ya seyirci oylamasında birinci çıkmaları lobi çalışıyor

ben burada öğrenciyidim de

deli dumrul
Yine basit bir şeyi yalandan -ama severek- uzatarak anlatacağım bir şey. Öncelikle insanların konuşabilerek diğer insanlarla iletişim kurabilmesi muazzam inanılmaz bir şey. Her şeyi kelimelere döküp tüm insan ırkı anlaşabiliyor 8 milyar dünya çok acayip valla.. Neyse sadet;

Bu cümleyi yaklaşık üç kere göz pol, iki kere kbb, bi kere cildiye, bir kere kardiyo, iki kere ortopedi -biri arkadaşım-, üçüsü dahiliye -biri arkadaşım-, yarım defa üroloji, birkaç kez de acil için kullandım. Çok da red yedim tabii. Şey ben burada öğrenciydim de müsait miydiniz abim ablam acaba muayene etmek için..<3
6
deli dumrul deli dumrul
Başlığı yazamayışı özürü*
ruhsuz ruhsuz
Wow,dermada muayene olmak baya havalı sksksk
Bildiğim kadarıyla pek yardımsever değiller
deli dumrul deli dumrul
İçeride hasta var görmüyor musun azarı yemiştim buna rağmen en zoru göz diyorum ben
ruhsuz ruhsuz
Aa evet orda da yardımcı olmuyorlar ama ben gazi mustafa kemal hastanesine gidip ben tıp okuyorum demiştim,direkt bakmıştı
ruhsuz ruhsuz
2.basamak hekimleri daha yardımsever sksksk
deli dumrul deli dumrul
:))

içini dök

deli dumrul
Yaş onbeş. Zeki ama çalışmıyor denilenim. Ödev verildiği için kitap açman gerekir ama aşırı sıkıcı. Asilik üzerimde: insanlar neden ders çalışır ki diye sorgulama. Aslında her şeyi sorgulama var: Allah var mı, neden insanlar işe gitmek için erken kalkmaya kendini zorlar, mesleklere hayat neden ipotek edilir vs akıp gider bunlar ilk gelenler

Ben ödev yapmam gerek, koltuğa uzanmış elimde kalemim televizyon izlerken ödev yapıyorum. Oturmak da sıkıcı, böyle tek bir işle uğraşmak için zamanı israf edemem. Oturacaksın ve sadece ve sadece ders çalışacaksın hah gülerim. Olm zaman çok değerli düşünsene bir saatinle hem ders çalışıp hem televizyon izliyorsun. İnsanlar fena delirmiş akışta kaybolmuş da sadece bir işle uğraşacak. Rehberlikçiler de diyor öğrencinin çalışmaya ortamı var mı masası olması şartmış da falan hikayeden masal. Ben hem ders, tv hatta yatıyorum da üç şey üçç.

Onbeşimdeki ben yirmiüçü görse önce güler sonra ağlar .)

yaşlılar

deli dumrul
Ölüme yakınsamaktan mütevellit büründükleri depresif hava veya hayatın boş olduğunun bilince yansımasından kaynaklı çocuksuluk biraz da anılarda yaşamaktan sebebiyet geçmişteki hatalar kaynaklı tecrübelerin nasihatleri. Bunlarla özetlerim yaşlılığı aklıma ilk geleni ise murat dedem doksan beşini devirmiş koca bir çınar

Dedem hep şu meşhur esnaf koltuğunda oturur. Yüz alır, otuzun üstüne yetmiş sayar para üstünü bir çırpıda verir. Halin vaktin nasıl derim tekte duyarsa der; başım ağrıyor ben de migren var sen biliyon.. beni nasıl perişan eder o var ya, oy oy der. anlatır; gittim doktora bulamadı bir şey başkasına gittim ankaraya baktı baktı benden sağlamsın sen dedi (basar o ara kahkaha) bunun çaresi yokmuş, hap atarım öyle. otuz senedir başım ağrır başka bir şeyim yok Allaha şükür. Dedem o ara elli alır, yirminin üzerine otuz sayar para üstünü yine bir çırpıda verir. Çay söylim sana çay, içersin di mi doktor çay? Esnaf çayı tadından sohbetinden doyum olmaz. Kaçıncı sınıfsın şimdi? Üç (buçuklu) Sen bitirirsin de ben görür müyüm bilmem? Amann dede sen dee.. yapma etme dur, n'ettin daha benden gençsin.. yine başkası gelir marlboro touch blue ister yetmiş alır, elli beşe on beş sayar verir para üstünü. Beşinci muradım ben der dedem v. murat! (Basar kahkaha ömre bedel) 🧿
3
gri gri
Çok güzel yazmışsınız, iyi bir hikaye girişi gibi olmuş sn yazar
deli dumrul deli dumrul
Sizin kadar olmasa da yazıyoruz bir şeyler gibi sn. Gri
gri gri
🧿

annie hall

deli dumrul
Çok güzel bir kadın belgeseli veya erkek ve biraz ikisi de. Bilemiyorum altan. İçim buruk gibi sonlu, izlerken mutlu olmalı, iç ısıtan biraz da amelie gibi. Ben sevdim unuttukça tazelenmelik. Kalsın bu entry

pressure

deli dumrul
geçen sene veya ondan önceki. konferans salonunda fakültemizin değerli topluluklarınından birinin etkinliğinde bir doktor abimizin kariyer yolculuğunu dinlemeye gittim. öğrenciliğinde gezdiği ülkeler odaklı, aylık yüz bin liralık maaşı istemeyip yurt dışında araştırma yapmayı seçmesi sonuçlu bir kariyer. konuşmasının bir yerinde "burada duyacağınız bir söz belki de hayatınızda yeni bir kapı açabilir" ana fikirli. ve "hayatınızda hiç beatles dinlediniz mi" sorusu benim konferanstan çımbızladığım

sohbetin bir yerinde hayatında hiç beatles dinlemeyen var mı sorusu soruldu zaten 20-30 kişi varız yarısından fazlası el kaldırdı. ah sizin yerinizde olmak için neler vermezdim ben dedi konuşmacı. belki de sunumdaki en samimi andır o kesit. devam etti, sıfırdan beatles'la tanışmayı o kadar çok isterdim ki.. yeniden o zevki tatmak mesela ben şu an dinlesem nerede nefes aldığına kadar bilirim şarkılarını, ilk dinlediğimdeki zevke vermeyecek hiçbir zaman ama sizin için bu hazine. hâlâ keşfedilmemiş eşsiz bir deneyim yaşayabilirsiniz çok şanslısınız

benim için konuşmanın ampul yakan kısmıdır. konuşmacının ana fikre ulaşmak için döktüğü cümleler-kelimeler arasında kiliti açmaya o beatles sorusu anahtar oldu. genişleteyim

hayatımda hiç interstellar izlememiş olmak isterdim veya hayatımda hiç cengiz aytmatov okumamayı veya oynadığım ilk okeyle pokerin zevkini tekrar yaşamayı veya nolanın filmlerinin en sonundaki şaşırma hissini sıfırdan tekrar yaşamayı veya hiç aşık olmamayı dilerdim. konuşmacının söyleşisiyle; sıfırdan the beatles'ın şarkılarını bıkana kadar dinlemek tekrardan o hazzı dibine kadar yaşamak isterdim. Henüz deneyimlemediklerimin değerine saygı duyuyorum. Teşekkürler

tanm: bu yazının ilhamı bir billy joel şarkısı

ben

deli dumrul
Uzun zamandır ilham gelmiyor, ilhamım yok. Sistemin makineleşmiş hayalgücüsü olmayan robotlarına evrilen insanların maruz kaldıklarına şu aralar çok maruz kalıyorum ki onlara benzedim. Çığlık

yeni hastane binası

deli dumrul
Evet selamlar yine ben. Birkaç gelişme oldu ki uğradım bu başlığa.

Hatırlarsanız geçen yıl çıkılan ihalenin sonucunu bu başlıkta paylaşmıştım o ihale iptal arkadaşlar unutun yeni baştan..

Şöyle baktığımda ne var ne yok diye sitelere, dekanlıktaki çevre düzenlemesi ve tadilat ihalesi gözüme çarptı onu paylaştım. Bunlara ek olarak da yeni hastane yeniden ihaleye çıkılmış lakin ihaleye acil otoparkı, otopark ve yemekhane diye yapılar eklenilmiş bir şekilde grseller:

İptal:


Yeni:


Alan şirket çelikler holdinge bağlı yse inşaat. Bu şirket binanın ilk kısmını yapan şirket. Bunlar ilk kısmı yarı bırakmış nasıl güveneceğiz diye düşünebilirsiniz. Hiçbir şey diyemem kimsenin avukatı değilim komiteye girip çıkan tıp öğrencisiyim yani haklı olabilirsiniz umarım bitirirler devam..

Eskisinin bütçesininin neredeyse iki katı büyüklükte bir ihale. Lakin otopark ve yemekhane detayları da var. E nereye yapılacak bu yapılar diyorsanız.. hastanenin arkasındaki otopark olarak kullanılan arazinin altına doğru üç kat inin oraya otopark, üstüne de iki kat çıkın o kısma da öğretim görevlisi-personel yemekhaneleri, kafeterya-çiçekçi gibi yerlerin yapılacağı bir yapı dikilecek

Hastanenin beşevler kız kyk'dan bakıldığı kısmı acil girişi olacak. Binanın arka kısmından tarafından ise poliklinik girişi olacak. katlar sırasıyla: acil, genel pol, yoğunbakım, ameliyathane, idare-sosyal tesis, tesisat, anjiyo ve kemoterapi; kalan kulenin on katı ise hasta katı olacak. Daha da akılda kalması için ön ve arka kısım tepeden grseller:

Ön:



Arka:



Tüm bunların en önemlisi ne zaman bitecek sorusu, 2023 türkiye devlet bütçe plan raporunda -2024 raporu bi aya çıkar- Gazi üni için planlanan projelerde 2026 gözüküyordu eski ihale iptali düşünüldüğünde ben 2027 diyorum. Grseldeki diğer projeleri bilmiyorum.

Grsel:



Artık acil veya onko asist yazarsanız bolca vaktinizi bu binada harcayabilrsniz
saygılar.
1
poyrazkarayel poyrazkarayel
Eline sağlık

on yıl sonra kendini nerede görüyorsun

deli dumrul
Zil çalmasına az kaldı çaldı çalacak. Bu soru sınıfa sorulmuş. Parmak kaldıran yok. Öğretmen de vizyon katmaya çalışıyor belli. Ben bir yandan zilin çalmasıyla kapıya koşmam gerektiğini düşünüyorum ama öğretmen soruyu düşündüğümü düşünür: Ne diyorsun sence dumrul? Ben mi... öğrtemnim şey.. şey.. aslında
-zil çalar ve öğle arası.. tüm sınıf kapıya koşar- haftaya çalışma kitabı sayfa 38'den 45'e yapıp geliyorsunuz çocuklar nidası eşliğinde ben de kapıya koşuyorum tost sırasına kalmamalıyım çünkü.

Ufuk abi var okulun hemen aşağısında bir tost yapar öyle böyle değil. Olduğuna tereyağı ve ekmeğin kalınlığı 5 mm olacak şekilde tadı damağında kalır insanın. Şu çin tuzu koyuyor diyorlar ya fast food marketçileri o misal. Yersen bir kere ertesi gün öğle arasında bir daha.. bir daha... Müptelası olursun. Okulun kapısından aşağıya bir koşarsın; okul yeni yapıldı yol asfalt değil, on üç yaşındaysan bir de ayağın o esneklikle baldırlarına da vurur. üstüne ayağının tabanı tüm vücudun basıncıyla da yanar. Her adımını daha nazik atmaya çalışsan da olmaz beceremessin. Akşam eve geldiğinde annen pantalonundaki çamur izini sorar, oyun oynadım annee *yerse..

sek sek sekerek ufuk abinin tostunu 15 kişiden önce alabilmeyi başarırsın: -ufuk abi bana bir tane kaşarlı tost, -sucuklu tost isteyen var mı!!? -ben ufuk abi.. ben.. boyu uzun olanlar diğerlerini ezer kolları uzun direkt hap kapar fenaa. Şansın varsa aldığın kaşarlı tost kaşarlıdır belki de sucuklu yemeden anlamak zor. Tam ödemeye giderken arkadaşlarının yeni geldiğini, sırada oflayıp pufladığını görürsün; onlara şöyle bir sırıtırsın. -dışardayım ben siz gelirsiniz banktayım -şurdan da bi ayran.. sahi öğrtmen ne sormuştu on yıl sonra nerde görüyor muyum?

Ara ara hala soruluyor ve yine yeniden hala ne cevap vereceğimi bilemediğim bir soru.. keşke yine zil çalsa

hatay

deli dumrul
Ben bu şehre yanlış hatırlamıyorsam 2017 yılının yaz mevsiminde (temmuz olması lazım) gitmiştim. Eski hatay'da bir camiyi ziyaret etmiş ve oradan bir cadde boyunca yürümüş gezmiştim. Künefe yemek için yine yanlış hatırlamıyorsam çınaraltı denilen mekan vardı, küçük bir ara sokaktan oraya geçmiştim. Böyle büyük bir çınar ağacının altında künefe yemiştim. Arkeoloji müzesi ve meryem ana kilisesi'sini gezmiştim. malum özel soslu döneri de iskenderun'da yemiştim. Demişlerdi "buraya gitmek için tek gidiş-geliş bu yol, başka alternatif bir yolu yok" (bu sözü hatırlarsanız deprem sonrası yardımın geç ulaşması sebebinde çok dillendirmişlerdi) Böyle yaşım küçük olduğundan kesik kesikti anılarım. Sürem kısıtlıydı sorana, yine gelinir daha detaylı gezmek lazım diyordum..

6 Şubat depremi sonrası cüneyt özdemir; youtube'a, hatay'ın son halini yürüyerek kayıt altına aldığı bir video yükledi. Video 1-2 saatti. Her yer yıkılmış beton yığını olan o caddeyi camiyi gördüğüm gibi hatırladım. Habib-i neccar direkt kubbesi girişi yıkılmış, hemen bağlantılı olduğu cadde ilk aydınlatılan cadde ve o künefe yemek için girdiğim ara sokak.. böyle her şey yerli yerine oturdu. O yeni hataydan eski hataya geçti ben videoyu x1.5 hızdan x1'e indirdim. Hafif şok geçirmiş, hafif daha bi anlamlı videonun sonunu getirdim

şükrü erbaş

deli dumrul
Köylüleri niçin öldürmeliyiz şiirini bugün bir kez daha okudum.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokusu içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lutfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi bir tutkuları yoktur.
Gökyüzünü baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?
2
mehlika mehlika
yedirmeyi içirmeyi köylüden oturmayı kalkmayı şehirliden öğren diye bir söz vardır. Köylünün öldürülmesi kadar öldürülmemesi gerken irfani meziyetleri de çok lakin ben Bu şiirde köylüyü öldürmekten kast edilen mananın düşük bilinç seviyesinden kurtulmak olduğunu düşündüğüm için bu şiiri seviyorum ama ilk okuyuşta bu kapalı anlamı fark edemeyenler kırılıp hatta şiirdeki kibirli ifadelere sinir olup infial yaratabilirler sn deli dumrul...
longislandmedyumu longislandmedyumu
Kapalı anlamı anlasam da bunun "köylü" kelimesiyle ifade edilişi hoş değil bence. "Köylü milletin efendisidir"

hayat

deli dumrul
Benim gözümde iki ayaklıdır. Ölüm bir perdedir. Perdeyi aralayınca ayaktan ayağa geçiş olur. Belki herkesin başına gelmese istemezdim perdeyi aralamak ama dedemin bu dünyadaki tanıdıklarım diğer dünyadaki tanıdıklarımdan az sözünden sonra ben de kabullendim

Filozofun dediği ölümden korkmuyorum çünkü ölüm varsa ben yokum ben varsam ölüm yok demek rahatlatır belki ama ben desteklemiyorum

Ruhlar hayatta sınırı aşmaya çalışır beden izin vermez. Gözler görür diğer gözü, diğer gözün ruhunu hisseder belki dolaylı. Merak eder tanımak ister, erteler. Der nasip değilmiş

Dünya her yaşayana silüet eder. Kişinin masumluğunu elinden alır, kirletir mi denir sanmıyorum daha çok kendisine benzetir

Küçükken büyük görünen şeyler büyüdükçe küçülür kanıksanır. İlkokulda sınıfta sigara içilmişti diye tüm öğrenciler nasıl da bakmıştı, aklıma gelir

Kişinin yokluğu varlığında hissedilmez. alışkanlık işte, dersin özlemişim

Hayat işte bazen yazasım gelir sonra geçer

barbie

deli dumrul
Hi barbie
4.5 dk gözüme bakarak gitar çalmamı dinlerken yazımı okur musunuz?

filmi izleyenlere sordum kardeş sen erkeksin ne işin var dediler. Filmi izledim filmde aklı başında bir tane erkek yoktu -haklılarmış. 150 milyon bütçe 150 milyon reklama harcadılar dediler, tüm medyaya düşen film çekiminde kullanılan pembe boyanın dünyada pembe boya kıtlığı yarattığı haberinini de parayla yaptırtmışlardır kesin bunlar len dedim yani yine ve yeniden büyük resmi gördüm ben triplerine girdim

Yani ne diyim bu filmin bu kadar hasılat kazanması boşuna okuyoruz abe dedirtmiştir. Lakin filme giden tayfayla filmin eleştirdiği tayfanın cuk eşleşmesine de ayrı sevindim (Ben de gittim ama neyse) Şu barbieye kızın barbie senin yüzünden biz kadınlara obje gözüyle bakılıyor bu toplumda kadınların yeri senin ve senin gibi insanların bu davranışları hareketleri bilmem ne diye başlayan eleştiri kısmınını kastediyorum

Tüm bunlara ekler: ken abimizin bu dünyayı sevdim ben şımarıklığıyla daha bi aptallaşmasını, flört nasıl yapılır veya ken nasıl düşürülür tavlanır konulu aydınlatma sahnelerini (kızlar kesn bilgi düşüyorlarr) (htrlatma: para yönetimini yapamadığınızı, godfather gibi erkek kokan filmleri izlemediğinizi ama merak ettiğinizi, golf veya herhangi bi spor yapamadığınızı, gitar çalarken pür dikkat dinlemenizi gbi sektörel konular) bir de anne karakterinin biz kadınların hem böyleyiz hem de böyle olmak zorundayız duyarıyla (kimse bunları silah zoruyla yaptırtmıyor o yüzden duyar*) içini döktüğü sahneleri beğenmekle birlikte filmdeki mantık ve bütünselliğe puanım 5-6 (margot robbie faktörü dahil edildi) -bir de ataerkil atlarla ilgili değilmiş-

Bnus: filmi çok düşünmeyin mayyak olursunuz

Ek: ben ne izledim 1.5 saat boyunca flasback
Bay barbie

oppenheimer

deli dumrul
Şimdi ben bu filmi bayağıdır bekliyordum. Filmi de izledim. Ulan dedim bu filmi öven adamlar neyi övdü bir yorumlara bakayım dedim. Adam anlatmış anlatmış en sonuna da yazmış filmde biraz diyalog vardı o yüzden sıkabilir. Biraz diyalog denilen yer filmin üçte biri arkadaş. Kitap okur gibi sadece altyazı okuyorsun bir yerden sonra. Twelve angry man izliyorum sandım siyah beyaz da koymuş. Sanırsın universal bütçe kısmış da nolana hiç cgi kullanmayacaksın hiçbir ek bütçe yaratacak senaryo girişiminde bulunmayacaksın, atom bombasının kullanılmaması gerektiğini anlatan (ama amerika atmak zorunda kaldığını da vurgalayacaksın) bir film çekeceksin gibi kriterlere maruz bırakmış. Mesela filmin fragmanına bakıyorsun sanki aksiyon filmi böyle bombalı, alan kapatan sürekli atom deneyleri yapılan kompleks bir film, üç saatlik filmde fragmandaki yerler dışında olay (nolan tarzı olay) yok. Dram filmi tamam ama propaganda izliyorum düşüncesinden dr. openheimerın bilinç karmaşasısını yansıtan 3-5 yer dışında o duyguyu geçirme gibi hissiyatta başarı da olmadı. Nolan'ın keskin sahne geçişleri de zaten bir yerden sonra o kadar fazlalaştı ki yalandan film az daha karmaşıklaşsın diye (abi beynim yandı yaa desinler diye) yapılmış düşüncesine itti. Filmin sonunda da Nolan dram çekerse böyle olurmuş dedim. Kendisine fabelmans öneriyorum speilberg öğretir abime nasıl çekiliyormuş dram biyografi. Elinde mükemmel konu senaryo var, bilimin belki de magazinsel anlamda dünya tarihinde en önde olduğu dönemler, yönetmen de yaşayan en iyilerden ama çıkan bu mu yani dedim. Fragmanıyla beklentisiyle adam kandırıyorlar abe 7-7.5/10

He bu zamana kadar hiç amerika'nın gözünden kendi attıkları atom bombasının olayını bu kadar pr (barbieyle yarışılacak koşun salonlara) ve büyük prodüksiyonla tüm dünyaya anlatılmadı da neden bu zamanda çekildi bu film sorusu da dank ediyor bir yerden sonra. Büyük resmi görmüş dumrulun gözlemiyle şöyle ki arkdaşlar bu amerika baktı herkesin elinde atom bombası (herkes=rus iran çin kim yong un) var, zamanında kyoto'ya atmayalım yeaa orasının tarihsel yapıları çok iyi şımarıklığının üstünü "öyle gerekti, biz pişmanız, intikam falan almayın bizden veya biz kullandık siz de şimdi bize kullanmayın valla yanarız" duyarıyla örterek; karma'yı yok etmeyi amaçladığına yordum. Peki duyar tutar mı bana kalırsa tutmaz ytd

türkiyede emlak

deli dumrul
Eğer bir şeye sahip olmak isteyen çok kişi varsa o şey değerlidir. Para da değerin ölçü biçimidir. Talep-sahip olma isteği arttıkça da o şeyin fiyatı-parası artar. Anket yapılsa kimler sıhhıyede oturmak ister kimler bahçelide oturmak ister.. bahçelide oturmak isteyen fazla olduğu için oradaki taşınmazların fiyatı da yüksektir.

Bizim ülkemizde krediye ulaşmak kolay-dı. Ev sahibi olmak isteyen kredisini çeker. Aha bende para var diye müteahhitin kapısına dayanır peşinatlı taksitli evini almaya sıraya girer. (Buna daha sonra Deprem de eklendi) hal böyle olunca artan bu talep ya ev sayısı arttırılarak karşılık verilecek ya da ev fiyatlarının fiyatı arttırılarak talep düşürülecekti (evet insanlar ev almaktan vazgeçecekti) E inşaat girdi maliyetleri ortada, ev yapmak da hemen olan şey değil.. sonuç: fiyatlar arttırılarak almak isteyen buyrun burdan dendi

Hep söylerim bir şey pahalanmışsa almayı bırakın. En çok sigara ve alkol için derim hatta. Vergi oranı mı yüksek geliyor: talep düşer, vergi geliri azalırsa vergi oranı da düşer. Ama hala talep fazlaysa o vergi de artar fiyat da.

Şimdi Haziran ayında konut satışları %44 azalmış. Ne zaman kredi verilme kesildi. İnsanlar borçlanmakta zorlandı, ev alım gücü düştü, çat direkt etkisi görüldü. Evi satamayan müteahhit-talebi düşük gören müteahhit açık arttırma gibi tepeden fiyatı yavaş yavaş indirmeye başladı. Talep, arz, fiyat dengesi.

He şimdi fırsatçılık o'culuk bu'culuk sözleri bana basit kaçıyor. Bana kalırsa Etkiye tepki bu olaylar. Yine geçenlerde bir yorum farklı bir bakış açısı gördüm onu da bırakayım



Bir de %25 kira artış olayı var. Ondan da bahsedersem ana sayfada sadece benim entry gözükür burada kesiyorum (evet çok düşünceliyim öd)

içini dök

deli dumrul
Eski entrylerime bakıyorum, bunu nasıl hangi kafayla neyin etkisiyle yazmışım oluyorum. Şöyle böyle uzun uzun, noktası virgül karışık kelimeler birleşmiş anlamlı(umarım) bir şey oluşmuş. Bence hayret verici bir durum. Bazı entrylerimi yazarken 1 saat uğraştığım falan da oluyor hatta. Yaklaşık 300 entry yazmışım bu da 301. Oldu, 1 dk falan sürdü yazmam gelişme var 🙃

ali cabbar

deli dumrul
Ah anadolu çocuğum benim. Eskiler anlatır benim yaş yetmez. Seven adam tribali vardır. Baktı artık işin olacağı yok, Sizi ıslayan itfayenin hortumunu der ve oğlan, çeker gider askere. Uzun dönem yapar min 18 ay severse tezkere de bırakır. Hayata küsmüş modunda askerlikte kafayı dağıtır daha doğrusu unutmaya çalışır. Soğuk suyun altında banyo yapar, patetes soğan soyar, tuvalet temizler ve en güzeli kim bilir belki iki-üç terörist avlar. Ama döndüğünde... Döndüğünde dünya değişmiştir. Sevdiceği başkasıyla evlenmiştir belki de çoukları bile vardır. Sonra da çalsın sazlar, yazılsın sözler, söylensin türküler.

Ben ise bu kaçış mekanızmasını (askerliği) günümüzde ders çalışmaya benzetiyorum. Eskiden vatana millete hayırlı olayım bunlardan bana hayır yok anadolu çocuğu, artık bari akademi kasayıma evrildi:

Bir arkadaşım yks-tyt'ye bir gün kala terk yemiş sevgilisinden. iki mi üç yıllık mı ilişkisini karşı taraf bi mesajla bitirmiş. Sonra kolay mı -değil. Başlamış ders çalışmaya, çalışmış çalışmış. Amacı öğrenmek falan da değil. Sadece hırsını çıkartacak yer. Eskinin askerliği dedim ya.. kafasını eskiyi düşünemeyecek kadar yoracak. Bas babam bas ne gelirse test konu tekrarı bass. Sonra tr bininciliği gelmiş oğlana

Diğer arkadaşım da after komit patladı. Anlaşılamamış olmuyormuş. İnsaflı kız komit sonrası demiş. Bi iki hafta afallamanın ardından bu da başladı akademik. Bas babam bas. Kardiyo komitinde kişisel rekoru kırdı sonra hızı alamadı bayağı bi uzaklaştı takip mesafemden de çıktı. Notlarını göremedim

değer verdiklerimiz

deli dumrul
Pizzaya değer veriririm ben. Tadı güzel bir şey ve enerji veriyor. Ama pizzaya bağlanmam ben çünkü bağlanırsam yiyemem. Pizzaya değer verip bağlanmamak lazım

Köpekleri de severim ben. Havlıyorlar ama kuyruk da sallıyorlar. Bir de sadıklar. Kedi gibi nankörlük de etmezler hem. Ama köpeğe de bağlanmam ben. yaşam süresi insanlardan kısa. Dünya hali kimin önce öleceğini nerden bileceksin diye öğüt vermeyin çünkü benim can'ımın kendince kuralları var. Can'ım demişken

Can'ıma da değer veririm ben. O olmazsa yaşayabilir miyim.. olmaz tabi yaşayamam. Değer vermek lazım. Ama canıma da bağlanamam ben. Kendim diye demiyorum ama İstek ve arzuları bitmeyen bencil bir şey. Hatta Aramızda kalsın bence siz de bağlanmayın can'ınıza. Sonuçta sahibinden emanet

insanlara da değer veririm ben. Sinirlileri ve somurtanları değil tabi. Bir de ciddi olanları var, bir de pireyi deve yapanlar ve yüze gülen ama arkadan parmak sallıyanlar ve ah dedikoducular her yerdeler.. ama insanların öyle mükemmelleri de var ki... Kusurlarıyla mükemmel masum ve temiz olanlar.. Hatta o mükemmellerden birini anlatayım size:

Ben küçükken sünnet olacaktım yedi yaş civarı. Komşumuz vardı muhlis nine. Hemen patika yoldan evine gidilirdi otuz kırk adım. Yalnız yaşardı evinde. Annemle bayramlarda ziyaretine gittiğimizde şeker verirdi bana. şölen marka şekerin kaliteli olduğunu bu sayede öğrenmiştim. Ve ne yazık ki Sünnet törenine yakın muhlis ninem vefat etti. Annem sabah bizi kalkın muhlis nineniz vefat etti diye uyandırdı. Böyle tavana bakalmıştım. Söylenmez birine böyle bir haber ve biri, küçük bir çocuksa yanında bahsedilmez bile. Ama annem işte n'yaparsın... Benim sünnetim öylece oldu havai fişek atılacaktı ama atılmadı cenaze dolayısıyla. Sünnet olduktan bir süre sonra muhlis ninemin kızı bize bir zarf getirdi. Muhlis ninem meğer vefat etmeden önce bizim sünnetimiz için kenara bahşiş ayırtmış. Onun zarfıymış o. Kızı bulduğu gibi bize getirmiş. yastığının altına hazırlamış bırakmış.. Muhlis ninem işte, olmak istediklerimden. Allah rahmet eylesin

Öyle işte, mükemmel ve iyi olanlar da olsa maalesef ki ben insanlara da bağlanamam. Benden erken ölecek diye değil evvela. Lakin beşer şaşar. Zaman değiştirir onu veya belki ben değişirim. Temiz olan saf olan veya iyi olan hep öyle kalamaz kalacak da değil. Güven bir kere giderse hayal kırıklığı doğurursa artık çok zor. İnsanlara da değer verilmeli ama bağlanılmamalı

ama ve lakin

değişir dediğim insana değer verebilirken, bana hediye ettiği onu anımsatan bir nesneye bağlanabilirim ben. en mutlu anımı anımsatan bir eşyaya bağlanabilirim ben. Benimle birlikte yaşadığım iyi-kötü sürece şahit olmuş kalemime yine bağlanabilirim ben. Dedemden kalan tesbih'e de bağlanabilirim, her gün giydiğim kıyafete de bağlanabilirim, ders çalıştığım masaya da bağlanabilirim, babamın aldığı saate de bağlanabilirim. Bağlanabilirim ve bağlanabilirim... Manevi değeri olan her nesneye güvenebilirim. Onlar beni ne incitebilir ne de bana zarar verebilir. Öylece ve sadece beklerler ve dururlar
0 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol