evvvet, bi süredir martin eden' dan ilham alarak günde 3-4 saat uyusak ya da haftada 2 gün hiç uyumasak ne değişir başlıklı bi deneysel araştırma yürütüyordum. araştırmayı merakla e ciddiyetle sürdürdüm çünkü uyuduğumuz saatlerin biraz boşa gittiğini düşünüyorum. sistemi, motoru kapatıp 6-8 saat kütük gibi uzanıyorsun falan çok garip. veeee sonuçlara gelecek olursak gayet yaşanıyormuş, aşırı major değişimler gözlemlemedim sanıyordum ama bütten sonra kafayı devirip on saat uyumuşum bi uyandım zihnim falan acayip berrak, baş ağrısı yok. Hayat buymuş. Artı olarak çok hiperaktif bir kişilik oluyordum ben uyumayınca, çevreme verdiğim rahatsızlık miktarını da azaltmışımdır diye düşünüyorum. Neticede hala martin eden'a katılmakla beraber 6-8 saat diyen sn doktorlar bu işi biliyormuş, teşekkürler sn doktorlar.
Biz bu işin kavvosuyuz,rpadasıyız🫶
Ortalama bir doktor olmak için saatler boyu masanın başında durmak gerekiyor.
İyi bir doktor olmak icin ne gerektiğini düşünmek dahi istemiyorum.
Ancak şu da bir gerçek:
Bu zehri tattıktan sonra ne başka bir iş yapabilirim ne de alternatif bir hayat yaşayabilirim.
Tanım:her gün mikro düzeyde düzenli biçimde travmatize olmak.
İyi bir doktor olmak icin ne gerektiğini düşünmek dahi istemiyorum.
Ancak şu da bir gerçek:
Bu zehri tattıktan sonra ne başka bir iş yapabilirim ne de alternatif bir hayat yaşayabilirim.
Tanım:her gün mikro düzeyde düzenli biçimde travmatize olmak.
Stajyerlikte arkadaş grubu gerçek manada hayati bir öneme sahipken aynı arkadaş grubu internlükteki verimsizliğin başat sebebi.
Urfalılardan uzak durmak gerek.
(Kürt ya da arap olması fark etmeksizin.)
(Kürt ya da arap olması fark etmeksizin.)
Avukatın ucuzuna kaçılmaz.
'Bu baronun en orospu çocuğu avukatı kim?' diye sordurulur ve kendi alacağından çoğunu ona yedirirsin.10 senede sonuçlanacak dava 2 senede sonuçlanır ve siktir olur gidersin. Hem de 10 senede edeceğinden daha fazla kar ile..
Örnek de vereyim: 10x alınacaksa 8x senin kardeş dersin ve mevzu kapanır.
'Bu baronun en orospu çocuğu avukatı kim?' diye sordurulur ve kendi alacağından çoğunu ona yedirirsin.10 senede sonuçlanacak dava 2 senede sonuçlanır ve siktir olur gidersin. Hem de 10 senede edeceğinden daha fazla kar ile..
Örnek de vereyim: 10x alınacaksa 8x senin kardeş dersin ve mevzu kapanır.
1 ya da 1,5 milyon tl'yi azımsayan ya da küçümseyen insanların aslında 1 milyon tl'ye tek seferde sahip olmadığını ve onunla herhangi bir işlem yapmadığını düşünüyorum.
Elbette eriyen bir para birimimiz var ancak belli bir miktardan ve önceden sahip olunuşlardan sonra sanıldığı kadar karşılıksız değil.
Bunun birkaç karşılığını örneklendireyim:
-ufak bir krediyle güzel bir 0 km araba alabilirsiniz.
-temiz bir ikinci el araba alabilirsiniz.
-doğru zamanda doğru insanlarla karşılaştıysanız ve uygun bir ortam varsa çok ciddi kar marjı elde edebilecek bir işin nakit sağlayıcılarından olup pasif gelir elde edebilirsiniz.
-ben düz bir adamım diyorsanız faize yatırabilirsiniz.
Elbette eriyen bir para birimimiz var ancak belli bir miktardan ve önceden sahip olunuşlardan sonra sanıldığı kadar karşılıksız değil.
Bunun birkaç karşılığını örneklendireyim:
-ufak bir krediyle güzel bir 0 km araba alabilirsiniz.
-temiz bir ikinci el araba alabilirsiniz.
-doğru zamanda doğru insanlarla karşılaştıysanız ve uygun bir ortam varsa çok ciddi kar marjı elde edebilecek bir işin nakit sağlayıcılarından olup pasif gelir elde edebilirsiniz.
-ben düz bir adamım diyorsanız faize yatırabilirsiniz.
mental olarak hayatımın en ilginç deneyimlerinden birini yaşayacağım
Bütün sektörlerin tamamen özelleşmesi gerektiğini düşünüyorum.
Genel tıp hakimiyeti ve mesleki idrak/doyum/rasyonel başarı açısından yapabileceğimiz en f/p yatırım tus çalışmak.
Popüler şairlerin %90'ı deluluda yaşayan, şiirlerini bugün yazsa "h******** ordan" diyeceğimiz insanlardır
Koşu çok overrated bir spor
Manikür ve pedikürü antifeminist buluyorum
Gss harici sgk soygundur
bu başlıkta, normalde insanlara kendimi yarım saat açıklamamı gerektirecek, çoğunlukla "rage bait" bulunacak fikirlerimi paylaşacağım
Önden belirteyim: herkesin hayatına kimse karışamaz, kimsenin bedenine kimse müdahale edemez, herkes kendi hayatını dilediği gibi yaşayıp değerlendirmekte özgürdür. Paylaşacağım tüm fikirlerim kendi yaşantım ve bedenimle ilgilidir
Önden belirteyim: herkesin hayatına kimse karışamaz, kimsenin bedenine kimse müdahale edemez, herkes kendi hayatını dilediği gibi yaşayıp değerlendirmekte özgürdür. Paylaşacağım tüm fikirlerim kendi yaşantım ve bedenimle ilgilidir
Sonda söylemem gerekeni başta söylemek istiyorum.
Nickini ve kim olduğunu bildiğim ancak yakından tanımadığım,psikiyatri istediğini buraya da yazan meslektaş(lar)ıma herhangi bir taş atmıyorum.Yazacaklarım Tamamen kendi yakınımdaki insanlarda gördüklerimden edindiğim izlenimler.
Çalışma koşulları haricinde bir sebeple psikiyatri ihtisası yapmak isteyen kişilerin hayatla derin problemler yaşadığını düşünüyorum.
Hatta birçoğunun tıbbın daha materyalist alanlarında tutunamayacak kadar kırılgan olduğu kanaatindeyim ve bu bana çok üzücü geliyor.
Kendilerinin 'normal'in dışında olduklarını düşündükleri için 'kendi normal' lerini yaratırken güçlü olabilmek adına psikiyatri alanını kendileri için 3. Bir mekan haline getirmek istediklerini düşünüyorum.
Yani aslında rezilyant olmayan insanların kendilerini zihnen 'normal'leştirmeye çalıştıkları bir alan gibi lanse edilen psikiyatriye olan güvenim gün geçtikçe azalıyor.
Ve itiraf etmek gerekirse bunları fark etmiş bulunmak hiç işime gelmiyor.
Bunu okuyan herhangi bir kişinin kırılmasını istemem.
Emin olun ki bu entriyi gerçekten herhangi akranım bir meslektaşıma ithafen yazmadım.
Gütf harici uzman doktorların ve hatta profesör titrine sahip hocaların birtakım 'an'larına şahit olarak bu kanaate vardım.
Nickini ve kim olduğunu bildiğim ancak yakından tanımadığım,psikiyatri istediğini buraya da yazan meslektaş(lar)ıma herhangi bir taş atmıyorum.Yazacaklarım Tamamen kendi yakınımdaki insanlarda gördüklerimden edindiğim izlenimler.
Çalışma koşulları haricinde bir sebeple psikiyatri ihtisası yapmak isteyen kişilerin hayatla derin problemler yaşadığını düşünüyorum.
Hatta birçoğunun tıbbın daha materyalist alanlarında tutunamayacak kadar kırılgan olduğu kanaatindeyim ve bu bana çok üzücü geliyor.
Kendilerinin 'normal'in dışında olduklarını düşündükleri için 'kendi normal' lerini yaratırken güçlü olabilmek adına psikiyatri alanını kendileri için 3. Bir mekan haline getirmek istediklerini düşünüyorum.
Yani aslında rezilyant olmayan insanların kendilerini zihnen 'normal'leştirmeye çalıştıkları bir alan gibi lanse edilen psikiyatriye olan güvenim gün geçtikçe azalıyor.
Ve itiraf etmek gerekirse bunları fark etmiş bulunmak hiç işime gelmiyor.
Bunu okuyan herhangi bir kişinin kırılmasını istemem.
Emin olun ki bu entriyi gerçekten herhangi akranım bir meslektaşıma ithafen yazmadım.
Gütf harici uzman doktorların ve hatta profesör titrine sahip hocaların birtakım 'an'larına şahit olarak bu kanaate vardım.
hayatım boyunca insanları dinleyen, onlar anlayan ve zor dönemlerinde onlara destek olmayı başaran (en azından özveriyle deneyen) birisi oldum, insanları anlamak konusunda ilginç bir yetiye sahiptim hep, onları kendilerinden bile daha net görürdüm, kendilerinin bile farkında olmadığı bilinçaltlarındaki duyguların ve düşüncelerin farkında olurdum yani. (medyum olduğumu ya da zihin okuduğumu filan iddia etmiyorum, sadece insanları okuma konusunda iyiyim)
yakın zamanda kendi hayatımda böyle birisinin olmadığını farkettim. ben birisiyle konuşurken onun tepkilerinden bile modunun nasıl olduğunu sezebiliyorken kimse benim ne hissettiğimi ben söylemeden anlamıyor sanki. ben derdimi anlattığımda kimse bana seni anlıyorum demekten fazlasını söyleyemiyor, kimse bana duygularım hakkındaki yorum ve içgörülerini paylaşamıyor. bana sen aslında şu yüzden bu haldesin, sen aslında şundan korkuyorsun diyemiyor kimse. üzgünken bile kendi psikologluğumu (!) bir sekilde benim yapmam gerekiyor adeta. kendi hayatımda bir ben yokum ve bu beni çok yoruyor. belki de sorun çevremdeki bana benzeyen insan eksikliği değildir, kendi hayatımdaki ben eksikliğidir, özsevgi, özsaygı vs eksikliğidir. bilemiyorum...
yakın zamanda kendi hayatımda böyle birisinin olmadığını farkettim. ben birisiyle konuşurken onun tepkilerinden bile modunun nasıl olduğunu sezebiliyorken kimse benim ne hissettiğimi ben söylemeden anlamıyor sanki. ben derdimi anlattığımda kimse bana seni anlıyorum demekten fazlasını söyleyemiyor, kimse bana duygularım hakkındaki yorum ve içgörülerini paylaşamıyor. bana sen aslında şu yüzden bu haldesin, sen aslında şundan korkuyorsun diyemiyor kimse. üzgünken bile kendi psikologluğumu (!) bir sekilde benim yapmam gerekiyor adeta. kendi hayatımda bir ben yokum ve bu beni çok yoruyor. belki de sorun çevremdeki bana benzeyen insan eksikliği değildir, kendi hayatımdaki ben eksikliğidir, özsevgi, özsaygı vs eksikliğidir. bilemiyorum...
saçımı kes(tir)mek için bir bahane
Kilit
Garip. Evet ilginç değil garip, interesting/weirdo çizgisinin epey sağı
Random yerlerde otobüsten inip beğendiğim sokaklardan ilerlemek, aklımdan haritalarını çıkarmak gibi bi hobim vardır. Amaç: yavaş yavaş tüm ara sokaklara ve şehire hakim bi komiser nevzat karakterine dönüşmek.
Hayatındaki tüm utanç verici anları baştan sona geçit gösterisi şeklinde kafada oynatmak
lisenin başlarından beri chase atlantic. o dönemler yakın arkadaşlarımdan biri çok severdi beni de tanıştırmıs bulundu. test kitaplarımın orasına burasına şarkı sözlerini yazardım, graffitisini bile yapmışlığım var. akıl başa sonradan geldi maalesef. yine aynı dönemlerde hoşlandığım çocuğun efendim- rıza tamer ithafına phases- chase atlantic cevabını vermiştim şeklinde hatırlıyorum, durum grubu özümseme seviyemi açıklıyor galiba. şimdi bakınca popüler şarkılarının sözleri biraz ergen geliyor mu? evet. beatleri, sözleriyle muhteşem isleri var mi? yine evet. yeni albüm yakında geliyor da seviyorum sayın yargıç.
bazen utandığım, bazen kendimi şizofren gibi hissettiğim durum. gerçi zaten bir avuç kişiyiz şurada, illa ki yaşanacak bu olay. hem birinin bu işi yapması lazım sonuçta
iş çıkışı trafiği gibi, ıkına ıkına
oğuz atay'ın tutunamayanlar kitabından bir alıntıdır. yapamayacağına inandığı için yapmayı denememek bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerdendir bence, aslında mümkün olan bir ihtimali korkudan dolayı harcamış olmak o şeyi deneyip başaramamaktan daha üzücü gelir bana. hoş, hemen hemen her gün bilinçaltımda bu üzüntüyle yaşıyorum. sanırım kırmam gereken döngülerden birisi de bu.
ya güzel konuş ya da sus, senin negatif düşüncelerini duymak istemiyorum. birbirimizle anlaşamıyoruz işte. çık git kafamın içinden, sen de kurtul ben de.
(bkz: kafamızdaki ses(ler))
(bkz: kafamızdaki ses(ler))
bir anda yok olamamak. 1000 sene önce aniden evden çıkıp gidebilirdiniz ve bir daha kimse sizi bulamazdı, bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayat kurabilirdiniz ama günümüzde hakkınızda kayıp ihbarı çıkmadan ya da polis çevirmeden sınır kapısına bile ulaşamazsınız. büyük bir eksiklik bence, insan yorulduğu zaman bir süreliğine de olsa bırakıp gidebilmeli (bkz: her şeyden bıkmak).
allah düşmanımın başına vermesin, fiziksel olarak çektiğim en büyük acı.
Elzem
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?